Image

Bilginin Doğruluğu

Bilginin ne olduğunu belirleme noktasında, en azından “bilginin haklılandırılmış doğru inanç olduğunu” ifade eden üç unsurlu bilgi tanımı açısından, doğruluğun açıklığa kavuşturulmasına da ihtiyaç duyulur. Gerçekten, epistemolojinin temel problemlerinden biri de, İlk Çağ’dan beri tartışılan bir problem olarak doğruluk problemidir. Buna göre, doğruluk özelliğinin doğasını anlamaya ve ortaya çıkarmaya çalışan epistemoloji, alanındaki önermelerden hangilerinin doğru olduğunu, hangi önermelerin doğruluk özelliğine sahip bulunduğunu keşfetmeyi amaçlayan bilimden, hiç kuşku yok ki farklılık gösterir. Çünkü doğruluk bağlamında felsefi veya epistemolojik olarak sorulacak soru, “neyin doğru olduğu” sorusundan ziyade, “doğruluğun ne olduğu” sorusudur.

Hakikat ile realite, doğruluk ile gerçeklik birbiriyle sıklıkla karıştırılır. Gerçeklik zihinden bağımsız olarak ve gerçekten var olan varlığı ifade eder, oysa doğruluk, kabaca gerçekten var olanı olduğu şekliyle ifade eden önerme ya da bilginin bir özelliği olmak durumundadır.

Bu bağlamda bilinmesi gereken ilk ve en önemli şey, hakikat ya da doğruluğun bilen ya da bilinen varlığın özelliği olduğudur. Yani, bilen öznenin de bilinen varlığın da doğru olmasından söz edilemez. Doğruluk varlığın ya da gerçekliğin değil de, bilgi ya da önermenin bir özelliğidir. Başka bir deyişle, doğru olan yalnızca kendisine inanılan önerme veya bilgidir, daha doğrusu bilginin ifade edildiği yargı ya da önermedir. Doğruluk, dahası tek tek kavramların ya da algıların da özelliği değildir. Kavramlar, bir yargı ya da önermede bir araya getirildikleri zaman ancak, doğruluktan söz edebiliriz. Örneğin “Kar beyazdır” gibi bir önermeyi ele alalım. Bu önerme, bilen insan zihninin, kar adı verilen nesneye yönelmesinin ve onu gözlemleyerek kara beyazlık özelliğini yüklemesinin sonucunda ortaya çıkan bir önermedir. Burada doğruluk, kar kavramının da beyazlık kavramının da bir özelliği olamaz. Doğruluk, yalnızca söz konusu önermenin bir özelliğidir.


Bilgiyi Nesnesiyle Tanımlayan Bilgi Anlayışı ve Bilginin Doğruluğu

Bilgiyi Nesnesiyle Tanımlayan Bilgi Anlayışı ve Bilginin Doğruluğu

4 Kasım 2016 Cuma

Bilgiyi belli bir ürün ya da entelektüel gelişme süreciyle açıklayan bilgi anlayışlarının karşısında, bilgiyi bu kez nesnesi ya da konusuyla tanımlayan bilgi anlayışları bulunur. Bu kapsam içinde ele alınmak durumunda olan bilgi görüşleri, bilginin sanı ya da kanaatin bittiği yerde başladığını öne süren epistemolojik öğretilerden oluşur.

Mütekabiliyetçi Doğruluk veya Uygunluk Teorisi

Mütekabiliyetçi Doğruluk veya Uygunluk Teorisi

22 Mart 2017 Çarşamba

Epistemolojide hakikat veya doğruluğun özüyle ilgili olarak İlk Çağ’dan günümüze bazı teori ya da görüşler öne sürülmüştür. Bunlardan birincisi, ilk kez Platon tarafından Sofist adlı diyalogda ortaya konan ve hakikatin zihin ile şeylerin uyuşmasından, düşüncenin şeylere uygunluğundan meydana geldiğini ifade eden mütekabiliyetçi doğruluk görüşüdür.

Ölçütlerle Uyuşma Olarak Doğruluk

Ölçütlerle Uyuşma Olarak Doğruluk

22 Mart 2017 Çarşamba

Gerçekten de birtakım ölçütlerle uyuşma olarak doğruluk kuramlarının ilk ve en seçkin örneği, doğruluğu “apaçıklık”la özdeşleştiren anlayıştır. Apaçıklık olarak doğruluk anlayışı, doğru yargının kendi iç özelliklerinden tanındığını, onun bizzat kendisinin doğru olduğunu gösterdiğini, apaçık oluşuyla doğru olduğunu ortaya koyduğunu öne süren Descartes ve Spinoza gibi rasyonalist filozoflar tarafından geliştirilmiştir.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi