Image

Estetik Değer

Estetik nesne olarak sanat eserinde fiziki boyut ile anlam boyutu, estetik nesnenin en azından iki farklı değer ihtiva ettiği manasına gelir. Bunlardan birincisi, duyumsal değerlerdir ki söz konusu değerleri, estetik özne ya da gözlemci, fenomenal nesnenin duyumsal özelliklerinden keyif aldığı, haz elde ettiği zaman idrak etmiş olur. Başka bir deyişle, bir estetik nesnede duyumsal özellik ya da değerleri, söz konusu nesnenin dokusundan, renklerinden, tonundan, kısacası fenomenal nesneden hoşlandığımızda, o bize duyumsal bir keyif verdiği zaman keşfederiz. Bununla birlikte, duyumsal değerlerin idrak ve takdir edilmesi, sadece bir ilk aşama olup estetik özneyi çoğu durumda sanat eserinin formel değerine götürür. Estetik nesne ya da sanat eseri için form, onun dış görünüşü veya şeklinden ziyade, parçalarının karşılıklı ilişkilerinin belirlediği genel yapı, bütünsel organizasyondur. Gerçekten de sanat eserinin formundan söz edildiği zaman, genellikle eserin, onu meydana getiren parçaların karşılıklı ilişkilerinin sonucu olan bütünsel organizasyonu anlamında genel yapısı anlatılmak istenir. Sanatsal formun ölçütü olarak da genellikle birlik, hatta organik birlik ölçütü önerilmiştir. Birlik hemen her zaman kaosun, karışıklığın ve uyumsuzluğun tam karşıtını ifade eder; yani, bir nesne birlikli olduğu zaman, onu meydana getiren parçaların ahenkli bir bütün içinde ve gereksiz hiçbir şey ihtiva etmeyecek şekilde bir araya getirilmiş olmasını anlatmak isteriz.

Estetik nesne veya sanat eserinin söz konusu duyumsal ve formel değerleri, birlikte, onun en temel değeri olarak güzelliği meydana getirir, ona katkı yapar. Estetik bir kavram olarak güzellik, genellikle sanatsal bir nesnenin şekil, renk, ses, tasarım veya ritim gibi duyusal tezahürlerden doğup insan zihnine bir algısal haz deneyimi, bir anlam ya da doyum sağlayan bir özelliği olarak tanımlanır. Bununla birlikte, güzelliğin tam olarak ne olduğu, onun nesnel ve mutlak bir değer mi yoksa öznel ve göreli bir değer mi olduğu, estetiğin uzun tarihinin en önemli sorusunu oluşturur. Nitekim antik çağda Yunanlı düşünürler, güzelliğin tanımlanabileceğini savunup onu düzen, birlik, uyum, oran, ölçü ve iyilik gibi niteliklerin bir birleşimine indirgerken bazı modern düşünürler güzelliğin tanımlanamayacağını savunmuşlardır. Buna göre, İlk ve Orta Çağ düşüncesi, güzelliği nesnel bir nitelik olarak değerlendirir ve güzelliği de diğer nitelikleri nasıl algılıyorsak, o şekilde algıladığımızı savunur; oysa modern felsefede güzellik daha çok öznel bir açıdan değerlendirilmiştir. Buna göre, modern felsefe açısından güzellik, mutlak değil de göreli bir kavramdır; güzellik, şeylere belli bir biçimde bakış tarzımızın sonucu olup kişinin duygularıyla, özellikle de beğeni duygusuyla ilgili bir konudur.

Buradan hareketle felsefi güzellik teorilerinin, en azından klasik ve modern olarak ikiye ayrıldığını öne sürebiliriz. Klasik dediğimiz gelenek İlk Çağda, Pythagoras’tan başlayıp on sekizinci yüzyıla kadar sürer. Modern gelenek ise esas itibarıyla on yedinci yüzyılda başlayıp, on sekizinci yüzyılda doruk noktasına ulaşır. Bunlardan her yönden nesnelci olan birincisine aynı zamanda Pythagorasçı gelenek, buna mukabil on sekizinci yüzyıl öncesinde ilk kez Sofistlerde ve Epikürosçularda gördüğümüz, her bakımdan öznelci olan ikinci geleneğe aynı zamanda hazcı gelenek adını verebiliriz. Pythagorasçı gelenek güzelliğin esas itibarıyla doğada, müzikte ve matematiksel teoriler türünden entelektüel yapımlarda örneklendiğini düşünür ve onu, bu üç örnekten sonra başka alanlara teşmil eder.

Örneğin Pythagorasçılara göre, dünya, unsurları arasında belli bir ölçü, orantı, düzen ve ahenk olduğu için güzeldir. Müzikteki ahengin, dünyanın temelindeki ahengi yansıttığını öne süren bu yaklaşım, güzellikle özdeşleştirdiği ahengi sayıya indirger. Söz konusu Pythagorasçı gelenekte güzellik, zaman içinde ahlaki güzellik idesini ve entelektüel ürün ya da eserleri de kapsayacak şekilde genişletilmiş olup güzelliğin metafiziksel ya da en azından ontolojik boyutunu açıklıkla ortaya koyar. Bu realist güzellik anlayışında, güzelliğin mutlak ve evrensel bir boyutu kadar, göreli bir boyutundan söz etmek mümkündür. Nitekim aynı gelenek içinde yer alan Platon’a göre, duyusal dünyada var olan somut şeylerin güzelliği değişebilir veya yok olup gidebilir; bazılarına güzel görünen başkalarına böyle görünmeyebilir. Fakat güzelliğin bu zamansal ve göreli cisimleşmelerinin üstünde ve ötesinde, ezeli ve ebedi bir Güzellik İdeası vardır. Oysa hazcı gelenekte ya da modern felsefede güzellik, realist ve nesnel boyutunu büyük ölçüde kaybederek esas itibarıyla öznel bir açıdan değerlendirilir. Başka bir deyişle, hazcı güzellik geleneğinde, bütün estetik kavramlar gibi, güzellik kavramıda estetik deneyimin nesnelerinden ziyade, öznede veya beşeri deneyimde konumlanır. Örneğin yüce ve güzellik idelerimizin ve dolayısıyla, kavramlarımızın kaynağını araştıran Burke, onların nesnelerin bizatihi kendilerinden değil de deneyimlendiği şekliyle nesnelerden geldiğini söyler. Hume da güzellik değerinin ya da genel olarak estetik kavramların öznel olduğunu, yani dünyayı belirli şekillerde tecrübe etmek için gerekli psikofiziksel donanıma ya da bir “beğeni mekanizması”na sahip insan varlıklarına bağlı bulunduğunu öne sürer. Güzelliğin konumlandığı yerin ya da estetik deneyim ve kavramların temel merkezinin bu beğeni mekanizması olduğunu öne süren Hume’a göre söz konusu yetenek ya da kapasite, sadece bir kimsenin, söz gelimi bir gülün güzel olduğunu öne sürebilmesi olgusunu açıklamakla kalmayıp öznel “beğeni standardına” ampirik bir temel sağlar. Buna göre, uygun renk görüsüne sahip olup belli bir eğitim sürecinden geçmiş insanlar nesneler için uygun renk kavramlarını doğrulukla kullanırlar. Aynı şekilde beğeni duygusu yeterince gelişmiş ve estetik kavramları yerli yerinde kullanmayı öğrenmiş insanlar da, güzellik kavramını rahatlıkla, üstelik başkalarıyla belli ölçüler içinde uyuşacak ve hatta az da olsa bir miktar nesnellik temin edecek şekilde kullanırlar. Çünkü Hume’a göre, dünyada bir beğeni farklılığı ve çeşitliliği olmakla birlikte, bu çeşitlilik içerisinde herkes tarafından beğenilmekte olan sanat eserleri de ortaya çıkar.Söz gelimi Homeros’un veya Shakespeare’in eserlerinin hemen herkes tarafından beğeniliyor olması, bu tür eserlerin onları algıladığı zaman insan zihninin hoşuna giden niteliklere sahip olduğunu gösterir. İnsanda hoşlanma uyandırmaya uygun düşen niteliklere sahip bu eserleri algılamaktan zihnin hoşlanma duyması ise zihnin, Hume’un “beğeni ilkeleri” veya “sanat kuralları” dediği şeye göre işlemde bulunduğu anlamına gelir. Yani bizzat “beğeni mekanizması”na bağlı bulunan bazı biçim veya nitelikler, hoşlanmanın kendisine dayandığı bir ölçüt oluştururlar.

Demek ki nesnelerin birtakım özelliklerinin algısının, insan zihninde hoşa giden bir güzellik duygulanımı meydana getirmesi, bir beğeni ilkesinin varlığına işaret eder. İnsanların belli sanatsal eserlerin güzelliği üzerinde uyuşmalarını temin eden bu “beğeni ilkesi” katkısına rağmen, Hume’un da son çözümlemede güzelliğin nesnede değil, gören gözde olduğunu söyleyenler arasında yer aldığını söylemek doğru olur.


Estetik Femomenlerin Felsefesi Olarak Estetik

Estetik Femomenlerin Felsefesi Olarak Estetik

13 Ekim 2015 Salı

Gerçekten de estetiğin ana zemini veya temel bölümü, estetiğin kapsamı içinde kalan fenomenlere ilişkin derinlikli bir analizden meydana gelir.

Estetik Özne ve Estetik Tutum

Estetik Özne ve Estetik Tutum

14 Kasım 2016 Pazartesi

Estetik özne, estetik nesne karşısında estetik tavır alabilen kişiyi tanımlar. Estetik özne, her şeyden önce estetik alanı ve bu arada estetik öznenin kendisini anlamaya yönelmiş filozofun kendisidir; o, belli bir sanat eğitimi almış, sanata dair bir kavrayışı olan bir sanat eleştirmeni olabilir.

Estetik Nesne

Estetik Nesne

17 Kasım 2015 Salı

İnsanın estetik ilgisinin veya tutumunun konusu olan her şey, estetik nesne kategorisi içine girer. Estetik nesne, bir sanatkâr tarafından yaratılmış bir sanat yapıtı olabileceği gibi, insanın yaratıcı etkinliğinin sonucu olmayıp tam tersine onun verili ya da hazır bulduğu doğal bir şey, söz gelimi bir doğa manzarası ya da insan bedeni benzeri bir doğal ürün olabilir.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi