Image

Deneysel Yöntem

Korelasyonel bulgulardan nedensonuç ilişkisi çıkaramayacağımızı gördük. Neden sonuç ilişkilerini bilmek bizim için önemlidir çünkü ancak nedenini bildiğimiz şeylerin sonuçlarını kontrol altına alabiliriz. Örneğin sebze ve meyve yemenin kansere karşı koruyucu etkisi olduğunu bilirsek daha çok meyvesebze yemeye çalışabiliriz. Kendilerine kitap okunmasının okulöncesi çocukların kelime hazinesini geliştirdiğini bilirsek okulöncesi yaştaki çocuklarımıza kitap okur, o yaşlarda çocuğu olan tanıdıklarımıza çocuk kitabı hediye ederiz. Korelasyonel bulgulardan nedensonuç ilişkisi çıkaramasak da elimizde nedensonuç ilişkilerini tespit etmek için güçlü bir araç mevcuttur. Bu araç deneydir. Deney (experiment) psikolojinin en temel yöntemidir. Dolayısıyla deneyin mantığını kavramak psikolojik araştırmanın mantığını kavramaktır. Peki nedir deneyin mantığı?

Deneyin mantığını önce gündelik bir örnekte görmeye çalısalım. Diyelim ki, mercimek çorbasına rendelenmiş havuç eklemek çorbanın lezzetini arttırır mı bilmek istiyorsunuz. Sizce bu bilgiye ulaşmanın en iyi yolu nedir? Herhalde aklınıza ilk gelen yanıt çorbayı havuç rendesiyle pişirip tadına bakmak olacaktır. Peki ama böyle yaparsanız havuç rendeli çorbanın lezzetini neyle kıyaslayacaksınız? Daha önce pişirmiş olduğunuz mercimek çorbalarının hatırınızda kalan tadıyla cevabını verebilirsiniz. Ama ya hafızanız sizi yanıltırsa? Ya o an çok aç olduğunuz için yaptığınız çorba size çok lezzetli gelirse? Hafızanız size yanıltmasa bile daha önce pişirdiğiniz çorbalar ile şimdi pişirdiğiniz havuç rendeli çorba arasında havuç rendesinden başka farklar olması olasıdır. Örneğin şimdi pişirdiğiniz farklı bir tür mercimek olabilir, bu sefer çorbaya kimyon eklemeyi unutmuş, mercimeğin suya oranını arttırmış, ya da çorbayı kısık ateşte daha uzun süre kaynatmış olabilirsiniz. Eğer pişirdiğiniz çorba size daha lezzetli gelirse lezzetin sırrı havuç rendesi değil bu farklılıklardan herhangi biri olabilir.

Demek ki bir sürü değişken aynı anda değiştirdiğiniz zaman etkinin kaynağını belirleyemezsiniz. Peki o zaman daha kesin bir sonuca ulaşmak için ne yapmanız lazımdı? Çözüm aynı anda iki ayrı tencerede mercimek çorbası pişirip havuç rendesi dışında her şeyi sabit tutmaktır. Ancak o zaman lezzet farkının havuç rendesinden kaynaklandığı sonucuna varabiliriz. İşte deneyin mantığı budur: A değişkeni (havuç rendesi) dışında her şeyi sabit tuttuğumuzda B değişkeninde (çorbanın lezzeti) bir fark gözlemliyorsak o farkın A’dan başka bir açıklaması olamaz. Dolayısıyla güvenle A değişkeni B’nin sebebidir diyebiliriz.

Deneyin bu mantığı sabittir ve bilim ve mühendisliğin her alanında deney kullanılır. Örneğin bir botanik bilimci bir gübrenin etkisini tespit etmek için aynı tohumlardan gelen bitkileri aynı toprağa aynı anda dikip onları aynı iklim koşulları içinde muhafaza eder. Sadece bir grup bitkiye gübre verip bir diğer gruba vermezse o gübrenin o bitkinin gelişimine etkisini saptayabilir. Deneysel yöntemde önemli olan mantıktır, deneyin nerde, kime, neye yapıldığı fark etmez. Bu mantık bizim gündelik hayatta sonuçlar çıkarmak için kullandığımız mantığın daha rafine edilmiş bir halidir. şimdi bilimsel bir deneyin özelliklerini daha ayrıntılı biçimde görelim.

Deneyin Anatomisi

Her deney temel olarak aynı anatomiye sahiptir. Deneyde en az bir değişkenin bir başka değişken üzerindeki etkisi incelenir. Örneğin demin gördüğümüz örnekte havuç rendesinin çorbanın lezzetine etkisini inceledik. Deneyde etkisini incelediğimiz değişkene bağımsız değişken denir. Örneğimizde havuç rendesi bağımsız değişkendi. Bağımsız değişkene bağlı olarak değişmesi beklenen değişkene bağımlı değişken denir. Örneğimizde bağımlı değişken çorbanın lezzetiydi. Bağımsız değişkeni sebep bağımlı değişkeni sonuç olarak düşünebiliriz.

Şimdi bir başka örnek üzerinden deneyin diğer yapıtaşlarını inceleyelim. Cevap aradığımız soru çalışırken müzik dinlemenin öğrenilen bilgi miktarına etkisi olsun. Bu örnekte bağımsız değişken müzik dinlemek, bağımlı değişken öğrenmedir. Diyelim ki korelasyonel araştırmalar çalışırken müzik dinleyen insanların derslerinde daha başarılı olduğunu göstermiş olsun. Biliyoruz ki bu korelasyonel bulgulardan çalışırken müzik dinlemenin öğrenmeyi arttırdığı sonucunu çıkaramayız. Bu korelasyonun başka açıklamaları olabilir. Örneğin belki çalışırken müzik dinleyen insanlar daha uzun süre ders çalışıyordur. Belki de öğrenme yetisi daha yüksek insanlar çalışırken müzik dinlemeye daha eğilimlidir. Müzik dinlemek öğrenmeyi yavaşlatsa bile, eğer müzik dinleyerek daha uzun süre çalışılıyorsa ya da daha çabuk öğrenen insanlar aynı zamanda müziğe daha düşkün insanlarsa iki değişken arasında pozitif bir korelasyon gözlemlenebilir. Çalışırken müzik dinlemek ve öğrenme arasında gerçekten bir nedensonuç ilişkisi var mı görmek istiyorsak bir deney yapmak zorundayız. Gelin bu deneyi birlikte tasarlayalım.

Yapmamız gereken müzik dinleyerek çalışan bir grup insanı müzik dinlemeden çalışan bir grup insanla kıyaslamaktır. Bu iki grup arasındaki tek fark çalışırken müzik dinlemek olmalıdır ki iki grubun öğrenme miktarında bir fark gözlemlersek bunun dinlenen müzikten başka bir açıklaması olamasın. fiöyle bir yöntem izleyebiliriz: Denekleri laboratuara getirip onlara bir metin veririz. Deneklere bu metindeki bilgileri öğrenmeleri gerektiğini, yarım saat sonra metinde anlatılan konudan bir sınava gireceklerini söyleriz. Deneklerin yarısı istedikleri bir müziği dinleyerek metin üzerinde çalışırken diğer yarısı sessiz bir ortamda çalışır. İki grup denekde 30 dakika boyunca verilen metin üzerinde çalıştıktan sonra her iki gruba da metinle ilgili sorular içeren bir test verilir. Bu testten alınan skor bağımlı değişkenimiz olan öğrenme kavramının işlemsel tanımını teşkil eder.

Etkisini incelediğimiz bağımsız değişkene maruz kalan gruba deneysel grup adı verilir. Tasarladığımız bu deneyde müzik dinleyen grup deneysel gruptur. Deneysel gruba uygulanan farklı muameleye deneysel manipülasyon denir. Örneğimizdeki deneysel manipülasyon gruba müzik dinletmektir. Deneysel manipülasyonumuzu uyguladığımız deneysel grupla kıyaslayacağımız gruba kontrol grubu denir. Kontrol grubu ile deneysel grup arasındaki tek fark deneysel manipülasyon olmalıdır. Yoksa iki grubun öğrenme miktarı arasında gözlemleyeceğimiz fark manipüle ettiğimiz bağımsız değişkenden (yani müzik dinlemekten) değil diğer farklılıklardan kaynaklanabilir. Örneğin iki gruba öğrenmeleri için farklı metinler verildiğini ya da metin üzerinde çalışmak için bir gruba diğerinden daha uzun süre tanındığını düşünelim. Bu durumlarda iki grup arasında bir öğrenme farkı bulursak bunun müzik dinlemekten başka açıklamaları olabilir, yani sonuçlardan müziğin öğrenmedeki rolüne dair bir çıkarım yapamayız. Dolayısıyla deney ve kontrol grubu deneysel manipülasyon dışında her konuda tamamen aynı muameleyi görmelidir.

Bir diğer dikkat etmemiz gereken unsur da deney ve kontrol grubumuzdaki deneklerin birbirine denk özelliklere sahip olmasıdır. Örneğin bir gruptaki denekler ortalamada diğerlerinden daha zeki ya da metindeki konu hakkında daha bilgiliyse bu durum iki grubun öğrenme düzeyi arasında bir fark yaratabilir. O zaman iki grup arasında gözlemleyeceğimiz öğrenme farkının müzik dinlemekten kaynaklandığına emin olamayız. Peki iki grubun birbirine denk olmasını nasıl sağlarız? Bunun için psikologlar rastgele tahsis (random assignment) adı verilen yöntemi kullanırlar. Bu yöntemde denekler deneysel gruba veya kontrol grubuna rastgele tahsis edilir. Örneğin bir deneğin hangi gruba dahil olacağı yazı tura atarak belirlenirse ortalamada bir grubun diğer gruptan farkı olması için bir sebep olmaz. Bu yöntemle gruplar arasında sistematik farklar olmasının önüne geçilmeye çalışılır.

Bu verdiğimiz örnekte tek bir deneysel grubumuz olsa da bir çalışmada deneysel grup sayısı birden fazla olabilir. Örneğin spor yapmanın hafızaya etkilerini incelemek istediğimizi düşünelim. Tasarlayacağımız deneyde kontrol grubuna hiç spor yaptırmazken iki farklı deneysel grubun birinden günde yarım saat, diğerinden günde bir saat spor yapmalarını isteyebiliriz. Böylece bağımsız değişkenin farklı değerlerinde (spor yapma süresi) bağımlı değişkenimizi (hafıza) ölçerek ilgilendiğimiz ilişki hakkında daha derinlemesine bilgi ediniriz. Kimi zaman da bir değil birden fazla bağımsız değişkenin bağımlı değişken üzerindeki etkileriyle ilgilenebiliriz.

Deneysel Çalışmalarda Geçerlilik

Deneysel çalışmalarda geçerlilik iç geçerlilik ve dış geçerlilik diye iki başlıkta incelenebilir. İç geçerlilik deneyden çıkarılan nedensonuç ilişkisine ne kadar güvenebileceğimizin bir ölçüsüdür. Dış geçerlilik ise deney sonuçlarını araştırma dışındaki insan, grup ve ortamlara ne ölçüde genelleyebileceğimize dairdir. fiimdi bu iki tür geçerliliği inceleyelim.

İç Geçerlilik

İç geçerlilik bir deneyin sonuçlarını manipüle ettiğimiz bağımsız değişkene güvenle bağlayabilme derecemizdir. Bir başka deyişle, bir deneyin yüksek iç geçerliliğe sahip olması için bağımsız değişkenle bağımlı değişken arasında nedensel bir bağ olduğunu güvenle söyleyebilmemiz gerekir. Bunun için bağımsız değişkenin ba ğımlı değişken üzerindeki etkisini açıklayabilecek bağımsız değişken dışında bir etken olmaması gerektiğini gördük. Ancak tüm diğer alternatif açıklamaları bertaraf edebilirsek kurduğumuz nedensellik ilişkisine güvenebiliriz.

Deneyde bağımsız değişkenle birlikte değişim gösteren değişkenler manipülasyonumuzu kirletir. Bu gibi değişkenlere kirletici değişken (confounding variable) adı verilir. Kirletici değişken örneklerini mercimek çorbası örneğimizde gördük. Eğer havuç rendesi miktarı değişirken aynı zamanda tenceredeki su veya baharat miktarı da değişirse bunlar birer kirletici değişkendir. Bu kirletici değişkenler lezzet farkının havuç rendesinden kaynaklandığı çıkarımını yapmamıza engel olur. Daha genel olarak deneysel grup ve kontrol grubu arasında bağımsız değişkenden başka değeri farklılık gösteren bir değişken varsa bu kirletici bir değişkendir.

Bir ilacın iyileştirici etkisi var mı tespit etmek için tasarlanan bir deney düşünelim. Deneysel gruba hapımızı verip de kontrol grubuna hiçbir şey vermezsek iki grup arasında ilacın vücuttaki kimyasal etkisi dışında bir başka fark daha olur. İlaç verilen grup psikolojik olarak iyileşme beklentisi içine girecektir. Bu durumda bu psikolojik beklenti bir kirletici değişken olur. Bu kirletici değişkeni bertaraf etmek için bu tür araştırmalarda kontrol grubuna plasebo adı verilen sahte bir hap verilir.

Dış Geçerlilik

Deneyimiz yüksek iç geçerliliğe sahipse elde ettiğimiz nedensonuç ilişkisinin doğruluğuna güvenebiliriz. Ancak bu deneyimizin sonuçlarını deney haricindeki insan ve durumlara genelleyebiliriz anlamına gelmez. Dış geçerlilik elde edilen sonuçları başka kişi, yer ve zamanlara genelleyebilme derecemizdir. Deneklerimiz genelleme yapmak istediğimiz grubu ne kadar temsil ediyorsa yapacağımız genelleme o kadar geçerli olacaktır. Örneğin deneyimize sadece üniversite öğrencileri katıldıysa sonuçlarımızın daha ileri yaşlardaki insanlara genellenip genellenemeyeceği bir soru işaretidir. Bir kültürde elde edilen sonuçların bir diğer kültürde gözlemlenip gözlenmeyeceği de dış geçerlilikle ilgili bir sorudur.

Peki bir deney için dış geçerlilik mi daha elzemdir iç geçerlilik mi? Eğer deneysel bir çalışmanın iç geçerliliği yoksa bağımlı değişkendeki farkı yaratanın bağımsız değişken olup olmadığı belli değildir. Dolayısıyla deneyin sonuçlarının genelleştirilip genelleştirilemeyeceğini tartışmanın bir anlamı yoktur çünkü deneyin net bir sonucu yoktur. Demek ki deneysel bir çalışmayı ciddiye alabilmemiz için yüksek iç geçerliliğe sahip olması önkoşuldur. Bu koşul sağlanıyorsa sonuçları başka insan ve ortamlara genelleyip genelleyemeyeceğimiz sorusunu sorarız.

Neden Korelasyonel Çalışmalar?

Gördüğümüz gibi, deney nedensonuç ilişkileri kurabilmek için elimizdeki en iyi araçtır. Bu sebepten dolayı psikologlar mümkün olduğunca deneysel yöntemi kullanmayı tercih ederler. Herhangi bir değişkenin manipüle edilmediği, değişkenlere müdahale edilmeden mevcut ilişkilerin gözlemlendiği çalışmalara korelasyonel çalışmalar denir. Bu çalışmalara korelasyonel çalışma denmesinin sebebi verdikleri sonuçların korelasyonel yapıda olması, yani nedensonuç bilgisi vermemesidir. Peki psikologlar neden her zaman deneysel yöntemi kullanmazlar da kimi zaman korelasyonel çalışmalar yaparlar? Şimdi bu sebepleri görelim.

Kimi zaman ilgilendiğimiz kavramları deneysel olarak manipüle edebilmemiz imkansızdır. Örneğin gelir dağılımındaki eşitsizliğin bir toplumun fertleri arasındaki ilişkileri nasıl etkilediğini araştıran bir psikologun gelir dağılımını manipüle edebilmesi imkansızdır. Boşanmanın çocuklar üzerindeki etkilerini inceleyen bir psikolog evli ve çocuklu çiftleri rastgele ikiye ayırıp bir kısmının boşanmasını sağlayamaz. Araştırmalar mecburen kendiliğinden gelişen boşanmalarla sınırlı kalacaktır. Ayrıca deneysel manipülasyon mümkün olsa bile bunun gibi bazı durumlarda ahlaki olarak kabul edilemez. Örneğin elektrik şoku vermenin çocukların öğrenmesi üzerine etkisini ölçmek için çocuklara elektrik şoku vermek elbette ahlaki olarak kabul edilebilir bir yöntem değildir.

Kimi zaman da psikologlar nedensonuç ilişkileri ile değil var olanı tasvir etmekle ilgilenirler. Örneğin kişilik yapısıyla politik yönelimler arasındaki ilişkileri ya da cinsiyet ile mesleki yönelim arasındaki ilgiyi inceleyen bir psikolog korelasyonel çalışmalarla var olan ilişkileri betimler. Psikologların ilgilendikleri bazı sorular uzun zaman dilimleri içinde kendiliğinden gelişen süreçlerle ilgilidir. Bu gibi süreçleri incelemek için deneysel yöntem uygun olmayabilir. Örneğin, bir yakınımızın yasını tutma süreci ne gibi evreler izler, ya da çocukların dil gelişimi nasıl ilerler gibi sorulara deneysel olmayan yöntemlerle cevap alınabilir. Bu gibi çalışmalarda genellikle tek bir sefer değil zaman içinde tekrarlanan ölçümler yapmak gerekir. Aynı kişilere zaman içinde tekrar tekrar ölçüm yapılan çalışmalara boylamasına çalışma denir. Boylamasına çalışmalarda aynı kişiler belli bir zaman dilimi içinde tekrar ölçümlenirken enlemesine çalışmalarda aynı zaman dilimi içinde farklı gruplara ölçüm yapılır. Örneğin bir araştırmacı evliliklerin nasıl ve neden boşanma ile sonuçlandığı ile ilgileniyor olsun. Bu araştırmacı 300 yeni evli çift belirleyip her yıl bu çiftlere anket uygulayabilir. On beş yıl sonra istatistiksel olarak bu çiftlerden bir kısmı boşanmış olacaktır. Araştırmacı boşanmış çiftlerin ankete yanıtları ile boşanmamış çiftlerin yanıtlarını karşılaştırarak hangi duygu, düşünce ve davranış biçimlerinin bir evliliğin sürdürülmesiyle ilgili olduğunu görebilir.

Kısaca, deneysel yöntem nedensonuç ilişkisi kurmamıza imkan sağlaması açısından ideal olsa da nedensonuç ilişkisi kuramayan (yani korelasyonel) çalışmaların da psikolojide önemli yeri vardır. Bunun nedeni deneysel çalışmaların her zaman mümkün veya arzu edilir olmamasıdır.


Psikolojide Araştırma Yöntemleri : Bilimsel Yöntem

Psikolojide Araştırma Yöntemleri : Bilimsel Yöntem

Friday, May 19, 2017

Etrafımızdaki insanlar hakkında pek çok şeyi merak ederiz. Kendi kendimize sorarız: “Acaba niye bana öyle dedi?”, “acaba o benim için ne hissediyor?”, “acaba onu en çok ne mutlu eder?” Bu soruları cevaplamaya çalışırken bilimsel yöntemlerin faydasını görebiliriz ama bu gibi şahsi sorularımız psikoloji biliminin kapsamına girmez. Neden?

Lateralizasyon ve Ayrık Beyin

Lateralizasyon ve Ayrık Beyin

Monday, June 18, 2018

Birçok duysal ve motor yolak merkezi sinir sistemine girdikten sonra veya merkezi sinir sisteminden çıkmadan önce iletinin geldiği tarafın tersine geçer.

Bir Bilim Dalı Olarak Psikoloji

Bir Bilim Dalı Olarak Psikoloji

Thursday, October 22, 2015

Bazı bilgiler bize öğretilir. Bazılarını konunun uzmanlarından duyarız. Bazılarını sezgilerimizle biliriz, bazılarını kendimiz deneyimlediğimiz için, bazıları ise nesiller boyu “biline geldiği” için doğrudur. Peki bu bildiklerimiz “kesin” doğrular mıdır?

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

Thursday, May 4, 2017

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

Thursday, May 4, 2017

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

Friday, March 3, 2017

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

Monday, November 23, 2015