Image

Antik Yunanda Zihin Felsefesinin Başlangıçları

Çağdaş zihin felsefesi kuramlarının pek çoğunun kökenleri Antik Yunan felsefesine kadar götürülebilir. Yüzyıllar boyunca filozoşar, bilim adamları, zihnin doğası üzerine düşünmüş ve yazmışlardır. Bu yüzden çağdaş zihin kuramlarını anlayabilmek ve değerlendirebilmek için bu görüşlerin Antik kökenlerine bakmak gereklidir.

Sokrates öncesi Antik Yunan düşüncesine baktığımızda, birbirine paralel iki düşünme biçimiyle karşılaşırız. Bunlardan birincisi ilk örneklerini doğa filozoşarında gördüğümüz, doğalcı bilimsel yaklaşımdır. İkincisi, Antik Çağın genel düşünme sistemine egemen olan mistik yaklaşımdır. Thales’den başlayarak Miletli düşünürler, bir ölçüde Elealılar, doğrudan sorun edinmeseler de zihin ve bedenin birbirinden ayrı olmadığını, bir bütün olduğunu, bütün gerçekliği tek bir tözden ibaret olarak görmenin mümkün olduğunu göstermişlerdir. Buna karşın Pythagorascılar doğu mistisizmini Yunan dünya görüşünü oluşturan, bugün “bilimsel” diye adlandırılabilecek anlayışla birleştirmişlerdir.

Bir kültürün, dünyaya bakışının ipuçlarını bulabileceğimiz en doğrudan kaynaklar, edebiyat alanına ait olanlarıdır. Bu noktada Antikçağ Yunan düşüncesinde, zihin hakkındaki ilk tasarımları bulabileceğimiz bir kaynağa, Homeros’un İlyada ve Odysseus adlı destanlarına yönelmek yararlı olacaktır. Özellikle Antikçağa ait ilk yazılı eserlerden biri olan İlyada’yı incelediğimizde, İlyada’da bugün anladığımız anlamda bir zihin tasarımının olmadığını görmekteyiz.

Julian Jaynes İlyada’nın diline baktığımız zaman bugün kavrama, algılama, hissetme, bilinçli olma gibi zihinsel kavramların daha somut ve farklı anlamlarda kullanıldığını ileri sürmüştür. Sonraları ruh ya da bilinçli zihin anlamına gelen psyche kelimesi çoğu kere kan, can veya nefes gibi yaşamın özüne ilişkin bir anlam taşır. Örneğin; İlyada’da ölen bir savaşçının psyche’si toprağa karışır ya da ağzından çıkar (İlyada, 22: 362). Sonraları duygusal ruh, tutku gibi soyut bir anlamda kullanılan thumos kelimesi de İlyada’da sadece hareket ya da uyarılma anlamındadır. Ama aynı zamanda thumos sanki kişinin kalbi ya da yüreği gibidir, çünkü Glaukos Tanrı Apollon’a “ne olur, tanrım, iyi et şu kötü yaramı, dindir acılarımı, güç ver bana” diye yalvardığında Apollon onu dinlemiş, “yüreğine taptaze bir güç salmıştır, Glaukos da bunu yüreğinde duymuş, sevinmiştir” (İlyada, 16: 525529). Thumos bir insana yemeyi, içmeyi, savaşmayı söyleyebilir. Bir pasajda Diomedes, Akhilleus için “kendi bilir, ister kalır, ister gider, ya göğsünde yüreği onu iter, ya da bir tanrı, hadi der, yürü” dediğinde thumos, Akhilleus’un göğsünde onu iten yüreğidir. Ama bir yandan da thumos gerçek anlamda bir organ değildir ve belli bir yeri yoktur; fırtınalı bir denizin de thumos’u vardır. Benzer anlamda kullanılan bir başka kelime de hemen her zaman anatomik olarak diyaframda konumlandırılan phren kelimesidir. Bu kelime de aynen thumos gibi, sonraları yürek anlamında kullanılmaya başlanmıştır.

İlyada’da zihin kavramı doğrudan değil, ama bilinç sahibi bir insanın Tanrı’larla ilişkisi çerçevesinde ele alınır. İlyada’nın kahramanlarının, bugün anladığımız anlamda, özerk bir bilince sahip bireyler olarak davranmak yerine, tanrılara ve kahinlere danışarak davrandığı görülür. Tanrılar kahramanları bir takım eylemler yapmaya kışkırtırlar ya da engellerler. Dolayısıyla bireyin nerede kendi istenci, özerk bilinciyle hareket ettiği, nerede Tanrıların yönlendirmesiyle hareket ettiği belli değildir. İlyada’nın karakterlerini eyleme geçiren şey, bilinçli planlama, akıl yürütme ve güdülenmeden ziyade, tanrıların onlara bildikleri dilde, bazen yakın bir arkadaş, bir otorite figürü, bazen de tanrının kendisi şeklinde görünerek konuşmaları ve eylemleri gibi görünmektedir.

Homeros’un diğer destanı Odysseia ise İlyada’nın aksine Odysseus’un dillere destan “tanrılara denk” aklı, yani bilinçli bir zihin tasarımı üzerine kurulmuştur. Odysseia’nın baş kahramanı Odysseus’a “tanrısal”, “Zeus’un beslediği” gibi sıfatlar yakıştırılır ve Odysseus’da metis ile phren, yani anlama, kavrama, düşünme yetisinin yanı sıra, hayatın karşısına çıkardığı güçlüklere dayanıp onları yenmek için çare ve çözüm bulma gücü vardır. Odysseus’un metis ya da phren ile nitelenen düşün yetisinde, bugün akıl ve zeka dediğimizden başka, bir de bilinç kavramı vardır. Odysseus her olayın nereye varacağını önceden sezer, anlar ve olayı istediği yöne çevirmek için ne gibi tedbirlerin alınması gerektiğini düşüncesiyle bulur ve uygular.

Odysseia destanının ardından MÖ. 4. yüzyılda Aiskhylos tarafından yazılan Zincire Vurulmuş Prometheus tragedyası ile artık aklın kişileştirilmesine tanık olmaktayız. Aklın, zihnin, fantezinin temsilcisi Prometheus, ateşi Tanrılardan çalarak insanlara vermekle onların uygar topluma geçmelerini sağlamış, onlara teknolojiyi, bilimlerii ve sanatları öğretmiştir. Dolayısıyla Prometheus’da İlyada’da kendi aklından ziyade tanrıların aklına güvenen, onların yönlendirmesiyle eylemde bulunan insanın yerini, özerk aklıyla doğayı dönüştürme, kendi amaçları için kullanma gücüne sahip olan insan almıştır. Edebiyatın yanı sıra Antik Yunan’da bugün felsefi olarak nitelendirdiğimiz ilk düşünürlerden elimize kalan fragmanlarda da zihinle ilgili düşünceler bulunmaktadır.


Thomas Aquinas'ın Zihin Kavramı

Thomas Aquinas'ın Zihin Kavramı

Wednesday, June 6, 2018

Thomas Aquinas Orta Çağda, Skolastik felsefenin en büyük temsilcisi olarak bilinir.

Zihin Kavramı

Zihin Kavramı

Thursday, November 19, 2015

Zihin denince akla ilk gelen şey onun fiziksel olmayan bir şey, daha doğrusu düşünme kapasitesine sahip bir şey olduğudur. Zihnin üç temel kapasiteye sahip olduğunu söyleyebiliriz; bunlar “biliş” (bilme), “duygulanım” (duygular) ve “istenç” (isteme) olarak sıralanabilir.

Makineler Düşünebilir mi?

Makineler Düşünebilir mi?

Wednesday, August 29, 2018

Bir gün, uygun karmaşıklıkta bir makinenin, Turing testini geçebileceğini düşünmek, uzak bir olasılık gibi görünmüyor.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

Thursday, May 4, 2017

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

Thursday, May 4, 2017

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

Friday, March 3, 2017

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

Monday, November 23, 2015