Image

Eğitimi Belirleyen Temel Ölçütler

Eğitimin işlevleri, eğitim teriminin farklı kullanım biçimleri ve eğitimin amaçları özellikle birinci amaçlara hizmet eden, aydınlanma anlamında eğitimin belirleyici unsurlarına veya temel ölçütlerine götürür. Bununla birlikte, söz konusu ölçütleri ele almaya geçmeden önce, bir noktanın altını kalın çizgilerle çizmenin, eğitim kavramını olduğu kadar “eğitimli kişi”yi de açıklama noktasında faydası olabilir. Bu nokta ya da husus da eğitim teriminin bir “kazanım”, “başarı” ya da “edinim” terimi olması olgusundan meydana gelir. Eğitim kavramı, tıpkı “kazanmak”, “bulmak”, “varmak”, “iyileştirmek” kavramları gibi bir başarı veya edinim kavramı olup onun doğrudan doğruya karşılık geldiği bir fiil ya da eylemlilik yoktur. Yani “eğitim” demek öğretmek, terbiye etmek, okula gitmek, araştırma yapmak demek değildir. Eğitim, çok büyük ölçüde bütün bunlar yapıldıktan sonra ortaya çıkan zihinsel durumda veya kendini gösteren vizyonda karşılık bulur ve zuhur eden ahlaki karakterde tecessüm eder. Bu olgu ve ayrımın, eğitim kavramının anlamını açıklığa kavuşturma sürecinde, eğitim kurumlarına veya okullarda verilen derslere müracaat etmek yerine kişinin karakteristikleri veya özellikleri üzerinde yoğunlaşmaya götürme gibi avantajı vardır.

Eğitimi belirleyen en temel ölçüt, pek çok eğitim felsefecisine göre değer ölçütüdür, yani onun istenen bir şey olmasıdır. Gerçekten de eğitim, değer açısından hiçbir şekilde nötr bir kavram değildir; zira eğitim almak son derece değerli ve istenir bir şeydir. İşte bu bağlamda bir kimsenin eğitimli olduğunu, belli bir eğitim aldığını fakat iyi yönde hiçbir değişme kaydedemediğini söylemek bir çelişki meydana getirir. Başka bir deyişle, eğitimin her koşul altında birtakım normatif içerimleri vardır ve o, eğitilen kişiye en azından değerli birtakım şeylerin, bilerek ve istenerek ahlaki açı dan meşru ve kabul edilebilir birtakım yollarla aktarılmasına işaret eder. Eğitimde özü itibarıyla veya hakikaten değerli olan bir şeyler elde edilir, aktarılır ya da kazanı lır. Bu ise elbette eğitimin bizatihi kendisinden dolayı istenen bir şey olduğu, söz gelimi iyi bir sosyal statü elde etmek veya geçerli bir meslek sahibi olmak benzeri birtakım dışsal veya arızi iyiler için salt bir araç olmadığı anlamına gelir. Çünkü eğitim sayesinde, gerçek bir terbiye yoluyla kazanılan bilgi ve vizyon kişinin en belirleyici yön ya da özellikleri haline gelirken onun değer dünyasını, bu hayatta neyin en yüksek değere sahip olduğuyla ilgili kavrayışını doğrudan şekillendirir.

Eğitimde ikinci ölçüt bilgi ölçütüdür. Eğitimli insanların bilgili, bilgi sahibi insanlar olduklarını hepimiz az ya da çok gözlemlemişizdir; hele hele bazı iyi eğitimli insanlar, sahip oldukları derin ve engin bilgiyle bizleri deyim yerindeyse kendilerine hayran bıraktırırlar. İşte bu durum eğitim kavramının bir parçasını meydana getirir veya onunla ilgili tanımsal bir doğru oluşturur. Gerçekten de kişinin hem eğitimli hem bilgisiz olması, mantık yönünden imkânsızlığa karşılık geldiği için, düşünülemez. Eğitimin bilgiyi gerektirdiği ama eğitimli olmanın malumatfuruş olmak anlamına gelmediği çok aşikâr olmakla birlikte, eğitim için ne kadar ve ne tür bilgilerin gerekli olduğu açık değildir. Eğitim felsefecileri bu bağlamda, genel bilgi ölçütüne belirleme kazandıran iki ek ölçütten daha söz ederler. Söz konusu ölçütler genişlik ve derinliktir.

Gerçekten eğitimli bir kimsenin sağlaması gereken bir ölçüt olarak bilgi yönünden genişlik ölçütüyle anlatılmak istenen, sahip olunması gereken bilgi miktarından ziyade, bilgi türleridir. Buna göre, eğitimli kişinin, sadece belli bir meslek bilgisiyle yetinmeyip belli bilgi türlerine sahip olması gerekir. Gerçekten de taşlarla veya böceklerle ilgili olarak her şeyi bilen fakat estetik, etik veya tarihle ilgili olarak hiçbir şey bilmeyen bir bilim adamının, aslında ne kadar iyi yetişmiş olursa olsun, eğitimli biri addedilmesi doğru olmaz. Pozitif bilim veya jeoloji alanında dünya çapında bir âlim olan fakat sosyal bilim ya da toplum felsefesinden bihaber olan bir kimseyi de gerçek anlamda eğitimli veya aydınlanmış biri olarak nitelemekte zorlanırız. Çünkü bilginin genişlik koşulu, temel bilgi tiplerine veya bilginin tüm mantıksal türlerine dair, yani deneysel bilimle, beşeri bilimlerle, etik, estetik ve felsefeyle, hatta dinle ilgili asgari bir kavrayışı gerektirir. Ve bu alanların hemen tümünde asgari bir kavrayıştan yoksun olanların, sözcüğün tam ve gerçek anlamı içinde eğitimli olmaları fazlasıyla zorlaşır.

Bilgide derinlik ise kolaylıkla tahmin edileceği üzere, birtakım temel bilgi türlerine sahip olmaktan ziyade, bu bilgilere onları temellendirmiş, haklılandırmış ya da gerekçelendirilmiş ve çok daha önemlisi birbirleriyle ilişkilendirilmiş bir biçimde sahip olmaktan geçer. Gerçekten de eğitim sürecinin en önemli bileşenlerinden birini meydana getiren veya eğitim yoluyla aktarılan bilginin derinliği, söz konusu bilgiye sahip olan kişinin kavrayış gücünün bilgisine temin ettiği temellendirmeden, yüklediği anlamdan kaynaklanır. Buna göre eğitimli kişi, olup biten şeylerin nedenlerini görebilen, her şeyi neden sonuç ilişkileriyle değerlendiren, olguların düzenleyici ilkelerini bilen, aksi takdirde birbirinden kopuk ve işlevsiz hale gelecek bilgiye birlik ve tutarlılık kazandıran kavramsal çerçeveleri özümsemiş biridir. Buradan hareketle, bilgide genişlik ve derinlik ölçütlerinin birbirini tamamladıkları, onların kişiye bilgi yönünden bir perspektif temin ettikleri, çeşitli bilgi türleri arasında bir bağ kurma yeteneği kazandırdıkları ve dolayısıyla söz konusu farklı bilgilerin tutarlı ve birlikli bir hayat içinde nasıl bir rol oynadığını görme imkânı verdikleri söylenebilir.

Eğitimi belirleyen üçüncü ve sonuncu ölçüt, bizi bu kez daha ziyade “eğitme” kavramına veya eğitim süreçlerine götüren usul ölçütüdür. Usul ölçütü eğitilen kişiye belli bir bilgi bütünü, belli bir kavrayış ya da vukufiyet yeteneği, bilişsel bir perspektif ve birtakım karakter özelliklerinin kazandırılmasında, bütünüyle ahlaki, doğru ve uygun yöntemlerin kullanılmasını ifade eder.


Eğitimi Belirleyen Temel Ölçütler

Eğitimi Belirleyen Temel Ölçütler

20 Şubat 2018 Salı

Eğitimin işlevleri, eğitim teriminin farklı kullanım biçimleri ve eğitimin amaçları özellikle birinci amaçlara hizmet eden, aydınlanma anlamında eğitimin belirleyici unsurlarına veya temel ölçütlerine götürür.

Egzistansiyalist Eğitim Felsefesi

Egzistansiyalist Eğitim Felsefesi

7 Nisan 2017 Cuma

Söz konusu yaklaşım çok paradoksal olarak hümanizm çağında yitip giden bireyin savunuculuğunu yapar. Kökleri on sekizinci yüzyıla kadar geri gitse de esas itibarıyla egzistansiyalist filozoflar tarafından geliştirilen söz konusu yaklaşım, nesnel hakikat çağında unutulan öznel hakikate dönüşün önemine vurgu yaparken bireyden hareket eder.

Natüralist Eğitim Felsefesi

Natüralist Eğitim Felsefesi

22 Temmuz 2016 Cuma

Realizmin modern versiyonu natüralizmdir. Natüralizm, bilimin en büyük güç haline geldiği modern uygarlığın felsefesini ifade eder. On altıncı yüzyıldan başlayıp önce İngiliz Aydınlanmasının Francis Bacon, Hobbes, Locke ve Hume gibi filozoflarıyla Fransız Aydınlanmasının Voltaire ve Rousseau benzeri düşünürleri tarafından ortaya konan natüralizm, doğanın gerçekliğin tamamı ya da tümü olduğu kabulüne dayanır.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi