Image

Felsefe Hakkında Tartışmalar

Türklerde felsefenin olup olmadığı çeşitli yönleriyle tartışılmaktadır. Son iki yüz yılda Batılı ve yerli bazı kesimler özellikle de Aydınlanmacılar, İslam düşüncesin de felsefenin yasaklanmış olduğu, İslam devleti olarak tanınan Osmanlılarda da yasağın geçerli olduğunu ileri sürmektedirler. Macit Gökberk’e göre 10. ve 11 yüzyılda İslam medeniyetinin Farabi örneğine karşı, felsefe bağımsız değil, dinin emrinde olmuştur. Söz konusu dönemde, felsefe ne konusunu seçebiliyor ne de araştırabiliyor, ne de yöntemini seçebiliyor. Din, felsefeye, dini dogmaları desteklemesini buyurmaktadır. H. Ziya Ülken’e göre, genel olarak felsefi düşünce, Gazali İbni Rüşt tartışmasının bıraktığı yerdedir. Taner Timur’a göre İslam dünya görüşünün Osmanlı Devleti’nde aldığı şekli incelemek için felsefe anlayışlarına bakmak gerekir. Ancak “felsefe” sözcüğünü teknik anlamının sınırlarından çıkarıp, dünya görüşü ve ansiklopedi boyutları içinde ele alınmalıdır. Gerçek anlamıyla Osmanlılarda felsefi düşünce yoktu. Çünkü özgür düşünce yoktu. Felsefenin varlık ve bilgi teorileri ile ilgili sorunları, Osmanlı kültüründe ilahiyat bilimleri çerçevesinde yer alıyorlardı. Osmanlı esprisi kritik akla değil, nakilciliğe ve “kalb”e dayanıyordu.Bu ve benzeri görüşler, İslam ve Osmanlı düşünceleri için yaygındır. Diğer yandan, modern dönemdekilere benzeyen felsefe ve bilimin olduğu iddiaları da çok zayıftır. Her iki yaklaşım tarzı da önyargılara dayandıklarından hatalıdırlar. Bu sorunları tartışmak bu kitabın sınırlarını aşacağından, bu bölümde, İslam dünyası ile Osmanlılarda felsefenin nasıl anlaşıldığı üzerinde durulmaktadır


Her toplum kendi gündelik sorunlarını çözmek ve evrendeki konumunu anlamlandırmak için kendi teorik düşünce sistemini oluşturur. Teorik düşünce yapıları, en geniş anlamıyla toplumun evren tasavvurunda kendini göstermektedir.Evren tasavvuru, evrenin nasıl kurulduğu, dünyanın yaşanılır hale nasıl geldiği, insanın dünyada nasıl oluştuğu, dünyada nasıl yaşaması gerektiği, öldükten sonra nereye gideceği sorunlarını içeren düşüncelerden oluşan bir yapıdır. Evren tasavvuru, bilimsel teori gibi bir yapıya sahip olmaktan çok, esnek bağlarla konuları birbirine bağlayarak, toplumun değer sistemlerini bütünlüklü bir biçimde ortaya koymak anlamında teorik olma özelliği göstermektedir. Bu bağlamda evren tasavvurları, toplumların düşünce yapılarını anlamak açısından büyük öneme sahiptirler.


Bununla birlikte, değerler, kurumlar, zanaatlar başta olmak üzere, gündelik hayatın her alanına ilişkin üretilen bilgiler o toplumun düşünce yapısının temel unsurlarını sergilerler.Dolayısıyla herhangi bir toplumun düşünce yapısını anlamak için,o toplumun kendi değerlerini, kurumlarını, geleneklerini nasıl algıladıklarını ve tanımladıklarını kavramak önceliklidir. Aynı zamanda, toplumun evren tasavvurunun genel özelliklerinin tespiti ve değer, kurum ile geleneklerin evren tasavvurundaki rollerinin incelenmesi toplumun düşüncesini anlamak için gereklidir. Toplumun düşünürleri evren tasavvurunu oluşturan değer ve kurumların yapılarını, sorunlar çıkmasına bağlı olarak yeniden yorumlar ve konuya ilişkin düşüncelerini sergilerler. Evren tasavvurları, tarih boyunca sırasıyla, efsaneler, dinler, felsefe, bilim ve siyaset tarafından kurulmuşlardır. Başka bir deyişle evren tasavvurunun teorik yapılandırılmasında sıralanan bu unsurlar tarihin belli dönemlerinde ağırlıklı olarak kullanılmışlardır

Felsefe, evren tasavvurunun temel konularını, yani evren, dünya, insan ve bunların dayandıkları değer dizileri ile kurumsal yapıları eleştirel bir tutumla inceleme ve tutarlılık ilkesiyle temellendirme özellikleriyle diğer düşünce biçimlerinden ayrılır. Felsefenin evren tasavvuru kurma teşebbüsü, ilkin Eskiçağ Yunan medeniyetin de gerçekleşmiştir. Bu teşebbüs, aynı zamanda felsefenin yeni bir düşünce yapısı olarak kurulmasını da sağlamıştır. Felsefenin ortaya çıkış şartları yakından incelendiğinde, bir yandan iktisadi ve siyasi sorunlar diğer yandan evren tasavvuruna ilişkin değerlerle ilgili sorunların yoğun bir şekilde tartışıldığı görülmektedir. Evren tasavvuru değerlerini yeni bir tarzla tartışılıp teorik olarak düzenlenmesi, felsefi düşüncenin yapısını oluşturmuştur. Felsefe, varlık, varolanlar, evren, düzen, insan, bilgi, ahlâk gibi değerleri mantıksal bir zeminde bütünlüklü bir şekilde kurma çabasıdır. Kurma süreci, konuyla ilgili değerler ile değerlerden üretilen düşüncelerin şüpheci ve eleştirel bir tarzda sorgulanmasını gerektirmektedir. Kısacası, felsefe yönteminin belirleyici nitelikleri arasında, şüphe, eleştiri ve tutarlılık öncelikli bir yere sahiptirler. şüphe ve eleştiri temeline dayanan felsefe, inanç temeline dayanan evren tasavvurunu nasıl kurabilir? Bu soru felsefenin kendi iç yapısıyla yakından ilişkili olduğu gibi, İslam’la felsefe arasındaki ilişkiyi anlamamızda da belirleyici olmaktadır. 

Felsefenin kendine has konuları, yani evren tasavvurundaki sorunlar olan insan, varlık, Tanrı, ruh farklılıkların bir yanını oluştururken, felsefenin kullandığı yöntem de diğer yanını oluşturmaktadır. Konu ortaklığı olmakla birlikte felsefe ile din arasındaki ayrım, esas olarak yöntem açısından ortaya çıkar. Din, evren tasavvurundaki değerlere iman edilmesini isterken, felsefî düşüncenin temel ilkeleri arasında yer alan şüphe iman etmenin önündeki en önemli etmendir. şüphe, felsefe yönetiminin temel ilkeleri arasında olduğu sürece, sorunların giderilmesinde başarılı olamamaktadır. şüphe, sürekli başka şüpheler doğurduğundan, iman temelli din ile felsefe arasında sürekli bir uyumsuzluk olmuştur. Yapı itibariyle felsefe, bir düşünürün sorunlara yaklaşımı ve onları mantıksal olarak temellendirmesiyle ilişkilidir. Bir bakıma, düşünür sorunlar hakkında kendi görüşlerini, kamuya beyan eder. Dolayısıyla felsefe, bireysel bir yapı ya da uğraştır. Dinin temelleri, her ne kadar bir kurucu kişi tarafından atılmış olsa da, toplumsal bir olgudur. Kişiselliğini kaybetmiş ve süreç içinde farklılaşarak toplumsallaşmıştır. Öte yandan filozofun önerdiği çözümler kabul edilip, evren tasavvuru öneriler doğrultusunda yeniden yapılandırıldığında, felsefe, ya dinileşerek ya da siyasileşerek, felsefe olmaktan çıkmaktadır. Bu temel sürtüşmeler çerçevesinde İslam medeniyetinde felsefenin nasıl algılandığına bakmak gerekir.
 


Felsefe Hakkında Tartışmalar

Felsefe Hakkında Tartışmalar

Tuesday, September 8, 2015

Türklerde felsefenin olup olmadığı çeşitli yönleriyle tartışılmaktadır. Son iki yüz yılda Batılı ve yerli bazı kesimler özellikle de Aydınlanmacılar, İslam düşüncesin de felsefenin yasaklanmış olduğu, İslam devleti olarak tanınan Osmanlılarda da yasağın geçerli olduğunu ileri sürmektedirler

Osmanlı Döneminde Felsefe

Osmanlı Döneminde Felsefe

Tuesday, November 10, 2015

Özellikle de Osmanlı döneminde felsefeye ilişkin açık tartışmalar yapılmıştır. Osmanlı düşünürlerinin felsefeden ne anladıkları ve nasıl tanımladıkları ve nasıl kullandıklarını, onların bakış açılarıyla ele alıp değerlendirmek, teorik düşünce anlayışlarının resminin oluşmasında etkili bir yoldur.

Modern Felsefe ve Türkiye'ye Girişi

Modern Felsefe ve Türkiye'ye Girişi

Thursday, April 28, 2016

Rönesans, bir yenilenme hareketi olarak dünyaya bakışı, insanın dünya üzerindeki yeri konuları başta olmak üzere, Ortaçağın dini otoritesini sarsmıştır. Böylelikle Avrupa insanı, yeni bir hayat düzeninin temellerini aramaya yönelmiştir. Bu arayışla birlikte, ön yargılar zayıflamış ve başta din, devlet ve bilgi olmak üzere, her şeye eleştirel yaklaşmak kaygısı ağırlık kazanmıştır.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

Thursday, May 4, 2017

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

Thursday, May 4, 2017

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

Friday, March 3, 2017

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

Monday, November 23, 2015