Image

Bilginin Sınırları

Epistemolojinin, kuşkucuların argümanları birtakım sağlam akıl yürütme veya en azından pratik bazı gerekçelerle savuşturulduktan sonra gündeme gelen temel problemi, insan bilgisinin sınırları problemidir. Burada gündeme gelen soru, “öznenin kendi dışındaki nesneleri gerçekte olduğu şekliyle bilip bilemeyeceği” sorusudur.

Bu soruya verilen yanıtlardan biri olumlu, diğeri ise olumsuzdur. Olumlu yanıt, insan bilgisine bir sınır çekilemeyeceğini, öznenin zihin dışı nesneleri gerçekte oldukları şekliyle bilebileceğini söyleyen epistemolojik realizmden gelir. Söz konusu realizm türü, her şeyden önce bilen özneden değil de varlıktan yola çıkarken insandan bağımsız bir dış gerçekliğin bulunduğunu teslim eder. O, ikinci olarak da aklın dış gerçekliğin aynası olduğunu ve kendi dışındaki varlığı, gerçekte olduğu şekliyle bilebileceğini savunur.

Olumsuz yanıt ise tam tersine insan zihninden yola çıkar ve öznenin dış gerçekliği veya kendisinin dışındaki nesneleri, olduğu şekliyle değil de kendisine göründüğü veya zihinsel donanımına uygun düştüğü şekliyle bildiğini ifade eder. Bu görüşe epistemolojik idealizm adı verilmektedir. Söz konusu idealizmin iki ayrı versiyonu vardır. Bunlardan birincisi, insan zihninin bilme sürecinde ancak kendi zihin içeriklerini bilebileceğini ve dolayısıyla zihninin dışına çıkamayıp onunla sı nırlı kalacağını bildiren içkin epistemolojik idealizmdir. Bu görüşün en kusursuz temsilcisi Berkeley’dir. Nitekim Berkeley, söz gelimi önümde okumakta olduğum kitabın açık bir sayfasına baktığım zaman gördüğüm şeyin, üzerine siyah sözcüklerden oluşan satırların yazılı olduğu “dikdörtgen” şeklinde bir kâğıt olduğunu bildirir. Bununla birlikte gördüğüm şey, ona göre, diğer yüzüyle birlikte sayfanın bizatihi kendisi olmayıp benim algısal donanımıma bağlı olan bir izlenim olmak durumundadır. Berkeley, algısal deneyimimin konusu olan söz konusu izlenimin koşullar değiştikçe, söz gelimi miyop olduğum, gözlerimden birinin üzerine bir bası nç yapıldığı, ateşlendiğim zaman, hatta odadaki ışığın durumuna bağlı olarak de ğiştiğini söyler. Nesneyi bilen özneye tabi kılan, insanın bilgide kendi öznel izlenimlerini, zihinsel temsil veya zihin içeriklerini aşamayacağını söyleyen Berkeley, buradan hareketle “var olmanın algılanmış olduğunu” ileri sürmüştür.

Öznel idealizmin ikinci versiyonunu, Kant tarafından temsil edilen transendental epistemolojik idealizm oluşturur. Kant da bilginin sınırlı olduğunu, bilen öznenin bildiği şeyin nesnenin veya varlığın bizatihi kendisi olmayıp sadece algısal deneyiminin konusu olan şey, yani fenomen olduğunu öne sürer. Kant’ın söz konusu idealizmi, onun felsefede gerçekleştirmiş olduğu büyük bir devrimin sonucu olmak durumundadır. Kant’a gelinceye kadar filozoşar, bilgide insan zihni ya da aklı nın bilinen nesneye uyduğunu, onu yansıttığını kabul etmişlerdi. Bunun bilgide çözümsüz birtakım problemlere yol açtığını savunan Kant, hipotezi değiştirerek insan zihninin bilginin nesnesine değil de nesnenin insan zihnine uyduğunu ileri sürer. Başka bir deyişle onun akla ya da insan zihnine yüklediği rol, pasif bir alıcılıktan veya yansıtıcılık değildir. Gerçekten de Kant, akla kurucu bir rol yükler, yani bilginin nesnesi olarak fenomenin, zihinden bağımsız bir nesne olmayıp insan zihni tarafından inşa edildiğini ve yapılandırıldığını söyler. Buna göre Kant öznenin bilgisinin büyük bir bölümünün deneyime dayandığını, bilginin ham maddesinin veya içeriğinin deneyimden geldiğini söyler. Bilgiye yapılan formel katkıyı ise akıl sağlar. Aklın bu formel katkısı, onun kendisinde var olan, doğuştan getirdiği a priori kavram ve kategoriler yardımıyla olur. Bu ise elbette insanın kavram ve kategorileriyle kendisinin inşa ettiği veya yapı kazandırdığı şeyleri bilebildiği anlamı na gelir. İnsanın bir anlamda inşa ettiği, kendisine yapı kazandırdığı bu varlığa fenomen adı verilir. Öznenin bilgisi, onun tarafından yapılandırılan fenomenlerle sı nırlıdır. Kant’a göre, insan zihinsel yapısına uygun düşmeyen şeyleri, algılayamadığı ve bu yüzden kendisinden bağımsız olan, kendinde şeyler olarak numenleri bilemez. Kant’ın bu görüşüne transendental idealizm adı verilir.


Bilginin Sınırları

Bilginin Sınırları

28 Şubat 2018 Çarşamba

Epistemolojinin, kuşkucuların argümanları birtakım sağlam akıl yürütme veya en azından pratik bazı gerekçelerle savuşturulduktan sonra gündeme gelen temel problemi, insan bilgisinin sınırları problemidir.

Bilginin Doğruluğu

Bilginin Doğruluğu

10 Ocak 2017 Salı

Bilginin ne olduğunu belirleme noktasında, en azından “bilginin haklılandırılmış doğru inanç olduğunu” ifade eden üç unsurlu bilgi tanımı açısından, doğruluğun açıklığa kavuşturulmasına da ihtiyaç duyulur.

Ölçütlerle Uyuşma Olarak Doğruluk

Ölçütlerle Uyuşma Olarak Doğruluk

22 Mart 2017 Çarşamba

Gerçekten de birtakım ölçütlerle uyuşma olarak doğruluk kuramlarının ilk ve en seçkin örneği, doğruluğu “apaçıklık”la özdeşleştiren anlayıştır. Apaçıklık olarak doğruluk anlayışı, doğru yargının kendi iç özelliklerinden tanındığını, onun bizzat kendisinin doğru olduğunu gösterdiğini, apaçık oluşuyla doğru olduğunu ortaya koyduğunu öne süren Descartes ve Spinoza gibi rasyonalist filozoflar tarafından geliştirilmiştir.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi