Image

Düşünce Üzerine Düşünce

Frege’nin ilk olarak dile getirdiği bir dilsel ilke günümüz dil felsefecilerinin çok büyük çoğunluğu tarafından benimsenmeye devam ediyor. “Bileşimsellik İlkesi” (Principle of Compositionality) adını verebileceğimiz bu ilkenin hem anlam hem de gönderme için şu şekilde dile getirilebilir:

Anlam İçin Bileşimsellik İlkesi

Bileşik bir terimin anlamı, o terimin parçalarının anlamlarının bir fonksiyonudur.

Burada “bileşik terim” derken kendisi basit olmayan, ancak basit parçaların bir araya gelmesiyle oluşmuş karmaşık bir dilsel terimi kastediyoruz. Bu tür bileşik terime en iyi örnek bir tümcedir. Örneğin “dünya yuvarlaktır” tümcesi bileşik bir terimdir. Bunun nedeni tümceyi özne ve yüklem olarak parçalarına ayırabiliriz. İşte bu ilke tümce gibi bileşik bir terimin anlamının parçalarının anlamlarının bir araya gelmesiyle oluştuğunu söylüyor. Yani “dünya” sözcüğünün anlamı ile, “___yuvarlaktır” sözcüğünün anlamı bir araya gelerek, “dünya yuvarlaktır” tümcesinin anlamını oluşturuyorlar. Eğer aynı tümce içinde “dünya” sözcüğü yerine onunla eşanlamlı olan bir başka sözcük koyarsak, tümcenin anlamı da değişmez bu ilkeye göre. Diyelim ki “arz” sözcüğü “dünya” sözcüğü ile Türkçe dilinde eşanlamlılar. Bu durumda “arz yuvarlaktır” tümcesi “dünya yuvarlaktır” tümcesiyle aynı anlama gelir. İşte bu ilke iki eşanlamlı terimin bu şekilde yer değiştirmesi durumunda tümce anlamının aynı kalacağı sonucunu doğurur. Ancak aynı ilkeyi terimlerin anlamları yerine göndergelerine uyguladığımızda karşımıza önemli bir problem çıktığını göreceğiz.

Gönderme İçin Bileşimsellik İlkesi

Bileşik bir terimin göndergesi, o terimin parçalarının göndergelerinin bir fonksiyonudur.

Yine aynı örnek üzerinden bu ilkeyi açıklayalım. “Dünya yuvarlaktır”, tümcesi daha önce de söylediğimiz gibi Frege’nin kuramında bir doğruluk değerine gönderme yapar. Tümce doğruysa Doğru nesnesine, tümce yanlışsa da Yanlış nesnesidir bu gönderge. Eğer dünya gerçekten yuvarlak ise, tümcemiz Doğru’ya gönderme yapar. İşte bu ilkeye göre tümcemizin göndergesini belirleyen an az iki şey vardır: tümcenin öznesi olan “dünya” teriminin göndergesi (ki bu dünya nesnesidir), ve tümcenin yüklemi olan “___yuvarlaktır” teriminin göndergesi (ki bu yuvarlaklık kavramıdır). Bu iki göndergeyi sabit bıraktığımızda tümcenin göndergesi de değişmez. Yani özne konumundaki “dünya” teriminin yerine o terimle eşgöndergeli olan bir başka terim koyduğumuzda elde edeceğimiz yeni tümcenin de göndergesi aynı kalacaktır; yani ilk tümcemiz doğru olduğuna göre, yeni tümcemiz de doğru olacaktır. Kısaca buradan şu yeni dilsel ilkeyi türetebiliriz:

Doğru bir tümcenin içinde geçen bir terimin yerine, o terimle eşgöndergeli olan başka bir terim koyduğumuzda yeni elde edeceğimiz tümce de doğru olur.

Örneğin “dünya” terimi ile “güneşe en yakın üçüncü gezegen” terimleri eşgöndergelidir. Bu durumda “dünya yuvarlaktır” tümcesinin öznesi olan “dünya” terimi yerine “güneşe en yakın üçüncü gezegen” terimini koyalım. Yeni tümcemiz şöyle olacak: “güneşe en yakın üçüncü gezegen yuvarlaktır”. İlk tümcemiz doğru olduğuna göre bu tümce de doğru olmak zorunda bu ilkeye göre. Gerçekten de durum böyle olduğuna göre ilkemiz istenen sonucu verir. Ancak aynı ilkeyi başka türde bazı tümcelere uyguladığımızda karşımıza bir problem çıkar. Bu problemi dilimize dair teknik bir problem olarak düşünmemeliyiz. Göreceğimiz üzere dilimizin doğasının anlaşılması açısından bu problem büyük önem taşır.

Bunu görmek için bir örnek ele alalım. Diyelim ki şu tümce Ayşe’nin düşünce dünyasına dair doğru bir şeyi dile getiriyor:

  1. Ayşe doğal olarak sıvı su bulunan tek gezegenin dünya olduğuna inanıyor. Bu tümce Ayşe ile bir düşünce arasında bir ilişki kurar. Ayşe’nin inandığı düşünceyi şu şekilde dile getirebiliriz:
  2. Doğal olarak sıvı su bulunan tek gezegen dünyadır.
    Şimdi (2)’de geçen “dünya” terimi yerine onunla eşgöndergeli olan “güneşe en yakın üçüncü gezegen” terimini koyalım:
  3. Doğal olarak sıvı su bulunan tek gezegen güneşe en yakın üçüncü gezegendir.
    Eğer (2) doğru bir iddiada bulunuyorsa (3) de doğru olmak zorundadır ve eğer (2) yanlış bir iddiada bulunuyorsa (yani doğal olarak sıvı su bulunan dünyadan başka bir gezegen varsa) (3) de yanlış olmak zorundadır. Yani (2) ve (3) sayılı tümcelerimiz aynı doğruluk değerine sahipler. fiimdi (1) sayılı tümcemizde “dünya” yerine onunla eşgöndergeli olan “güneşe en yakın üçüncü gezegen” terimini koyalım:
  4. Ayşe doğal olarak sıvı su bulunan tek gezegenin güneşe en yakın üçüncü gezegen olduğuna inanıyor.
    Bu doğru bir düşünce ifade etmek zorunda mı? Diyelim ki Ayşe güneşe en yakın üçüncü gezegenin dünya olduğunu bilmiyor ve bu gezgenin dünya değil de Venüs olduğunu sanıyor. Dahası Ayşe Venüs gezegeninde doğal olarak sıvı su bulunmadığına da inanıyor. Bu durumda Ayşe’ye şu soruyu sorduğumuzu düşünün:
    “Ayşe, sence güneşe en yakın üçüncü gezgende doğal olarak sıvı su var mı?”

Tabii ki Ayşe güneşe en yakın üçüncü gezgenin Venüs olduğunu sandığı için ve Venüs’te su olmadığına da inandığı için bu soruya “Hayır yoktur!” diyecektir.

Daha da açık bir şekilde şimdi Ayşe’ye şu soruyu sorduğumuzu düşünelim:
“Ayşe doğal olarak sıvı su bulunan tek gezegenin güneşe en yakın üçüncü gezegen olduğuna inanıyor musun?”

Doğal olarak Ayşe “Hayır inanmıyorum” diye yanıt verecektir. Bu durumda (4) sayılı tümcemiz Ayşe’nin düşüncelerine dair doğru bir şey söylemiyor. Karşımıza çıkan problem şu: (1) sayılı tümce doğru bir şey söylerken, (4) doğru bir şey söylemiyor. Halbuki bu iki tümce arasındaki tek fark birinde “dünya” terimi geçerken, diğerinde onunla eşgöndergeli olan “güneşe en yakın üçüncü gezegen” terimi geçiyor. Bunun sonucunda da Gönderme için Bileşimsellik İlkesi’yle çelişen bir durum ortaya çıkmış gibi görünüyor.

Frege bu soruna çözümde Gönderme için Bileşimsellik İlkesi’ni reddetme yolunu izlemez. Ona göre bu ilke her durumda doğru olmak zorundadır. Bundan dolayı karşımıza çıkan bu durumun gerçekte bu ilkeyle çelişmediğini göstermeye çalışır. Bu sayede dil felsefesinde daha önce hiç tartışılmamış yepyeni bir görüş ortaya çıkar. fiimdi Frege’nin bu probleme yönelik çözümüne bakalım. (1) sayılı tümce dünya hakkında bir şey söylerken, (4) sayılı tümce doğrudan dünya hakkında bir şey söylemez. Bu aradaki fark Frege açısından çok önemlidir. (4) sayılı tümce Ayşe’nin dünya hakkındaki bir inancı hakkında bir şeyi dile getirir. Bu sayede bizler dil kullanımıyla hem kendimizin hem de başkalarının düşünceleri, inançları, bilgileri hakkında konuşabiliyoruz. İşte içinde inanma, bilme gibi zihinsel süreçlere gönderme yapan türde bu tür tümcelerin çözümlemeleri diğerlerinden çok farklıdır Frege’ye göre. Bu tür tümcelerde bir düşünceye gönderme yapılır. İşte bu tür düşüncelere gönderme yapan terimlerin semantik işlevleri de farklıdır Frege’ye göre. Örneğimize dönelim. Normalde “dünya” sözcüğünü dünya hakkında bir şey söylemek için kullanırız. Ancak (1) sayılı tümcede geçen “dünya” sözcüğü dünya hakkında bir şey söylemek için kullanılmıyor Frege’ye göre. Bu sözcüğü o tümce içinde kullandığımızda amacımız dünyadan bahsetmek değil, Ayşe’nin düşüncesinden bahsetmektir. Bundan dolayı burada geçen “dünya” sözcüğü ile dünyaya değil, bu sözcüğün anlamına gönderme yaparız. Normalde bir terim göndergesine gönderme yapar. Ancak insanların düşüncelerinden bahsederken kullandığımız terimler, göndergelerine değil anlamlarına gönderme yapar Frege’ye göre. Bu sayede (1) sayılı tümce doğru iken (4) sayılı tümce nasıl oluyor da yanlış oluyor açıklayabiliriz. (1) sayılı tümcede geçen “dünya” sözcüğü bu sözcüğün anlamına gönderme yaparken, (4) sayılı tümcede geçen “güneşe en yakın üçüncü gezegen” terimi ise bu terimin anlamına gönderme yapar. Kısacası bu iki terim eşgöndergeli değildir bu bağlamda. Terimlerin anlamları bir araya gelerek düşünce oluşturduğunu anımsayın. İşte anlamlara gönderme yapmak sayesinde düşüncelerden bahsetmek de olanaklı hale gelir. Dahası düşünceler üzerine düşünmek de olanaklı olur.


Sentaks Nedir ? Sentaks Ne Demek ?

Sentaks Nedir ? Sentaks Ne Demek ?

20 Kasım 2015 Cuma

Dil felsefesinin temel bir alanı olan sentaks, “Bir tümceyi oluşturan terimlerin mantıksal çözümlemesi nedir?”, “Terimlerin bir araya gelerek bir tümce oluşturmasını ne sağlar?”, “Tüm dillerin yapıları temelde aynı mıdır?” türünde soruları tartışarak dil felsefesi içinde gelişmiş, bir yandan modern mantığın yeşermesini sağlamış diğer yandan da dilbilimin en temel çalışma alanlarından biri haline gelmiştir.

Tanışıklık ve Betimleme Yollu Bilgi Ayrımı

Tanışıklık ve Betimleme Yollu Bilgi Ayrımı

30 Temmuz 2018 Pazartesi

Bir önermeyi anlayabilmemiz için, o önermenin her parçası ile doğrudan tanışık (directly acquainted) olmamız gerekir.

Düşünce Üzerine Düşünce

Düşünce Üzerine Düşünce

17 Temmuz 2018 Salı

Frege’nin ilk olarak dile getirdiği bir dilsel ilke günümüz dil felsefecilerinin çok büyük çoğunluğu tarafından benimsenmeye devam ediyor.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi