Image

17. Yüzyıl Tarih Anlayışları Üzerine Değerlendirme

16. ve 17. yüzyıllarda matematik fiziğe duyulan güvenin düşünürler arasında yaygınlaşması, 17. yüzyılda en yetkin örnekleri Descartes, Spinoza, Leibniz gibi düşünürlerin yapıtlarında görülebilecek olan düşünce çığırının yani usçuluğun (rationalism) ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu düşünce akımı, us (ratio) adı verilen, kendisinde tümel olarak kavramların, açık-seçik bilgilerin ve kuralların bulunduğu varsayılan yetimizin, insan dışındaki gerçekliği bilmek ve açıklamak için en temel araç olduğunu savunmuştur. 16. yüzyılın deneyci filozofu Bacon’dan sonra, 17. yüzyılda Hobbes’da, hatta Locke’da bile, her ne kadar “bazı durumlarda” historik bilgiye başvurmadan eyleme geçmenin yanlışlığına işaret etmiş olsa da bu tür bilgiyi “doğa bilimi”ni model alan bir bilim kavrayışı ekseninde “güvenilmez” bulan anlayışa rastlamak olanaklıdır.

Ne var ki, 16. yüzyılda Herodotos öncesindeki anlamı yeniden hatırlanan ve empeiria ile eş anlamlı kılınan historia kavramının anlam içeriğinin tekrar daralması da yine bu yüzyıllar içinde gerçekleşmiştir: Bacon, “bilim” kavramını empeiria anlamındaki historia’ya dayandırmakla, en azından theoriaempeiria karşıtlığını aşmış ve empeiria’yı, bizzat bilimsel etkinliğin dayandığı temel olması bakımından, doğa araştırmalarına yönelen insan için 16. yüzyıla kadar rastlanmamış özel bir öneme ve değere kavuşturmuştur.

Böyle bir doğa bilimsel bakış, historia’dan, doğadaki düzenli olguların dışında kalmış, dağınık, tekil ve rastlantısal insan-toplum olaylarının anlaşılmasına da yol açmıştır. Özellikle 17. yüzyılın sonlarından itibaren, historia’dan yalnızca insan-toplum olaylarının bilgisinin anlaşıldığını söylemek mümkündür.

Fakat historia teriminin anlam içeriğinin yalnızca insan-toplum olaylarının bilgisini içerecek şekilde değişmesini yalnızca doğa-bilimci yaklaşıma bağlamak da doğru değildir. Yukarıda da sözünü ettiğimiz hümanist düşünür Jean Bodin, bu terimin yalnızca insan-toplum olaylarının bilgisi anlamında kullanılmasını önerme konusunda bir ilk olmuştur: Bodin, terimi özellikle de bu anlam içeriğiyle sınırlamak istediğini ve historia’yı “rerum ante gestarum vera narratio”yani “geçmişte olup bitmiş olayların doğru olarak anlatılması” yoluyla edinilen bilgi olarak ortaya koyma çabasında olduğunu bildirmiştir. Yine Bodin tarafından kullanılan “historia rerum gestarum”, yani yapılmış işlerin anlatımı, daha sonra Hegel’in de aralarında bulunduğu pek çok tarih filozofunun “tarih bilimi” dendiğinde anladıkları şey olmuştur.

Yukarıda sözünü ettiğimiz, deneyci ya da usçu tüm düşünürler, 16.17. yüzyıllarda tarihe yaklaşımı belirleyen etkilere sahip olmuşlardır ve özellikle theoria-historia karşıtlığı açısından, bu düşünürlerin etkileri, bu karşıtlığı aşma çabası yerine, onu koruma çabasına zemin hazırlamıştır. Başka bir ifadeyle, 16. ve 17. yüzyıllar, bir yandan doğa bilimini merkeze alan bilgi kuramı, öte yandan usçu felsefe anlayışı tarafından, bizim bugün anladığımız ve kullandığımız anlamıyla historia’ya karşı olumsuz bir tutuma sahip yüzyıllardır. Tarih felsefesi ve onun ilkelerine uygun kurulabilecek bir bilimsel tarih, ortaya çıkmak için, yaklaşık bir yüzyıl daha bekleyecektir.


17. Yüzyıl: Usçuluk, Descartes ve Tarihe Bakış

17. Yüzyıl: Usçuluk, Descartes ve Tarihe Bakış

12 Ekim 2016 Çarşamba

Rönesans’ın elde ettiği kazanımları derleyip düzenleyen, bu kazanımları temel alarak kendi içinde birlik ve bütünlük taşıyan farklı bir dünya görüşüne varmayı deneyen bir yüzyıl olarak 17. yüzyıl, bir “durulma” dönemidir, denilebilir.

Modernlik Ruhunun İlk Büyük Temsilcileri

Modernlik Ruhunun İlk Büyük Temsilcileri

2 Eylül 2015 Çarşamba

Modern felsefe daha ilk aşaması ya da uğrağından başlayarak, yani Francis Bacon ile Thomas Hobbes’tan itibaren, yeni zamanlarda kozmosun parçalanmasının yarattığı sonuçların etkisi altında gelişir.

17.yy Felsefesinin Genel Özellikleri

17.yy Felsefesinin Genel Özellikleri

27 Eylül 2015 Pazar

On yedinci yüzyıl felsefesi, Rönesans’ta ortaya çıkan yeni bir ruhun, Rönesans ile başlayan yepyeni bir felsefe anlayışının İngiltere’de Francis Bacon’la, Fransa’da ise René Descartes ile yerleşmesi ve pekişmesini ifade eder.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi