Image

Çince Odası Deneyi ve Cevaplar

John Searle, çığır açan Zihinler, Beyinler ve Bilim adlı kitabında, zihin beden sorununa çözüm olarak önerilen, işlevselci ve indirgemeci materyalist kuramlara karşı, indirgemeci olmayan bir materyalizm öne sürer. Searle’e göre kuvvetli yapay zeka görüşünden çıkarılacak sonuç, insan zihninde biyolojik hiçbir öğenin bulunmadığıdır:

Bu durumda, insan beyni sonsuz sayıda bilgisayar donanımından oluşan ve bu donanımlar ile çeşitli programları içeren zekadan ibarettir. Bu görüşe göre, doğru girdi çıktıları barındıran programa sahip herhangi bir fiziksel sistemin de sizin veya benim zihnimden farksız bir zihni olacaktır. Örneğin, eski bira kutularından yel değirmeninin gücü ile çalışan bir bilgisayar yaparsınız; eğer doğru programlandıysa, onun da bir zihni olması zorunludur. Bu noktada, sonuç bu bira kutularının düşünce ve duygulara sahip olmasından ziyade, bunun kaçınılmazlığıdır. Duygu ve düşünceleri ortaya çıkaran bir tek şey kalır; kutuları doğru şekilde programlamak (Searle, 1998: 57-58).

Searle bu görüşü bilgisayar işlevselciliği olarak tanımlar ve bu görüşün zihni bir dijital bilgisayar programına indirgediğini söyler. Searle’e göre kuvvetli yapay zekanın temelini oluşturan ilke “beyin için zihin neyse bilgisayar donanımı için program odur” (Searle, 1998: 57) şeklinde özetlenebilir. Kuvvetli yapay zekaya göre, Searle, “bilgisayar, zihni incelemek için sadece bir araç değildir, aksine uygun programlanmış bir bilgisayar gerçekten de bir zihindir, öyle ki doğru programa sahip bilgisayarın gerçekten de düşündüğü ve diğer bilişsel durumlara sahip olduğu söylenebilir” (Searle, 1980: 417). Searle kuvvetli yapay zekayı zayıf yapay zekayla karşılaştırır. Zayıf yapay zekaya göre, bilgisayarlar düşünmeyi yalnızca taklit ederler, onların anlıyormuş gibi görünmeleri gerçek anlama değildir (yalnızca mıs gibi anlamadır), düşünüyormuş gibi görünmeleri mış gibi düşünmedir vb. Ama yine de, bilgisayar taklidi (simulasyonu) zihni incelemek için çok faydalı bir tekniktir.

Searle, bilgisayar programlarının, salt biçimsel ve sözdizimsel özelliği olduğunu bu özelliklerinden dolayı da zihinsel süreçlerden farklı olduğunu savunur. Çünkü; Searle’e göre zihinsel durumlarımız, salt biçimsel ve sözdizimsel sıralamanın ötesinde, tanımları gereği belli bir içeriğe sahiptir. Çünkü; bu sıraların kendi içlerinde bir anlamı olamaz. Searle, “düşüncelerim herhangi bir şey ile ilgiliyse bu sıralamaların, bir düşüncemi o düşünceyle ilgili kılan bir anlamı olması gerekirder.” Kısaca zihin, sözdizimin ötesinde anlambilimi de barındırır. Hiçbir bilgisayar programının zihne sahip olmamasının nedeni, bilgisayar programlarının sözdizimsel, zihinlerinse hem söz, hem de anlamdizimsel olmalarıdır. Zihinlerin biçimsel yapılarının ötesinde içerikleri vardır” (Searle, 1998: 59).

Çince Odası Deneyi

Searle bu noktayı açıklamak için Çince odası deneyi olarak bilinen, meşhur, düşünsel deneyini düzenlemiştir. Deneyin başında, Searle “bilgisayar programcılarının, bilgisayarın Çince anlamasını sağlayan, bilgisayar yazılımı hazırladıklarını varsayın. Örneğin; bilgisayara Çince bir soru verdiğinizde, cevapları hafızası veri tabanında eşleştirip, uygun cevabı Çince verebiliyor. Ve düşünün ki bu cevaplar, ana dili Çince olan bir insanınki kadar iyi. Bu durumda bilgisayar, gerçekten Çince konuşanların anladığı şekilde, Çince anlıyor mu?” (Searle, 1998: 59) diye sorar. Çince oda deneyi, bir odaya yerleştirilmiş anadili İngilizce olan bir kişinin, hiç anlamadığı Çince sembollerle çalışan bir bilgisayar programını taklit etmesine dayanır. Deneyde, odadaki kişi, Çince sorulan sorulara, uygun Çince cevaplar veren bir yapay zeka programını yerine getirmektedir.

Deney şöyle gerçekleşir: Ana dili İngilizce olan ve hiç Çince bilmeyen birinin, içlerinde Çince semboller dolu sepetlerin olduğu bir odada kilitlenmiş olduğunu varsayın. Bu kişinin elinde, Çince sembollerle ne yapabileceğini anlatan, kendi anadili olan İngilizce yazılmış, bir kurallar kitabı var. Bu kurallar odadaki kişiye, Çince sembolleri yalnızca biçimsel, yani sözdizimsel özelliklerine dayanarak nasıl işleteceğini anlatıyorlar, ancak anlamdizimleri ile ilgili bilgi vermiyorlar. Örneğin, bir kural, ‘bir ‘eğri büğrü’ işaretini bir numaralı sepetten alın ve iki numaralı sepetteki ‘eciş bücüş’ işaretinin yanına koyun’ diyor ve bunun gibi hangi Çince sembolün hangisiyle eşleştirileceğine ilişkin bir sürü kural var. Daha sonra, odaya başka Çince sembollerin getirildiğini ve odadaki kişinin bu işaretleri geri vermesi için yeni İngilizce eşleştirme kuralları verildiğini düşünün. Odadaki kişi farkında değil ama dışarıdaki insanlar odaya getirilen Çince sembollere ‘sorular’ diyor ve kişinin elindeki İngilizce kurallar kitabına dayanarak eşleştirme yaparak oluşturup geri verdiği Çince sembollere de ‘cevaplar’ diyorlar. Sistem o kadar iyi kurulmuş ve sembolleri eşleştirme kuralları o kadar güzel düzenlenmiş ve odadaki kişi o kadar mükemmel bir şekilde Çince sembolleri eşleştiriyor ki geri verdiği cevapların anadili Çince olan bir insanın verdiği cevaplardan hiçbir farkı yok. Ama odadaki kişinin yaptığı sadece kilitli odada Çince sembolleri eşleştirip gelen Çince sembollere karşılık dışarı Çince semboller göndermek. Her ne kadar odadaki kişi dışarıdakilere Çince anlıyor gibi gelse bile, aslında bir kelime bile Çince bilmemekte ve anlamamaktadır (Searle, 1998: 59-60).

Searle’ün Çince odası deneyiyle kanıtlamak istediği şey, doğru bir bilgisayar yazılımın insanın Çince anlamasını sağlayamadığı gibi, bilgisayarın da Çince anlamasını sağlayamayacağıdır. Çünkü; Çince odası deneyinde, odada kilitli kişi bir bilgisayar gibi, davranarak programı çalıştırmıştır. Bilgisayarın tek sahip olduğu şey, bu deneydeki gibi Çince sembolleri işletebilecek biçimsel bir programdır. Bilgisayarın Çince anladığı söylenemez.

Searle, Çince odası deneyinde anlamadan, zekice ve anlamlı çıktılar veren bir sistem betimler. Searle bu karşı örneğiyle Turing testinin geçersizliğini göstermeyi hedeşer. Çünkü; Çince odası, gerçek anlamda hiçbir şey anlamadığı halde, Turing testini kolaylıkla geçebilir. Ama Searle’ün Çince odasına, karşı kuvvetli yapay zeka tarafından çeşitli cevaplar ve karşı argümanlar geliştirilmiştir. Searle, bu cevapların hepsinin yetersizlikleri olduğunu söyler. Çünkü; Çince odasının tezi “basit bir mantıksal gerçeğe dayanır; sözdizimi anlam için yeterli değildir, bilgisayarlar sadece sözdizimine sahiptirler” (Searle, 1998: 61).

Çince Odası Deneyine Verilen Cevaplar

Sistem Cevabı

Odadaki kişi Çince anlamaz ama program, oda, sembollerle dolu sepetler, programları bulunduran defterler ve kişiden oluşan bütün sistem Çince anlar. Bu cevaba karşı Searle, kişinin programı ve bütün aradaki sonuçları ezberleyerek bütün sistemi içselleştirmesini sağlamayı önerir ve bunun gerçekleşebileceğini varsayalım der. Ama bu durumda bile onun Çince anladığından söz edemeyiz; aynı şekilde sistemin de Çince anladığından söz edemeyiz, çünkü zaten sistemdeki her şey onun kafasındadır. “Eğer kişi Çince anlamıyorsa, sistemin anlamasına hiç olanak yoktur, çünkü zaten sistem onun bir parçasıdır.” Ayrıca, Searle’e göre, odadaki kişinin kendisi Çince anlamazken, o kişinin birkaç kağıt parçası ile birleşiminin Çince anladığını iddia etmek son derece komiktir (Searle, 1980: 420). Searle’ün kuvvetli yapay zekaya karşı çıkmaktaki temel dayanağı bu cevap için de geçerlidir. Searle’e göre, sistemin sözdiziminden anlam dizimini çıkarmasına imkan yoktur.

Robot Cevabı

Eğer bir bilgisayar bir robotun içine yerleştirilirse ve etrafını algılayabilmesi ve çevresi ile bağlantı kurabilmesi için duyu organları verilirse o zaman insanlar gibi anlayabilir. Bu cevaba karşılık olarak Searle ufak bir değişiklikle aynı deneyin robot için de geçerli olduğunu ileri sürer. Searle’e göre, Çince odasını ve Searle’in kendisini bir robotun içine koysak ve Çince odasına gelen sembollerin bir televizyon kamerasından geldiğini varsaysak ve Searle’ün diğer Çince sembolleri dışarı verirken robotun içinde bir motoru çalıştırarak robotun el ve ayaklarını hareket ettirdiğini de varsaysak yine de sonuç değişmez. “Robotun içinde de olduğumda sembol eşleştirmeye ilişkin kuralların dışında hiçbir şey anlamam” (Searle, 1980: 420) der Searle. “programı yeni bir örnekle de desteklesem yine de uygun, yani anlamlı veya yönelimsel türden bir zihinsel duruma sahip olamam. Bütün yaptığım, formel sembolleri eşleştirmeye ilişkin formel kuralları uygulamaktır” (Searle, 1980: 420).

Günümüzde hala bir “anlam”a sahip olabilmesi için sembollerin fiziksel dünya ile gerçek deneyim içinde temellenmeleri gerektiğine inanan bazı yapay zeka araştırmacıları vardır. Ama ne olursa olsun, fiziksel dünyayla gerçekten ilişki kurarak öğrenilmeden Turing testini geçmek için zorunlu olan fiziksel dünyaya ait bütün bilgiyi içeren bir program yazmak herhalde nerdeyse olanaksızdır.

Beyin Taklitçisi (Brain Simulator) Cevabı

Eğer program, gerçekten de beyindeki bütün sinir hücrelerinin ateşlenmesini taklit edebiliyorsa o zaman anlıyor demektir. Bu cevaba göre, bilgisayar tarafından yürütülen program salt dünya hakkında sahip olduğumuz bilgiyi temsil etmez. Ama ana dili Çince olan birinin, Çince soruları okuyup o sorulara, Çince cevaplar verdiğinde, beyninde ateşlenen sinir hücrelerinin sırasını taklit eder. Dolayısıyla, ya makinenin Çince anladığını söylemek zorundayız ya da ana dili Çince olan birinin de okuduğu ve cevapladığı soruları anlamadığını iddia etmek zorundayız.

Bu cevaba karşı Searle, beyin taklitçisinin sadece beyindeki sinir hücrelerinin ateşlenmesinin formel yapısını taklit ettiğini, ama beynin yönelimselliği ve anlamayı sağlayan “nedensel nitelikleri”ne sahip olduğu anlamına gelmediğini söyler (Searle, 1980: 421). Beyindeki bütün sinir hücreleri aynı girdi çıktı davranışını verecek şekilde teker teker silikon devrelerle Searle’ün kendi örneğini verecek olursak, su vanalarıyla yer değiştirse, dışarıdan gözlenen davranış değişmez ama su vanalarının uygun girdiye uygun çıktıyı verecek şekilde açılıp kapanması söz konusu içeriği ne kadar anlarsa kişi de o kadar anlar, yani bireyin anlama ve düşünmesi ortadan kalkar.

Bileşim (Combination) Cevabı

Bileşim cevabı yukarıda verilen cevapların tümünü kapsar. Bir robotun içine yerleştirilmiş insan beynini taklit eden programı çalıştıran bilgisayar, bütünleşmiş bir ünite olarak kabul edilebilir. Dolayısıyla, artık bu sistemin yönelimselliğe ya da anlayışa sahip olduğu söylenebilir. Searle bunu, daha önceki cevapların hiç biri tek başına kendisinin düşünce deneyini alt edemediğine göre, hepsini bir araya getirince da durum değişmeyecektir şeklinde cevaplar. Saerle’e göre, robotun insan gibi görünmesinin ve davranmasının, onun da aynen bizler gibi zihinsel durumlara sahip olduğunu, bunun da davranışlarına yansıttığını varsaymamız için yeterli görünmektedir. Ancak, onun sadece formel bir programı uyguladığını bilseydik, o zaman onun yönelimselliğe ya da düşünceye sahip olduğunu varsaymazdık.

Diğer Zihinler Cevabı

Çince odasında eğer hiçbir anlama ya da düşünme yoksa o zaman, karşımızdaki diğer kişilerin bir şey anladığından ya da düşündüğünden nasıl emin olabiliriz Dolayısıyla bir bilgisayar, bir insan gibi, davranışsal testleri geçerse diğer insanlara, davranışlarına bakarak anlayış atfettiğimiz gibi ilkece bilgisayarlara da anlayış atfetmemiz gerekir.

Searle’nin buna verdiği cevab, cevabın esas noktayı gözden kaçırdığıdır. Searle, burada söz konusu olan “benim diğer insanların bilişsel durumlara sahip olduğunu nasıl bildiğim değil, aksine ben onlara bilişsel durumlar atfettiğimde, onlara atfettiğim şeyin ne olduğudur” (Searle, 1980: 42021). Searle’ün burada vurgulamak istediği şey, bizim diğer insanların düşündüğüne, anladığına hükmetmemizi sağlayan şeyin, sadece bilişsel süreçler ve bunların sonucunda ortaya çıkan uygun tepkiler olmadığıdır. Çünkü; “bilişsel süreçler ve uygun davranışsal tepkiler, ortada gerçek bir anlayış olmadan da gerçekleşebilir” (Searle, 1980: 421).

Birçok Bina Cevabı

Searle, bilgisayarların anlayışa ve düşünmeye sahip olamayacağını ileri sürmekte haklı da olsa, yine de silikon devreler yerine sinir hücrelerine benzeyen farklı araçlar kullanarak, anlayışa ve düşünmeye sahip bir yapay zeka üretmek olanaklıdır. Searle bu cevabın da esas noktayı gözden kaçırdığını, kuvvetli yapay zekanın orijinal savını değiştirmeye kalktığını söyler. Kuvvetli yapay zeka savı, bilgisayarların düşünme üretebileceği üzerine kurulmuştur ve Searle’ün de karşı çıktığı bu savdır. Searle, geleneksel anlamda bir düalist değildir ve zihnin, fiziksel süreçlere dayandığını savunur. Searle’nin iddiası bilgisayarların bu tür bir fiziksel sürece sahip olmadığıdır. Eğer, “yapay zeka zihinsel süreçlerin kesin, sınırları belli, formel olarak tanımlanmış sayısal süreçlere dayandığı savından vazgeçerse benim yapay zekaya karşı yönelttiğim eleştirilerimin de artık gereği kalmaz” (Searle, 1980: 422).

Zihin, Beyin ve Bilgisayar İlişkisi

Searle, bilgisayarların günümüzde birçok olguyu ve süreci taklit etmekte kullanıldığını, örneğin bilgisayarda depremlerin, fırtınaların taklit edildiğini, ama kimse bilgisayarın fırtına ya da deprem olduğunu düşünmezken bilgisayarda zihni taklit ettiğimizde, insanların bilgisayara bilinç atfetmesinin anlamsız olduğunu düşünür. Bunun sebebinin, insanların büyük oranda, davranışçı temelde düşünmesi olduğunu söyler. Böylece birçok insan için, bir sistem Çince anlıyormuş gibi davranıyorsa o zaman, mutlaka Çince anlıyordur demektir. Normal olarak birçok insan düalist bir tavırla zihinlerin biyolojik, fiziksel dünyanın bir parçası olmaktan öte bir şey olduğunu da düşünür. Zihnin salt biçimsel olarak tanımlanabileceğini savunan yapay zeka da zihnin, doğal biyolojik bir olgu olduğu fikrini yadsıyarak düalist görüşlere yanaşır.

Searle’in kuvvetli yapay zekaya karşı çıkışı, makinelerin düşünemeyeceğini savunması onun, zihin ve bedenin ilişkisine ilişkin görüşleriyle bağlantılıdır. Searle’e göre, zihin ve beden etkileşim içindedir, ama töz düalizminin aksine zihin ve beden birbirinden ayrı ve farklı şeyler değildir. Çünkü; zihinsel olgular beynin bir özelliğidir. Bu görüş en iyi bir şekilde hem fizikalizmin, hem de mentalizmin bir karışımı olarak düşünüldüğünde anlaşılabilir. Searle, naif fizikalizmi, dünyada var olan her şeyin fiziksel nitelikler ve ilişkiler olduğu şeklinde, naif mentalizmi de zihinsel olguların gerçekten var olduğu şeklinde tanımlar. Buna göre, bazısı bilince, çoğu yönelimselliğe, tamamı öznelliğe sahip olan zihinsel durumlar vardır. Bunların da dünyadaki fiziksel olayların belirlenmesinde nedensel olarak işlevi vardır (Searle, 2005: 2627).

Searle, zihin beden ilişkisine ilişkin görüşlerinin, kuvvetli yapay zekaya ilişkin görüşleriyle bir araya gelmesinin zihin, beden ve bilgisayarların etkileşim ilişkisi konusunda güçlü bir tanım vereceğine inanır. Searle’ün zihin, beden ve bilgisayar etkileşiminin doğasına ilişkin argümanı birkaç temel öncüle dayanır. Bunlardan ilki, beynin zihnin nedeni olduğudur. Buna göre, zihni oluşturan tüm zihinsel süreçlerin temeli beyindeki süreçlerdir. İkinci temel önermesi sözdiziminin anlamdizimi için yeterli olmamasıdır. Bunu tamamlayan üçüncü önermeye göre, bilgisayar programları sadece biçimsel ve sözdizimsel yapılarıyla tanımlanır. Son önerme de zihnin zihinsel, ve anlamsal bir içeriği olduğudur. Bu son sav zihnimizin nasıl çalıştığını açıklayan bir gerçektir. Düşüncelerimiz ve isteklerimiz ya bir şeyle ilgilidir, ya bir şeye gönderme yapar ya da dünyanın haline yöneliktir; bunun nedeni de içerikleridir (Searle, 2005: 39).

Son üç öncül zorunlu olarak “hiçbir bilgisayar programı tek başına bir sisteme zihin vermeye yetmez. Programlar zihin değildirler ve tek başlarına zihin olamazlar” (Searle, 2005: 39) sonucuna götürür. Tek başına bu sonuç ,kuvvetli yapay zeka projesinin gerçekleşemeyeceğini göstermeye yeter. Bu sonucu ilk öncülle beraber aldığımızda “beyinsel süreçlerin zihinsel olana yol açması yalnızca bilgisayar programlarının kullanılmasıyla sağlanamaz” (Searle, 2005: 40) sonucu elde edilir. Bu sonucun önemi, beynin sadece bilgisayar olmaktan öte bir şey olduğu, beynin hesaplama yetilerinin, onun zihinsel süreçleri oluşturmasını açıklamaya yetmemesidir. İlk öncülden çıkarılabilecek üçüncü bir sonuç da şudur: “zihne neden olabilecek herhangi bir başka şeyin, beyninkine eşit nedensel güce sahip olması gerekir” (Searle, 2005: 40). Bu sonuç ilk öncülün basit bir sonucudur. Programların yetersiz olduğunu belirten ilk sonuçtan, bir başka sistemin beynin nedensel gücüne eşit gücü olması gerekliliğinden hareketle dördüncü sonuç kendiliğinden çıkar: “insanın zihinsel durumuna eş, zihinsel durumu olan bir yapay sistem için, bir bilgisayar programının yürütülmesi tek başına yeterli değildir. Daha doğrusu, bir programın insan beyninin gücüne eş güce sahip olması gerekir” (Searle, 2005: 41).

Colin McGinn, Searle gibi materyalist bir bakış açısından, zihnin fiziksel bir temele sahip olduğunu savunur. Ama Searle’in aksine, eğer zihnin fiziksel bir temeli varsa o zaman, bilinçli bir makine yapmanın olanaklı olduğunu savunur. McGinn’in vurgulamak istediği husus, insan beyniyle bilgisayar arasındaki niteliksel farklılıktır. McGinn’e göre, sayı sayan bir makine yapmayı bilmek demek, bilinçli bir makine yapmayı bilmek demek değildir. Searle, insan beyninin bilinç oluşturabilecek, anlayış sağlayabilecek gerekli nedensel güce sahip olduğunu savunurken McGinn, insan beyninin değil, herhangi bir makinenin bilinç üretebileceğine inanır; ancak McGinn “şu andaki bilgimizle doğal olarak beynin hangi özelliğinin bilinç ürettiğini bilemediğimiz için, beynin bilinç üretme yeteneğine sahip bilinçli bir makineyi nasıl yapabileceğimizi bilmiyoruz. Bu, bir makinenin bilinçli olamayacağı [düşünemeyeceği] anlamına gelmez. Bu makine, yalnızca beyin hangi tür bir makineyse o tür bir makine olmak zorundadır” (McGinn, 1989: 287).


Bireysellik Kavramı ve Kendilik Kavramı

Bireysellik Kavramı ve Kendilik Kavramı

Friday, April 7, 2017

Bireysellik, en genel anlamda “bir birey olmak”tır. Bir birey olmak, kişinin olduğu kişi olmasıdır. Bireysellik sorunu kişinin kendi varoluşu sorunudur. Kendilik kendi kendisinin bilincinde olan bir bireyin durumunu ifade eder. Yani, bir kendilik, bir birey olduğunun bilincinde olan bir bireydir. Bu kendilik olmak için gerekli olmasına rağmen yeterli koşul değildir.

Yapay Zeka ve Turing Testi

Yapay Zeka ve Turing Testi

Friday, August 3, 2018

Yirminci yüzyılda, insanın öznel ve geleneksel olarak, metafizik terimlerle açıklanan özelliklerini fiziksel süreçlere indirgemek, teknolojik gelişmelere dayanarak zihinsel süreçleri taklit eden, insan zihni gibi davranan, makineler geliştirilmeye başlamıştır.

Çince Odası Deneyi ve Cevaplar

Çince Odası Deneyi ve Cevaplar

Thursday, August 16, 2018

John Searle, çığır açan Zihinler, Beyinler ve Bilim adlı kitabında, zihin beden sorununa çözüm olarak önerilen, işlevselci ve indirgemeci materyalist kuramlara karşı, indirgemeci olmayan bir materyalizm öne sürer.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

Thursday, May 4, 2017

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

Thursday, May 4, 2017

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

Friday, March 3, 2017

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

Monday, November 23, 2015