Image

Etik Nedir ?

Etik, felsefenin ahlaki değerle ilgili olan alt dalına karşılık gelir. İnsanın, pek çoklarına göre en temel yönü ya da özelliği değerle doğrudan ilişkili olmak, değer yaratmak, değerin taşıyıcısı veya cisimleştiricisi olmak olduğu için, etik temel ve önemli bir disiplindir. Durum böyle olmakla birlikte, onun tam olarak ne olduğu,neyi kapsadığı konusunda çoğu zaman bir belirsizlik hüküm sürer. En azından etik, çoğu zaman ve yerde ahlakla karıştırılır. Her ne kadar gerek ahlak ve gerekse etik aynı kökten, yani töre, gelenek, görenek, alışkanlık, karakter, huy, mizaç anlamına gelen bir kökten türemiş olsa bile, etik deyince anlaşılan “felsefe açısından ahlak”tır, “ahlaklılığın felsefesi”dir.

Ahlak ve etik birbirinden farklıdır. Onlar, biri birey açısından verili iken diğeri inşa edilecek olan iki ayrı duruş veya alanı tanımlar. Gerçekten de ahlak hem felsefeden bağımsız bir alandır hem de felsefenin ana disiplinlerinden birinin temelini oluşturur. Felsefeden bağımsız bir alan olarak ahlak, bir kurallar sistemidir; o, “insanların davranışlarını ve birbirleriyle olan ilişkilerini düzenlemek amacıyla oluşturulmuş eylem kuralları, normlar silsilesi ve değer sistemi”dir. Ahlakın geçmişi oldukça eskilere gider. Nitekim bir toplumun oluştuğu her yerde, bu toplumdaki insanların davranışlarını ve birbirleriyle olan ilişkilerini düzenleyen normlar ve kurallar olmuştur. İşte bu normlar ve kurallar, belli bir ahlak sistemi meydana getirir. Demek ki ahlaki kurallar ve normlardan yoksun olan, bir ahlak sistemi bulunmayan bir toplumdan söz edemeyiz; ne kadar ilkel olursa olsun, en eski toplumlar için bile, bir ahlaktan söz etmek gerekir. Çünkü ahlak, ilgili toplumdaki insanların eylemlerini belirleyen, tarihsel süreç içinde bir kuşaktan diğerine aktarılan, aktarılırken hiç kuşku yok ki belli bir dönüşüme uğrayan kurallar sistemidir.


Bir kurallar sistemi olarak  ahlakın kaynağı meselesi gündeme geldiğinde, araştırmacılar, biri din, diğeri toplum sözleşmesi olmak üzere, iki ayrı kaynaktan söz ederler. Bunlardan, insana yükümlülüklerini, onun neden sakınıp neleri yapması gerektiğini bildiren ahlaki kuralların kaynağı olarak Tanrı’yı gösteren  dinî kaynak,ahlakı insanın kusurlu varlığını veya bozulmuş özünü Tanrı’nın iradesiyle uyumlu hâle getirme ya da daha doğrusu Tanrı’nın yardımıyla ıslah etme zorunlu teşebbüsüyle açıklar. Buna göre, yaratıcısı Tanrı, harama el uzattığı için cennetinden kovmuş olduğu, dolayısıyla yol göstericiliğe muhtaç insana uymakla yükümlü olduğu kural ve ödevleri bildirir.


Ahlakın ikinci kaynağı, ümmetten millete ve ulus devlete geçişle veya dinin sekülerleşme süreçlerine koşut olarak kamusal alandan bir şekilde uzaklaştırılmasıyla birlikte gündeme gelen toplum sözleşmesidir. Burada da bir kez daha vurgu insanın negatif, “başkasının kurdu” olan doğasına olup ahlak, bir topluluğu meydana getiren unsurların, yani bireylerin veya grupların birlikte barış içinde yaşamalarını mümkün kılan ilkeler ya da kurallar sistemini ifade eder. Burada ahlak insanların birbirleriyle barış içinde yaşamalarını mümkün kılacak asgari müşterekleri ifade eden normlar ve kurallar silsilesi olarak ortaya çıkar.


Demek ki ahlak, bütün unsurlarıyla bireyin hazır bulduğu norm ve kurallar bütünüdür. Burada birey, büyük ölçüde pasif ve alımlayıcıdır. Öte yandan, ahlak büyük ölçüde lokal ya da yereldir; yani o bütün önemine rağmen, bir bireyin, topluluk ya da cemaatin hayatla ilişki içinde geliştirmiş olduğu değerler ve kurallar silsilesini, yaşama bilgeliğini ifade eder. İşte bu açıdan bakıldığında ahlak ve ahlaklılık olgusal ve tarihsel olarak yaşanan bir şey, belli bir pratiktir. 


Etik ise söz konusu pratiğin teorisi olmak durumundadır. Buna göre, tek tek her bireyin şu ya da bu ölçüde şekillendirdiği, somut bir ahlaki hayatı vardır veya olması gerekir; öyle ki bu hayat içinde taşınan veya cisimleştirilen ahlaki değerlerin, peşinden koşulan ideallerin bulunması vazgeçilmez bir şeydir. Etik işte bu ahlaki hayatı ele alıp tartışan, söz konusu moral değerlerle ideallerden meydana gelen ve ahlak adını verdiğimiz bu olguya yönelen felsefe disiplinidir. Başka bir deyişle, ahlakın eylemin pratiği olduğu yerde, etik eylemin teorisi olmak durumundadır. Ahlakın yerel olduğu yerde, etik evrenseldir. 


Çok daha önemlisi, etik, bireyin veya ahlaki failin alıcı değil de bütünüyle kurucu ya da  etkin olduğu bir alan ya da tutumu ifade eder. Çünkü o burada, hazır bulduğu değer ve kuralları hayatına bir şekilde monte etmekle yetinmez, onların hesabını, akli bir düzeyde tartışarak, sorgulayarak, hatta temellendirerek verir. Hayatına bu şekilde etik bir boyut katarken elbette topluluğun ruhundan veya lokal olan ahlaktan beslenerek ilkeli ve evrensel bir düzeye yükselme yolunda adımlar atar. 


Böyle birinin davranışı ve duruşu, artık sadece ahlaki değil, aynı zamanda etik bir eylem ve duruştur. Çünkü o bu sayede, sadece eyleminin değil, bir bütün olarak hayatının hesabını verebilir, dünyadaki moral krizin sorumluluğunu üstlenmeye hazır hale gelir. Bunu en iyi insanların ahlaki gelişimleri üzerinde yoğunlaşan Jean Piaget ve Lawrence Kohlberg gibi araştırmacılar göstermiştir. Onlara göre, bireyin ahlaki gelişimi sırasıyla gelenek öncesi, gelenek ve gelenek ötesi dönemlerden geçmek suretiyle gerçekleşir. Nitekim gelenek öncesi dönemde, çocuğun ahlakından söz edemezsiniz, ahlaki nedenlerin bilgisinden yoksun çocuğu sadece ona örnek olmak ve ödül/ceza vermek suretiyle ahlaki terbiye yoluna sokmaya çalışırsınız. İkinci dönem, çocuğun okula gitmeye başladığı ve dolayısıyla sosyalleşip kültürlenirken geleneğin bir parçası haline geldiği gelenek dönemidir.


Bu dönemde çocuğa toplumun değerleri ve ahlak kuralları bir şekilde aşılanır.Hatta ona doğru, çalışkan, büyüklerine saygılı, fedakâr olması gerektiği, etnik kimliği üzerinden empoze edilir. Gelenek dönemi, şu halde ahlak dönemidir. Fakat çocukluk ve gençlik geride bırakıldığı zaman, insan giderek olgunlaşırken neden doğru, çalışkan ve fedakâr olması gerektiğini sorgulamaya başlar. Toplumun değerlerini en azından tartışır veya içselleştirirken asıl ve belirleyici olanın bir etnik kimliğin üyesi olmaktan ziyade insan olmak olduğunu öğrenir. Burası artık gelenek ötesi, etik dönemidir.
Ahlaklılık ve değer üzerine sistemli bir şekilde düşünme, soruşturma, ahlaki hayata dair bir araştırma ve tartışma olarak tanımladığımız etik veya ahlak felsefesine katkı yapanlar, daha ziyade filozofça düşünebilen, bizzat etik ile meşgul olan düşünürler olmuştur. Zira ahlaki hayatı şahsen yaşayan, ahlaki problemlerle ilgilenen Felsefe Ahlakın, tarihsel açıdan ele alındığında, iki ana kaynağı vardır. Bunlardan birincisi din, diğeri toplum sözleşmesidir.


Ahlak yerel ve pratik, etik ise teorik ve evrenseldir. İnsan ahlak alanında edilgin, etik alanda etkindir.Bireyin ahlaki gelişimi gelenek öncesi dönemden başlayıp onun bir geleneğe dâhil olması, üyesi olduğu topluluğun ahlaki kural ve değerlerini içselleştirmesiyle devam eder. O, gelenek ötesi döneme geçişle birlikte en yüksek düzeye varır.  Sağduyu sahibi ortalama insan, ahlaklılık üzerine düşünür, ahlaki hayat hakkında konuşur. Ama onun düşünce ve söylemleri her zaman tutarlı, argüman ve sorgulayıcı olmayabilir, ahlaki problemleri irdelemenin uzağında kalabilir. Oysa etik düşünürü temelde ne yapmak, nasıl davranmak, neyin peşine düşmek, başka insanlara nasıl muamele etmek gerektiği gibi konularda insan varlıklarına genel bir rehberlik sağlamayı amaçlarken ahlaki problemleri irdeler. O, birtakım değerler ileri sürmekle kalmayıp gerekirse onları yeni baştan tanımlar, ahlaklılığın ilk ilkelerini sistematik bir tarzda ve tutarlı bir biçimde ortaya koyar, bu ilkeleri argüman olarak temellendirmeye çalışır. Etiğin temel özelliği, onun genelliği, kuramsal ve sistematik doğası, argüman yapısı ve iddialarını kanıtlayıp temellendirme çabasıdır. 


Söylemek gerekir ki bu özellikler etiğin bütününden ziyade, belli bir bölümünü karakterize eder. Başka bir deyişle, etik teorik etik ve uygulamalı etik olarak ikiye ayrılır. Kuramsallık ve genellik, yaklaşık iki bin beş yüzyıllık bir geçmişi olan teorik etik için geçerlidir. Fakat yirminci yüzyılın son çeyreğinde, dünyada hayatın her alanında giderek artan somut ahlaki problemlerin bir sonucu olarak ortaya çıkıp birtakım münferit konularda problem çözmeyi ve dolayısıyla vizyonumuzu geliştirmeyi amaçlayan uygulamalı etik için geçerli değildir.
 


Etik sözcüğünün kökeni ve anlamı nedir ?

Etik sözcüğünün kökeni ve anlamı nedir ?

10 Ekim 2015 Cumartesi

Etik sözcüğü köken olarak eski Yunanca bir sözcük olan ethos sözcüğünden gelir. Bu sözcüğün kökeninde ethika sözcüğü vardır. Buradaki ethika sözcüğü, ethos sözcüğünün çoğulu olan “ethe’ye ilişkin konular” anlamına gelmektedir. Ethos’un çoğulu olan ethe, en eski anlamıyla söylenirse, “canlı bir varlığın ‘mekân’ı, ‘hep gittiği, sığındığı yer’ anlamına” gelmektedir.

Etiğin Temel Soruları

Etiğin Temel Soruları

1 Temmuz 2016 Cuma

Eskiçağdan günümüze uzanan tarihinde etik, tarihsel dönemlere bağlı şekilde çeşitlenen farklı türden soruları ele almıştır. Başlı başına bir bilgi alanı olarak kurulduğu Esk çağda etiğin temel sorusu pratik yönüyle söylenirse, “doğru, âdil, iyi” anlamında mutlu (eudaimonia) yaşamın ne olduğu sorusudur. Teorik yönden dile getirilirse bu soru, “adalet nedir?”, “erdem nedir?” şeklinde araştırılmıştır.

Teorik Etik

Teorik Etik

9 Kasım 2016 Çarşamba

Bir felsefe disiplini olarak etik aşağı yukarı milattan önce beşinci yüzyılda başlamıştır; onu ortaya çıkaran en önemli şey de Sokrates ve Platon gibi filozofların insan hayatının amacı ve erdemli bir hayatın niteliği üzerinde düşünmeye başlamaları olmuştur.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi