Image

Bütüncülük (Holism)

Özellikle çağdaş bilim felsefesinde çok etkili olmuş olan Bütüncülük adlı kuramı, kabaca, sözcüklerin tek tek değil bir bütün olarak anlam kazandıkları görüşü olarak tanımlayabiliriz. Örneğin “öğretmen” sözcüğünün anlamını kavramak için, “öğ renci”, “öğrenme”, “eğitim” gibi birçok sözcüğün anlamını da aynı anda kavramak gerekir. Yani “öğretmen” sözcüğünün anlamını kavrayıp da, “öğrenci” sözcüğünün anlamını kavramamak olanaklı olmadığı gibi, bir dilde öğretmen kavramına dair bir sözcük olup da öğrenci kavramına dair bir sözcüğün olmamasını da düşünemeyiz. Bu görüşe göre sözcükler birbirleriyle girdikleri ilişkilerin oluşturduğu bir “kavramsal çerçeve” içinde anlam kazanırlar. Bütüncülük görüşünün daha dar bir türüne “tümce bütüncülüğü” adını verebiliriz. Başta Frege olmak üzere birçok çağ daş dil felsefecisinin savunduğu bu görüşe göre sözcükler ancak bir tümce bağlamı nda anlam kazanırlar. Örneğin “dünya” sözcüğü anlamını “dünya yuvarlaktır”, “dünya dönüyor”, ‘dünya güzeldir’ gibi bu sözcüğü içeren tümcelerden alır. Bu tümcelerin içinde geçen “yuvarlaktır”, “dönüyor” ve “güzeldir” türündeki yüklemsel terimler de anlamlarını başka tümcelerden alır. Tümce bütüncülüğüne göre gerçekte anlam yükleyebileceğimiz tek şey tümcelerdir; sözcükler tek tek anlam taşımazlar. Öznesel ve yüklemsel terimler salt sözcüklerden oluşurlar, kendi başlarına tümce değildirler ve bu sözcükler tümcelerin içinden soyutlandıklarında bir anlama sahip olmazlar. Ancak yine de bir sözcüğün anlamını sorabiliriz. Örneğin “Türkçe dilinde ‘dünya’ sözcüğünün anlamı nedir?” diye sorduğumuzda anlamsız bir soru sormuş olmayız. Bu tür bir soru sorduğumuzda aslında aradığımız şey “dünya” sözcüğünün içinde geçen tümceler arasında ortak olan şeydir. Sözcükleri ilk öğrenmemiz de bu şekilde olur. Çocuklar “dünya” sözcüğünü birçok farklı tümce içinde duyduktan sonra tüm bu tümceler arasında ortak olan bir şey olduğunu fark ettiklerinde bu sözcüğün anlamını kavrarlar.

Bütüncülük görüşü çağdaş bilim felsefesinde de etkili olmuştur. Özellikle Thomas Kuhn’un öncülüğünü yaptığı bir görüşe göre Newton’un ya da Einstein’ınki gibi bilimsel paradigmalar fiziksel olguları açıklamak için bir kuram öne sürerken bir taraftan da bir dil oluşturlar. Buna Kuhn bazı yazılarında “leksikon” bazı yazılarında da “kavramsal çerçeve” adını verir.

Örneğin Newton’un kısaca “F = ma” kısaltmasıyla bilinen “Güç = Kütle × İvme” şekliden dile getirebileceğimiz temel devinim yasası salt nesnelerin devinimlerine dair sınanabilecek bir sav değildir. Aynı zamanda bu yasa Newton paradigmasının en temel kavramlarından biri olan kütle kavramının anlamını oluşturur. Yani önce kütle kavramını anlayıp daha sonra bu yasayı kavramayız Kuhn’a göre. Bu yasayı kavrarken aynı zamanda kütle kavramını da oluştururuz. Diğer bir deyişle Newton paradigmasında “kütle” sözcüğü “Güç = Kütle. İvme” tümcesi içinde anlam kazanır. Bunun önemli bir sonucu da bilimsel paradigmada devrimsel bir değişim olduğ unda da sözcüklerin anlamları değişmesidir. Örneğin Einstein’ın “E = mc2” kuramı farklı bir paradigmanın parçasıdır. Burada geçen “m” değişkenine de “kütle” deriz ancak bu Newton’un dilindekiyle aynı anlama gelemez. Nasıl “F =ma” kuramı Newton’un kütle kavramını yaratmışsa, Einstein’ın “E = mc2” kuramı da kendi kütle kavramını yaratmıştır. İki kuram farklı diller konuştukları için aynı şeylerden söz etmezler ve Kuhn’a göre de bir kuramın söylediğini diğer kuramın diline tam anlamıyla çeviremeyiz.


Özel Ad / Yüklem ve Nesne / Kavram Ayrımları

Özel Ad / Yüklem ve Nesne / Kavram Ayrımları

29 Haziran 2018 Cuma

Sözcükler belirli mantıksal ulamlar içerisinde anlam kazanırlar. Bu ulamlar arasında iki tanesini temel alır Frege: özne ve yüklem.

Belirli ve Belirsiz Betimlemeler

Belirli ve Belirsiz Betimlemeler

13 Ağustos 2018 Pazartesi

Betimleme kavramı Russell’ın felsefesinde o denli önemli bir yer tutuyor ki, Russell’ın dil kuramı günümüzde Betimlemeler Kuramı (Theory of Descriptions) olarak anılıyor.

Dil Felsefesinin Diğer Felsefe Alanlarıyla İlişkisi

Dil Felsefesinin Diğer Felsefe Alanlarıyla İlişkisi

7 Nisan 2017 Cuma

Dil felsefesi diğer felsefe alanlarının bazıları ile doğrudan bir ilişki içindedir. Bunlar arasında en önemlileri mantık, zihin felsefesi, epistemoloji ve ontoloji (ya da daha geniş anlamda metafizik) alanlarıdır. Ancak bu alanlarla dil felsefesinin arasındaki bağı tartışmaya geçmeden önce, dil felsefesinin neredeyse felsefenin tüm alanları için fayda sağlayan bir özeliğini vurgulamak gerekiyor.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi