Image

Doğrulanabilirlik İlkesinin Reddedilemesi

Gerçekten de Popper’ın bilim anlayışına vücut veren ilk ve en önemli şey, bilime bir sınır çekme, onu genel olarak sözde bilimden ve özel olarak da metafizikten ayırma problemine kazandırdığı yeni dönüşüm veya getirdiği alternatif çözüm oldu. Mantıkçı pozitivistler bu problemi, anlamlı söylemi anlamsız söylemden ayırma problemi olarak ele almış ve onu, doğrulanabilirliği bir cümlenin anlamlı oluşu veya bilimselliğinin gerek koşulu yaparak çözmeye kalkışmıştı. Popper, mantıkçı pozitivistlerin problemi tanımlama tarzına olduğu kadar, ona yönelik çözüm teşebbüsüne de karşı çıktı.  Onun görüşüne göre de yapılması gereken en önemli şey, ampirik ya da deneysel bilimi, metafizik ve özellikle de sözde bilim türü benzeri onunla karıştırılabilecek başka iddia ya da önerme kümelerinden ayırmaktı. Gerçek bilim, bilim kisvesi altında ortaya çıkmakla birlikte, gerekli bilimsellik ölçütünü yerine getiremeyen Marksist tarih teorisi veya Freudçu psikanaliz benzeri sözde bilimden nasıl ayrılabilirdi? Popper, anlam ile anlamsız arasındaki ayrımın anlamlı söylemin sınırlarını daraltırken bilimsel önerme ya da kuramların kesin sonuçlu olarak doğrulanamaması gerçeği bir yana, doğrulanabilirliğin, bilimi sözde bilimden ayıramadığını gördü. Ona göre, fizik gibi gerçekten bilimsel olan disiplinlerin sözde bilimlerde bulunmayan temel bir özelliği, ortak bir yönü paylaşması, dahası bu ortak özelliğin gerçek bilimlerde bulunması gereken mantıksal yapıyla ilgili bir özellik olması gerekir. Bu ise bilime sınır çekme, bilimi sözde bilimden ayırma probleminin, aslında bilimsel teorilere özgü mantıksal yapıyı ortaya çıkarmakla ilgili bir problem olduğu anlamına gelir. Onun bakış açısından bilimle ilgili en temel, en belirleyici mantıksal olgu, bilimsel teorilerin ampirik verilerle sınanabilmesidir.

Buna göre, örneğin fizik biliminde bir teori, yanlış olduğu ortaya çıkan bir öndeyide bulunursa onun yanlış olması gerekir Popper, Einstein’ın görelilik teorisini, Marksist tarih kuramıyla psikanalizi, işte bu temel üzerinde, yani sınanabilirlik açısından karşılaştırır. Bunlardan söz gelimi Einstein’ın kuramı, güneşin çekim alanına giren ışınların belli bir eğim sergilemelerini öngörüyordu. Ve ancak bir güneş tutulması olduğu zaman test edilebilecek olan bu öndeyi, bir can alıcı deneyle, 1919 yılındaki güneş tutulmasıyla sınandı. Yapılan ölçümler sonunda, öngörü ya da kestirimin doğru olduğu görüldü. Öndeyinin doğrulanmasından ziyade, deneyin yarattığı metodolojik imkânlar üzerinde duran Popper, buradan görelilik teorisinin gerekli mantıksal yapı ya da forma sahip olduğu sonucuna vardı. Yanlışlanabilmeye elverişli bir mantıksal yapıya sahip olma durumu, Freud’un teorisi için geçerli değildir. Ona göre, bu teoriyi yanlışlamanın hiçbir yolu yoktur. Örneğin bir psikanalistin hastasının gördüğü düşün hastanın çocukluktan kalma çözüme kavuşturulmamış bir cinsel çatışmayla ilgili olduğunu iddia ettiğini düşünelim; bu iddiayı yanlışlayabilecek hiçbir ampirik veri ya da gözlem bulunmamaktadır. Çünkü hasta psikanalistin iddiasına karşı çıkarak çatışmayı inkâr ettiği takdirde, hekim bunu hastanın bir şeyleri bastırmakta olduğunun bir delili olarak alır. Kabul ettiği durumda ise bu da hipoteze ek bir doğrulama sağlar.


Yanlışlamacı Bilim Görüşü

Yanlışlamacı Bilim Görüşü

22 Mart 2017 Çarşamba

Gerçekten de tümevarım problemini çok ciddiye alan Karl Popper (1902-1994) bu durum karşısında bilimin, yalnızca doğanın düzenliliğine duyduğumuz inançla var olabileceğini, gel gelelim bu inancı kanıtlamanın mümkün olmadığı gibi, kapı dışarı edilen metafiziği bir şekilde çağırma gibi bir sonuca yol açtığını çok açık olarak görmüştü.

Mantıkçı Pozitivist Bilim Anlayışı

Mantıkçı Pozitivist Bilim Anlayışı

13 Kasım 2015 Cuma

Mantıkçı pozitivizm, on dokuzuncu yüzyılda Comte tarafından kurulmuş olan pozitivizmin yirminci yüzyıldaki devamıdır. Bu yüzden o, neopozitivizm olarak da geçer. Mantıkçı pozitivizm dünyada yirminci yüzyılın neredeyse bütün bir ilk yarısı boyunca oldukça büyük bir etki yapmış olan bilim tasavvuru ve bu bilim anlayışı üzerinden geliştirdiği bilimsel dünya görüşüyle seçkinleşir.

Bilim Felsefesi Nedir ?

Bilim Felsefesi Nedir ?

11 Eylül 2015 Cuma

Bilim felsefesi,felsefenin bilimi konu edinen alt dalı ya da disiplinidir. Bu disiplin, bilimin doğasına ve özellikle de yöntemlerine, kavramlarına, ön kabullerine ve bu arada, bilimin entelektüel disiplinlerin genel şeması içindeki yerine ilişkin araştırmalardan oluşur.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi