Image

Dil Felsefesi Nedir ?

Dil felsefesini en basit şekilde “dil üzerine felsefi soruların tartışıldığı bir alan” olarak tanımlayabiliriz. Ancak bu tanımda sözü geçen “dil” Çince ya da Türkçe gibi belirli bir dil değildir. Dil felsefesi en geniş anlamda tüm diller arasında ortak olanı araştırır. Dünya dilleri arasında kuşkusuz büyük farklar bulunur: kimi dillerde eylem (fiil) tümcenin sonuna gelir, kimilerinde ortaya; kimi ilkel dillerde üçten büyük sayı kavramı bulunmazken, daha gelişmiş dillerde sonsuz sayı kavramı bulunur; kimi dillerde yer alan bazı duygu kavramları başka dillerde yer almaz. Kısaca hem tümce yapısı hem de sözcük dağarcığı açısından doğal diller birbirlerinden çok farklı olabiliyorlar. Dilbilim bu tür farklılıkları araştırırken, dil felsefesi ise tüm diller arasında ortak olanı bulma amacındadır. Örneğin diller arasında tümce yapıları büyük farklılıklar taşısa bile, daha sonra tartışacağımız üzere, birçok filozofa göre tüm dillerin mantıksal yapıları özne ile yüklem ayrımını barındırır. Hatta ünlü Alman filozof Kant’a göre özne/yüklem biçimi insan düşüncesinin temelini oluşturur.

Kısaca dil felsefesi dilin yapısı, terim ve tümcelerin anlamları, dilin dünya ve insan düşüncesi ile ilişkisi, dil kullanımı ve iletişim üzerine felsefi soruların tartışıldığı bir alandır. Dil felsefesinin diğer birçok felsefi alana göre kısa bir tarihi vardır. Antik dönemde ve Ortaçağ felsefesinde dil üzerine bazı felsefi konular tartışılmış olsa da, bu tartışmalar özellikle epistemoloji ve ontoloji alanlarında felsefenin klasik problemlerine yönelik geliştirilen düşünceleri desteklemek için kullanılmış ve genel bir dil kuramı geliştirilmemiştir. On yedinci yüzyılda John Locke, sözcüklerin anlamı ile düşünme ve iletişim kurma arasındaki ilişkiyle ilgili kimilerine göre felsefe tarihinde ilk dil kuramını geliştiren filozof olmuştur. Daha sonra John Stuart Mill, günümüz dil felsefesinde temel bir konumu olan “gönderme” ile “anlam” arasındaki ayrımın ilk tohumlarını atmıştır. On dokuzuncu yüzyıl sonlarında özellikle Ferdinand Saussure’nin dil üzerine yapmış olduğu çalışmalar hem dilbilimde çok etkili olmuş hem de göstergebilimin (semiyotik) ve yapısalcılığın (structuralism) gelişimine öncülük etmiştir. Ancak günümüzde “dil felsefesi” olarak anılan alanın gelişimi ancak yirminci yüzyılın başında özellikle Gottlob Frege ve Bertrand Russell’ın çalışmalarıyla başlar. 

Günümüzde epistemoloji, ontoloji, zihin felsefesi, mantık felsefesi ve bilim felsefesi gibi temel alanlarda dil felsefesi geleneğinde gelişmiş olan görüşler ve bu geleneğin yarattığı felsefe dili ağırlığını korumaya devam etmektedir. Analitik felsefe geleneği içinde dil felsefesi 70’li ve 80’li yıllarda üzerine en çok eser verilen alanların başlarında geliyordu. Kıta felsefesi geleneği içinde de adına genelde “dil felsefesi” denmese bile dile yönelik felsefi soruların tartışıldığı özellikle, semiyotik, yapısalcılık, yapı söküm gibi kuramsal çalışmalar hala ağırlığını hissettirmektedir. Son yirmi yılda dil felsefesi tartışmaları azalmış ve özellikle zihin felsefesi daha ön plana çıkmış olsa da, dil üzerine yapılan felsefi çalışmaların hem kuramsal hem de kavramsal etkisi tüm felsefi geleneklerde büyük ölçüde devam etmektedir.

Tarih boyunca birçok düşünür insanın en temel ayırt edici özelliğinin onun düşünen bir varlık olması olduğunu savunmuştur. Peki nasıl oluyor da düşünebiliyoruz? Düşünme dediğimiz edimi kişinin zihninde yaşadığı bir süreç olarak ele alabiliriz. Her birimiz gün boyu birçok düşünceyi aklımızdan geçiririz; birçok konuda yargılarda bulunuruz, doğruluğundan emin olmadığımız konularda kuşku duyarız, bilmediğimiz şeyleri merak edip sorular sorarız, gelecek için planlar yaparız. Tüm bunlar düşünmenin farklı biçimleridir. Yetişkin normal bir insan iyi bir eğitim alamamış olsa da, hatta okuma yazma bilmese bile yine de bu tür düşünceleri üretmekte hiç de zorlanmaz. İşte düşünmenin bu farklı biçimleriyle her birimiz dünyayla ve diğer insanlarla bir ilişki içerisine gireriz. Felsefenin birçok alanı kişinin düşünce yoluyla dünyayla kurduğu bu ilişkinin farklı boyutlarına yoğunlaşır. Örneğin epistemoloji, düşünce yoluyla kişinin dünyayla kurduğu ilişkinin en önemli türlerinden biri olan bilme kavramını ele alır; ahlak felsefesi insan davranışlarına yönelik yargılarımızın hangi koşullarda ahlaki açıdan doğru olduğunu inceler; estetik güzel olana yönelik yargılarımızın kaynağını bulmaya çalışır.

Tüm bu alanlar bir anlamda düşüncenin bir türünü el alırlar. Dil felsefesi ise, çok daha genel olarak, içeriği her ne olursa olsun insanın dili sayesinde oluşturduğu düşünceleri yoluyla dünyayla kurduğu ilişkiyi inceler. Peki, düşünmek için dil gerekli midir? Bu soru hem felsefe de, hem dilbilim ve psikoloji gibi bilim alanlarında çok tartışılmış ve hala tartışılan bir konu olmaya devam ediyor. Soruya vereceğimiz yanıt bir ölçüde “dil” dediğimiz şeyin ne olduğuna bağlı. Gündelik tartışmalarda ve hatta bilimsel bazı söylemlerde birçok hayvan türünün dili olduğu varsayılır. Örneğin arıların dilinden bahsedilir. Arıların birbirleriyle iletişim kurmalarını sağlayan çok gelişkin bir iletişim dizgeleri olduğunu biliyoruz. Buna “dil” denir mi? Eğer denirse arılar merak eden, öğrenen ve düşünen hayvanlar mıdır? Bu tür sorulara burada bir yanıt arayışına girmeyeceğiz. Zira dil felsefesinin temel çalışma alanı bir iletişim dizgesi olmanın çok ötesine geçmiş olan insan dilleridir. Günümüz dil felsefecileri açısından dil yalnızca bir iletişim dizgesi değildir.

Dil sayesinde bildiğimiz, hatta bilmediğimiz şeyler hakkında yargılarda bulunuyoruz, merak edip soru sorabiliyoruz; dilin bu temel özelliğini ele alırsak o yalnızca bizim iletişim kurmamıza yarayan bir araç olmaktan çıkar. Arıların ya da karıncaların çok gelişkin bir iletişim dizgeleri olsa da, salt bu, onların düşünen varlıklar olduğunu göstermez. Benzer bir soru son zamanlarda büyük gelişme kaydetmiş olan Bilişsel Bilim ve onun alt olu olan Yapay Zeka alanlarında da ortaya çıkar. Bir bilgisayar düşünür mü? Bu soru da günümüzde sıkça gündeme gelen ve üzerine çok tartışılan bir sorudur. Bunlara burada bir yanıt arayışına girmeyeceğiz. Ancak bu kitap boyunca dil felsefesi üzerine tartışacağımız birçok konu dolaylı olarak dil ile düşünce arasındaki ilişkiye ışık tutacaktır. Kısaca bir “dil” tanımı vermeyeceğiz, onun yerine insan dillerinin genel yapısını ve doğasını inceleyerek, bu konularda geliştirilmiş değişik felsefi kuramları tartışarak dilin doğasını daha iyi  anlamaya çalışacağız. Dil felsefesinin ne olduğunu kısa bir tanım vererek anlayamayız.Onun yerine dil felsefesinin kullandığı temel kavramlarını anlayarak, bu alanda tartışılan problemleri, bunlara verilen farklı çözümleri tartışıp felsefe tarihinde en çok iz bırakmış olan dil kuramlarını inceleyeceğiz.
 


Gönderimsiz Terimler

Gönderimsiz Terimler

30 Ağustos 2018 Perşembe

Anımsayacaksınız Frege’nin kuramına göre örneğin “İnce Memed çok cesur biri” dediğimizde anlamlı bir tümce kurmuş oluruz.

Anlamın Nesnelliği

Anlamın Nesnelliği

20 Haziran 2018 Çarşamba

Dili, düşünmeyi ve iletişimi olanaklı kılan anlam Locke’ta olduğu gibi zihnimizde yer alan öznel bir varlık değildir Frege’ye göre.

Dil Felsefesi Nedir ?

Dil Felsefesi Nedir ?

16 Eylül 2015 Çarşamba

Dil felsefesini en basit şekilde “dil üzerine felsefi soruların tartışıldığı bir alan” olarak tanımlayabiliriz. Ancak bu tanımda sözü geçen “dil” Çince ya da Türkçe gibi belirli bir dil değildir. Dil felsefesi en geniş anlamda tüm diller arasında ortak olanı araştırır.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi