Image

Demokrasi Nedir? Demokrasinin Türleri Nelerdir?

Siyaset felsefesine özgü teorik sorgulama ve araştırmanın mahiyetini açıklığa kavuşturma noktasında, onun “devletin ne olduğu” veya “temsilin nasıl anlaşılabileceği” türünden kavramsal soru ve problemler dışında, “en iyi yönetim biçiminin ne olduğu” veya “kimin yönetmesi gerektiği” türünden normatif sorularla da meşgul olduğu bir kez daha söylenebilir. İşte bu olguyu anımsama noktasında, “kimin yönetmesi gerektiği” sorusuna yirminci yüzyılda verilen yegâne evrensel yanıt olarak “halk” yanıtı, bizi demokrasiye götürür.  En iyi yönetim biçimi olarak kabul gören ve bu yüzden günümüzde büyük bir saygı ya da prestije mazhar olan demokrasi, en azından lafzen “halkın yönetimi” olarak tanımlanır. Zira bileşik bir sözcük olan demokrasi, Yunanca halk anlamına gelen “demos” ile güç, iktidar, yönetim anlamına gelen “kratia” sözcüklerinden türemiştir. Bununla birlikte demokrasi sözcüğünde anlam bakımından yapılacak ilk belirleme, onun bir sınıf ya da çıkar grubunun değil de “halkın, halk tarafından, halk için yönetimi” olduğunu ifade eder ve bizi demokrasi konusundaki ilk ayrıma, iki temel demokrasi türüne götürür.

Gerçekten de demokrasinin, tanımın birinci kısmını oluşturan “halk tarafından yönetim” koşulunu gerçekleştiren ve halkı n kendi kendisini yönetmesinden oluşan birinci türü doğrudan demokrasidir. Doğrudan demokrasi, eski Atina’daki demokrasi modelinden çıkan bir demokrasi türüdür. Gerçekten de demokrasinin beşiği sayılan eski Atina’da uygulanan ve köleler, kadınlar ve çocuklar dışında kalan bütün yurttaşların politik karar alma süreçlerine doğrudan ve sürekli bir biçimde katılımını mümkün kılan doğrudan demokrasi, yöneten ve yönetilen, devlet ve sivil toplum ayrımlarını tamamen ortadan kaldırmaktaydı. Demokrasinin en saf ve en etkili şeklini temsil eden Atina demokrasisi, yurttaşların kent devletindeki yönetime doğrudan katılımını temin eden bir yönetim biçimiydi. O, katılımcı demokrasinin özel bir örneği olup yurttaşların kendi kaderlerini tayin etme hakkını diğer bütün demokrasi türlerinden daha fazla destekler.  Doğrudan demokrasi aynı zamanda klasik demokrasi olarak bilinir. Şu halde doğrudan demokrasinin milattan önce beşinci ve dördüncü yüzyıllarda Atina’da uygulanan ve bütün özgür yurttaşların politik karar alma süreçlerine katılmalarını temin eden klasik demokrasiye karşılık geldiği söylenebilir. Gerçekten de Atina’da yurttaşlar yalnızca meclis toplantılarına katılmakla kalmayıp politik karar alma süreçlerinde de doğrudan sorumluluk alıyorlardı. Bu tür bir katılımcı demokrasi modeli daha bilgili, çok daha sorumlu, politika bilgisi bakımından daha iyi yetişmiş, vizyonu geniş yurttaşların ortaya çıkışını mümkün kıldığı için önem taşır.

Nüfusun yoğunlaştığı, herkesten hemen her konuda bilgi ya da uzmanlık sahibi olmalarının beklenemeyeceği modern dünyada demokrasi doğrudan değildir. O, karşımıza önemli ölçüde temsili demokrasi olarak çıkar. Başka bir deyişle, modern demokrasiler temsili demokrasilerdir. Buna göre, temsili demokraside halkın iradesinin yönetimde belirleyici güç olarak muhafaza edilebilmesi amacıyla temsil kurumu işletilir. Yani tek tek bütün yurttaşların politik karar alma süreçlerine doğrudan katılması yerine, halkın kendi kendisini yönetme hakkı temsilcilerine devredilir. Söz konusu demokrasi türü, demokrasi tanımındaki, “halk tarafından yönetim” koşulunu yerine getiremese de “halk için yönetim” amacını hayata geçirir. Onun, doğrudan demokrasiyle kıyaslandığında, sınırlı ve dolaylı bir demokrasi türünü ifade ettiği söylenebilir. Modelin sınırlılığı demokrasinin sadece belli dönemlerde yapılan seçimlerle işletilmesinden, dolaylılığı ise halkın politik karar alma süreçlerine bizzat değil de seçtiği temsilcileri aracılığıyla katılmasından kaynaklanır. Temsili demokrasi modelinin, yöneten ile yönetilenler arasında sağlam, güvenilir ve etkili bir bağ kurabildiği ölçüde gerçekten de demokratik bir yönetim biçimi haline geldiği söylenebilir. Ondaki en büyük sorun, halkın seçtiği temsilcilerin, genellikle profesyonel bir politikacılar sınıfından oluşması, onların kendilerine verilen vekaleti bazen istismar edebilmeleridir. Yurttaşların politik karar alma süreçlerine çok sınırlı bir biçimde katılabildikleri bu modelde seçim aralıkları uzun olduğu için, halkın kendi çıkarlarına hizmet etmeyen temsilcilerini denetleyebilmesi ve cezalandırabilmesi de zorlaşır.  Demokrasinin herkes tarafından en iyi yönetim biçimi olarak tanımlanması ve oldukça popülerleşmesi, onun anlaşılmasını fazlasıyla zorlaştırıp demokrasiyi bir ölçüde anlamsız hale getirir. Bu yüzden söz konusu doğrudan temsili veya klasik modern demokrasi ya da “halkın yönetimi”yle “halk için yönetim” ayrımlarının ötesine geçildiğinde, demokrasi ya da bir rejimi demokratik kılan unsurların neler olduğu konusunda tam bir mutabakata erişmek çoğu zaman mümkün olmaz. Bunun, özellikle temsili demokrasi bağlamında ortaya çıkan başka bir önemli nedeni, alınan politik kararlara değer biçmede iki çatışan ölçütün gündeme gelmesidir. Söz konusu ölçütler de sırasıyla politik kararın kim tarafından alındığı ölçütüyle onun kimin çıkarlarına hizmet ettiği ölçütleridir. Söz konusu iki ölçüt bizi demokrasinin iki farklı türüne götürür. Bunlardan birinci ölçüt, hiç kuşku yok ki Batı demokrasilerinde kullanılan bir ölçüt olarak bir rejim ya da devletin, alınan her önemli politik kararı halka bağlamanın bir yolu bulunduğu takdirde demokratik olduğunu ifade eder. Söz konusu yol ise ya halkın karar alma sürecine fiilen katılmasından ya da çok daha yaygın olarak kararın onun rızasına bağlı olmasından oluşur. İkinci ölçüt ise daha ziyade yakın zaman öncesine kadar Doğu Bloku ülkelerinde kullanılan ve politik kararların halkın gerçek çıkarlarına hizmet ettiği sürece demokratik olduğunu dile getiren bir ölçüttür.   Bunlardan birincisi bizi, açıktır ki liberal demokrasiye, ikincisi ise halk demokrasisine götürür. Hemen hemen bütün ilerlemiş kapitalist toplumlarda mevcut olan liberal demokraside, liberal deyimi özgürlüğe, bireysel teşebbüs ve sınırlı devlet biçimine vurgu yaparken demokrasi daha ziyade rıza, refah, eşitlik ve toplumsal uyuma gönderme yapar. Gerçekten de “liberal” ifadesi bireylerin özgürlükleriyle, çıkar gruplarının özerkliğinin temele alınması ve devletin sınırlı yönetim ilkesine dayanması olgusunu ifade eder. Liberal bakış açısına göre devlet, iktidarı kontrol edilmediği takdirde bireylere karşı her zaman güç ya da zulüm uygulama eğiliminde olan bir sıkıntı kaynağı olmak durumundadır. Bu yüzden devleti kontrol altına alacak bir anayasanın olması, bağımsız yargı ve devletin kurumları arasında kontrol ve düzeni sağlayacak bir ilişkiler ağı mekanizmasının düzenlenmesi gerekir.

Sivil özgürlükler ile mülkiyet hakkına dayanan canlı ve sağlıklı sivil toplumun varlığına saygılı olan liberal demokratik yönetim, kapitalist bir iktisadi düzenle birlikte olur. Liberal demokrasiyi, bu kez demokrasi ve dolayısıyla rıza üzerinden ele alacak olursak onun en önemli özelliğinin genel seçimlerin politik otoritenin yegâne meşruiyet kaynağı kabul edildiği seçimli bir demokrasi olmak olduğunu söyleyebiliriz. Seçimin düzenli, açık ve her şeyden önce rekabetçi olmasını talep eden liberal demokrasi açısından demokratik sürecin esası halkın siyasetçilerden hesap sorabilme kapasitesinde bulunur. Bu yüzden çoğulculuk, demokrasinin özü olarak görülür.  Demokrasinin, halkın gerçek çıkarlarına hizmet etme ölçütü üzerinden gündeme gelen diğer türü ise halk demokrasisidir. Bu tür bir demokrasi, Sovyet modelindeki komünist rejimlerden türetilmiştir. Bu yüzden o, Marksist gelenekten çıkan bütün demokrasi modellerini, söz gelimi sosyal ya da sosyalist demokrasiyi veya proleter demokrasisini de kapsayacak şekilde kullanılır. Aralarındaki farklılıklar her ne olursa olsun, halk demokrasisi kapsamı içinde yer alan bütün bu demokrasilerin ortak paydası, liberal demokrasiyle karşıtlık ilişkisi içinde olmaktan meydana gelir. Gerçekten de halk demokrasisinin savunuculuğunu yapan Marksistler, liberal demokrasiyi, ona demokrasiyi sadece burjuva veya kapitalistler için tesis ettiği gerekçesiyle, burjuva demokrasisi adını vererek eleştirirler. Oysa demokrasinin, onlara göre, bir bütün olarak halkın demokrasisi olması, kaynakların eşit dağılımını gerçekleştirerek toplumsal eşitliği sağlama amacı gütmesi gerekir. Bu noktada, teorisyenliği açısından Marx’tan çok Lenin’in gündeme geldiği halk demokrasisinde, bunu yapacak devletin halkın gerçek çıkarlarını temsil eden ve devrimci potansiyeli bir şekilde muhafaza eden bir “öncü parti”nin kontrolü veya yönetimi altında olması bir zorunluluk olarak ortaya çıkar. Halk demokrasisi anlayışı işte bu öncü parti ve entelektüellerin kontrolü altındaki demokratik bir devletin, halkın kendisi gerçek çıkarlarının nerede olduğundan yana bilgisizlik içinde bulunduğu zaman bile, halkın gerçek çıkarlarını yansıtma zorunluluğuna dikkat çeker.


Siyaset Felsefesinin Temel Kavramları

Siyaset Felsefesinin Temel Kavramları

12 Ekim 2015 Pazartesi

Siyaset felsefesinin konu ve problemleri, iki farklı şekilde sınıflanıp ortaya konabilir. Bunların birincisinde, onun problemleri ezeli ebedi veya evrensel konu ya da problemler ile çağdan çağa değişen lokal problemler olarak ikiye ayrılır.

Devlet Nedir ?

Devlet Nedir ?

23 Ekim 2015 Cuma

Birinci ve klasik devlet tanımı, onu oldukça geniş ve genel bir biçimde bir toplumdaki egemen yönetim örgütü olarak tarif eder. Böyle bir genel durumda, devlet, ister Yunan kent devleti ister Roma İmparatorluğu isterse İslam cemaati veya bir Afrika kabilesi olsun, her tür yönetim biçimini veya bu yönetim formlarını hayata geçiren organizasyonu ifade eder.

Siyaset Felsefesinin Epistemolojik Boyutu

Siyaset Felsefesinin Epistemolojik Boyutu

16 Şubat 2018 Cuma

Felsefenin önemli dallarından bir başkası, bilgi kavramını çözümleyen, bilgiye nasıl ulaşılacağını araştıran epistemoloji ve epistemolojinin bir dalı olarak bireyin karşı karşıya kaldığı problemleri hangi araçları kullanarak çözmesi gerektiğini tartışan metodolojidir.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi