Image

Gönderimsiz Terimler

Anımsayacaksınız Frege’nin kuramına göre örneğin “İnce Memed çok cesur biri” dediğimizde anlamlı bir tümce kurmuş oluruz. Ancak tümce doğru ya da yanlış olabilecek bir iddia içermez. Neden? Çünkü “İnce Memed” isminin bu dünyada karşılık geldiği bir insan yoktur. Bu isim gönderimsiz bir terimdir. Frege’nin bu çözümünü Russell kabul etmez.

Peki, bu durumda özne konumunda geçen bir terimin göndergesinin olmadığı, kısaca gönderimsiz bir terim içeren bir tümce Russell’a göre anlamsız mı olmak zorunda? Hayır! fiimdi Russell’ın bu problemi ele alış biçimi ve geliştirdiği özgün çözüme bakalım. Russell gönderimsiz bir terimi barındıran bir tümcenin dil felsefesi açısından oluşturduğu problemi klasikleşmiş olan örneği ile şöyle ortaya koyar:

Fransa bir krallık olmadığına göre,

(1) “Fransa’nın şu andaki kralı keldir”

tümcesi doğru bir önerme ifade edemez. Bu tümcenin özne konumunda bulunan “Fransa’nın şu andaki kralı” teriminin gönderme yaptığı bir insan yoktur. Bu durumda mantık yasaları gereği

(2) “Fransa’nın şu andaki kralı kel değildir”

tümcesinin doğru bir önerme ifade etmesi gerekirdi. Ancak, görünüşe bakılırsa, yine ortada kel olmayan bir kral olmadığına göre bu önermenin de doğru olduğunu söyleyemeyiz. Her anlamlı tümcenin doğru ya da yanlış bir önerme ifade ettiğini kabul edersek, bu iki tümce de doğru olmadıklarına göre her ikisi de yanlış olmalıdırlar. Hem (1) hem de (2) nasıl olur da yanlış olur? Bu iki tümce birbirlerinin mantıksal karşıtıdır. Mantık yasalarına göre bir tümce yanlış ise, o tümcenin mantıksal karşıtının doğru olması gerekirdi. (2) sayılı tümce (1) sayılı tümcenin mantıksal karşıtı ise her ikisinin de yanlış bir önerme dile getirmesini nasıl açıklayacağız?

Önceki makalelerimizde bu probleme Frege’nin getirmiş olduğu çözümü tartışmıştık. Anımsayacağınız üzere Frege’ye göre bir tümcenin anlamlı olması, o tümcenin göndergesi olmasını gerektirmiyordu. Frege’nin kuramında bir tümcenin göndergesi de Doğru ya da Yanlış olan iki doğruluk değerinden biri olduğuna göre, anlamlı olan ancak ne doğru ne de yanlış olan tümceler olabiliyordu. Yani Frege’ye göre (1) sayılı tümce de (2) sayılı tümce de anlamlı olmalarına karşın doğru ya da yanlış bir önerme dile getirmezler. Ancak bu çözümü Russell kabul edemez; anımsarsanız Russell’a göre bir tümcenin anlamı ile göndergesi aynı şeydir. Bundan dolayı Russell tüm anlamlı tümcelerin ya doğru ya da yanlış olmaları gerektiği sonucuna varır ve bu durumda da karşımıza yukarıda açıkladığımız problem ortaya çıkar. Şimdi Russell’ın bu probleme getirdiği çözüme bakalım.

Russell’ın kuramında (1) sayılı tümcenin çözümlemesini şu şekilde dile getirebiliriz:

(1A) Öyle bir x vardır ki, x Fransa’nın şu andaki tek kralıdır ve x keldir.

Bunu daha doğal biçimde şu şekilde de dile getirebiliriz:

(1B) Fransa’nın şu anda tek bir kralı vardır ve o keldir.

Fransa’nın şu anda bir kralı olmadığı için bu tümcenin ilk bölümündeki Fransa’nın şu anda tek bir kralı vardır iddiası yanlıştır. Dolayısıyla tümcenin tümü de yanlıştır. fiimdi bu tümcenin mantıksal karşıtı gibi görünen (2) sayılı tümceye bakalım. Bu tür tümcelerin semantik çözümlemesine dair Russell felsefe tarihinde daha önce hiçbir filozofun sözünü etmediği ilginç bir “çift anlamlılık” saptar. Bu tümce sentaktik açıdan iki ayrı şekilde yorumlanabilir:

(2A) Öyle bir x vardır ki, x Fransa’nın şu andaki tek kralıdır ve x kel değildir.

Daha doğal olarak bunu şu şekilde dile getirebiliriz:

(2B) Fransa’nın şu anda tek bir kralı vardır ve o kel değildir.

Bu yorumda öncelikle Fransa’nın şu anda bir kralı olduğunu iddia edip sonra onun kel olmadığını söylemiş oluruz. Yani mantıksal açıdan değilleme eklemini tüm tümceye değil yalnızca kellik yüklemine uygulamış olduk. Diğer yandan değillik operatörünü tüm tümceye de uygulayabiliriz:

(2C) Değildir ki: Fransa’nın şu andaki kralı keldir.

Bu tümceyi de çözümlersek şu ortaya çıkar:

(2D) Öyle bir x yok ki, x Fransa’nın şu andaki tek kralıdır ve x keldir.

Bu tümce doğru bir yargıyı dile getiriyor. Ancak diğer yorum olan (2B) ise yanlış bir yargı ifade eder. Kısaca değilleme eklemi tüm tümceyi değillerse doğru, yalnızca yüklemi değillerse yanlış bir önerme ortaya çıkar. Bu sayede hiçbir mantık yasasını çiğnemeden hem (1) hem de (2) sayılı tümcenin nasıl olup da yanlış olduklarını açıklayabilmiş oluruz. (2) sayılı tümcenin çift anlamlı olmasının nedeni tamamen sentaktikti: yani tümce yapısını nasıl yorumlayacağımıza dairdir. Bu tür örneklerden dolayı günümüz dil felsefesinde çokanlamlılık kavramı (İngilizcede ambiguity) “semantik” ve “sentaktik” olarak ikiye ayrılmıştır. Bazı tümceler birden çok sentaktik yoruma sahip oldukları için sentaktik açıdan çokanlamlıdırlar; bazı tümceler ise, tümcenin içinde geçen terimlerden en az birinin birden çok anlamı olması nedeniyle semantik açıdan çokanlamlı olurlar. (2) sayılı tümce sentaktik açıdan çokanlamlıdır. Bir başka örneğe bakalım: “Herkesin sevdiği bir renk vardır”. Normalde bu tümceyle kastedilen herkesin sevdiği rengin aynı olduğu değildir. Ali kırmızıyı sever, Ayşe ise maviyi; tümcenin doğru bir yargı dile getirmesi için her insanın sevdiği en az bir renk olması yeterlidir. Ancak diyelim ki herkesin sevdiği ortak tek bir renk olduğunu dile getirmek istedik. Yine aynı tümceyi kullanabiliriz. Birinci yorumda her insan için o insanın sevdiği bir renk olduğunu söylemiş oluruz; ikinci yorumda ise öyle bir renk var ki (diyelim ki kırmızı) herkes o rengi sever demiş oluruz. Yani tümcemiz yoruma göre iki ayrı anlama gelir. Ancak bu çift anlamlılık tümcede geçen bir sözcüğün birden çok anlamı olmasından değil, tümceyi sentaktik yapı açısından farklı yorumlamamızdan kaynaklanır. Yeri gelmişken semantik açıdan çokanlamlı bir tümceye de örnek verelim: “Kaymak bazen insana zarar verebilir”. Bu tümcede geçen “kaymak” sözcüğü bir süt ürünü olarak yorumlanabileceği gibi, paten ya da kayak kaymak gibi bir edimi de dile getirebilir. Türkçede “kaymak” sözcüğünün birden çok anlamı olmasından kaynaklandığı için tümcemiz bu sefer semantik açıdan çokanlamlıdır.

Örneğimize dönecek olursak Russell (2) sayılı tümcede saptadığı sentaktik çokanlamlılıktan yola çıkarak, Betimlemeler Kuramı’nın da yardımıyla gönderimsiz terimler problemini çözer. Ona göre (1) sayılı tümce yanlış bir önerme dile getirir. (2) sayılı tümce ise değilleme eklemini tümcenin en başına getirdiğimizde doğru bir önerme dile getirir. Bu sayede hiçbir mantık yasası da çiğnenmiş olmaz. Diğer yandan her anlamlı tümce doğru ya da yanlış bir şey söyler ilkesinden de ödün vermemiş oluruz.


Tanışıklık ve Betimleme Yollu Bilgi Ayrımı

Tanışıklık ve Betimleme Yollu Bilgi Ayrımı

30 Temmuz 2018 Pazartesi

Bir önermeyi anlayabilmemiz için, o önermenin her parçası ile doğrudan tanışık (directly acquainted) olmamız gerekir.

Dışsalcılık (Externalism)

Dışsalcılık (Externalism)

20 Mart 2018 Salı

Locke’ın temellerini attığı öznelci anlam kuramlarına karşı çıkan bazı çağdaş felsefeciler anlamı “kafanın içinde” değil “dış dünyada” aramamız gerektiğini ileri sürer.

Dil Felsefesi Nedir ?

Dil Felsefesi Nedir ?

16 Eylül 2015 Çarşamba

Dil felsefesini en basit şekilde “dil üzerine felsefi soruların tartışıldığı bir alan” olarak tanımlayabiliriz. Ancak bu tanımda sözü geçen “dil” Çince ya da Türkçe gibi belirli bir dil değildir. Dil felsefesi en geniş anlamda tüm diller arasında ortak olanı araştırır.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi