Image

Arnold Geulincx Kimdir? Yaşamı ve Felsefesi

Descartesçi (Kartezyen) felsefenin önemli temsilcilerinden olan Geulincx, Antwerp’te doğdu. Leuven ve Leyden’de hocalık yaptı. 1669 yılında Leyden’de öldü. Yapıtlarını Latince kaleme almış, bu yapıtlar ölümünden sonra basılmıştır. Başlıcaları şunlardır: Quaestiones Quodlibeticae (1653); Disputatio medica inauguralis de febribus (1658); Logica fundamentis suis restituta (1662), Methodus inveniendi argumenta (1663), De virtute (1665).

Geulincx, Descartes’ın zihin-beden düalizmini mantıksal temelde çözmeye çalıştı. Öncelikle Descartes’ın cogitosunu kabul etti ve evreni anlayabilmek için cogitodan hareket etmek gerektiğini savundu. Ona göre bilincin içerikleri ikiye ayrılır: Bilincin kendisinden devşirdiği edimler; istemek, düşünmek, yargıda bulunmak gibi. Bunlardan ayrı olarak bir de duyumlar vardır. Duyumlar doğrudan bilinçte yaratılmış olmayıp dış etkenlerin sonucu olarak bilinçte oluşurlar. Yani duyumları n nedenleri bilincimizin dışındadır. Biz bu nedenleri bilmediğimiz için bunların nasıl oluştuğunu da bilemeyiz. Beden ruhtaki duyumların nedeni olmadığı gibi, ruhta meydana gelen isteme de bedendeki devinimlerin nedeni değildir. Dıştan gelen uyarım ile içten gelen istek, ruhta bir duyum, vücutta bir devinim yaratan asıl nedenler değil, sadece ara nedenler ya da vesiledirler. O halde asıl neden nedir? Geulincx’e göre asıl neden Tanrı ’dır. Tanrı bedendeki uyarılma vesilesiyle ruhta bir tasarım meydana getirir; isteme vesilesiyle de bedende bir devinim yaratır. Ruhtaki isteme ile bedendeki devinim arasında Tanrıya dayandırılan bu ilişki, felsefede vesilecilik ya da ara nedencilik (occasionalizm) olarak adlandırılır. Vesilecilik (occasionalizm) ruhtaki isteme ile bedendeki devinim arasındaki ilişkinin Tanrı tarafından kurulduğu ve Tanrı’nın tek gerçek neden olduğu görüşüne dayanan bir felsefi yaklaşımdır. Geulincx insandaki ruh-beden etkileşimini Tanrı’nın gerçekleştirdiğini öne sürerek Descartes’tan sonra ortaya çıkan ruh-beden ilişkisi sorununa bir çözüm önermiş olur ama ruhla beden arasında karşılıklı-etkileşim (interaction) olduğu görüşüne katılmaz. 

Geulincx ara nedenciliği madde dünyasına da genişletmiş, bir cismin başka bir cisme etki etmesinin anlaşılamaz olduğunu öne sürmüştür. Bir nesnenin başka bir nesnede değişiklik oluşturması nesne kavramında içerilmeyen bir şeydir. Bu nedenle cisimlerin birbirlerini etkilemelerinin gerçek nedeni de Tanrı’dır. Nesnelerin birbirlerine etki etmeleri ise salt birer vesile oluşturur. Sonuç olarak cisimler etkin değil, edilgin varlıklardır. Evrende etkiyen biricik neden sonsuz töz olan Tanrı’dır.  Geulincx, vesileciliğini ahlak alanına da uyarladı. Ona göre insan kendiliğinden bir şey yaratamaz. İnsan, Tanrı’nın onda oluşturduklarının seyircisidir ve Tanrı’nın kurduğu düzene boyun eğmelidir. En yüksek erdem Tanrı ve akıl sevgisidir. Ruh kendi özünden fışkıranlar dışında, dışsal hiçbir şey istememelidir: Çalışkanlık, itaat, adalet, alçakgönüllülük başlıca etik değerlerdir. Alçakgönüllülük iki açıdan ele alınabilir: dünyayla olan ilişkimizi anlamak ve Tanrıyla olan ilişkimizi anlamak. Yani alçakgönüllülük kendimizi bilmeyi ve kendimizden vazgeçmeyi içerir. Ruh kendisiyle hiçbir gerçek ilişkisi olmayan madde dünyasından bir şey istememelidir. Çünkü insan dış dünyadaki nesnelerin nedeni değildir. Nedeni olmadığı bir şeyi bilemez. Bilemediği konuda bir şey istememeli, kendisinden ve dış dünyadan vazgeçerek Tanrı’ya adanmalı, mutlu olmaya değil ödevlerimizi yerine getirmeye çalışmalıdır. Zira ancak kendisini Tanrı’ya ve akla vererek ruh dinginliğine ve en yüksek iyiye ulaşabilir. Dış dünyadan el etek çekerek Tanrıyla bütünleşmeyi öneren bu öğreti mistisizme yakın bir tutum ortaya koyar. Kişinin kendisiyle Tanrı arasına hiçbir aracı sokmadan Tanrı’nın varlığına ve bilgisine ulaşmaya çalışması, kendi ruhundan hareket etmesi ve güç alması demektir. Epistemolojik ve metafizik açıdan cogitodan yola çıkmak, mistisizme kayması kolay bir tutumdur. Nitekim Descartes’ı izleyen tüm ussalcı düşünürlerin felsefelerinde bir mistisizm eğilimi olduğu söylenebilir.


Arnold Geulincx Kimdir? Yaşamı ve Felsefesi

Arnold Geulincx Kimdir? Yaşamı ve Felsefesi

30 Mayıs 2017 Salı

Öncelikle Descartes’ın cogitosunu kabul etti ve evreni anlayabilmek için cogitodan hareket etmek gerektiğini savundu. Ona göre bilincin içerikleri ikiye ayrılır: Bilincin kendisinden devşirdiği edimler; istemek, düşünmek, yargıda bulunmak gibi. Bunlardan ayrı olarak bir de duyumlar vardır.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi