Image

Güç İstenci ve Üst-İnsan Kuramı

Güç istenci kavramı Nietzsche felsefesinin merkezinde yer alır. Kavram, aforizmatik yapıtlarında yer alan insan davranışının tüm çeşitlerine ilişkin değerlendirmelerinde karşımıza çıkmaktadır. Zerdüşt Böyle Buyurdu’da, güç istencinin insanın temel güdüsü olduğu ve tüm canlı varlıklarda etkili olduğu söylenir. Örneğin hayvan içgüdüleri arasında birinci sırada yer alanı güç istencidir. Sonraki yapıtlarında inorganik doğada bile güç istencinin etkili olduğu öne sürülür. Kısacası Nietzsche’ye göre dünya ve tüm içindekiler güçistencinden başka bir şey değildir. İnsan yaşamı baştan sona gücü istemekten başka bir şey değildir. Bu söylenenlerden anlaşıldığına göre, bu kuram a priori metafizik bir sav olmaktan çok, geniş kapsamlı empirik bir varsayımdır. Nietzsche, “İstencin nedenselliğine inanıyorsak biricik nedensellik biçimi olarak bu varsayımın yol göstericiliğine inanmamız gerekir.” söyleminde bulunur. Gerçekten de tüm farklı fenomen sınışarını bu varsayımın ışığında birleştirme girişiminde bulunduğu söylenebilir.

Nietzsche, güç istencini öncelikle bilgi ile ilişkisi içinde ele alır. Ona göre bilgi her şeyden önce bir güç aracı olarak işlev görür. Bu nedenle bilgi isteği, bilmeye yönelme, güç isteminden dolayıdır. Bilginin amacı mutlak gerçekliği, kendi uğruna tanımak ya da bilmek değil, bilgi alanına egemen olmaktır. Duyumlar ve izlenimler kompleksini pratik gereksinimlerimizin gerektirdiği ölçüde şemalaştırarak onlara bir düzen ve biçim dayatıyoruz. Olgusallık oluştan başka bir şey değildir, ancak oluşun akışına değişmez yapılar dayatarak onu varlık hâline getiren yine biziz. Oysa bütün bu girişimler güç istencinin bir yansımasıdır. Böylece, Nietzsche’ye göre “Bilim, doğaya egemen olmak amacıyla doğanın kavramlara dönüştürülerek betimlenmesidir.” Bilgi, canlılık gereksinimleri temeli üzerinde yükselen bir yorumlama sürecidir ve oluşun akışına egemen olma istencini anlatır. Örneğin bir töz olarak “ben” ya da “kendilikself” kavramı oluşun akışına dayatılmış bir yorumdur. Yine pratik amaçlarla gerçekleştirilmiş bir edimdir ama Nietzsche’ye göre bir yorumun yararlılığından çıkarımda bulunarak onun nesnelliğini çıkarsama hakkı mız yoktur. Nesnel gerçeklik ya da mutlak gerçeklik diye bir şey yoktur. Mutlak gerçeklik kavramı oluş dünyasından tatmin olmayan ve kalıcı bir varlık dünyası arayan felsefecilerin icadıdır.

Nietzsche kimi “kurguların” insan türü için pratik açıdan yararlı olduğunu belirtir. Oluştaki sürekli akış üzerine “şey” ya da “töz” kavramının getirilmesi pratik bir zorunluluk idi. Bunun gibi, kalıcı şeylerin olduğu, eşit şeylerin olduğu, nedensellik yasası ve en önemlisi mantık yasaları gibi şeyler. Zorunlu doğruluklar ya da gerçeklikler olarak kabul edildi. Oysa Nietzsche’ye göre, salt, kurgulardır. Kurgular yorumlardır yorumlarda sadece bakış açılarıdır. Böylece aklın kategorileri denen şeyler de mantıksal kurgular ve bakış açılarıdır. Ama bakış açısına bağlı gerçeklik görüşü kuşkusuz ayrımları kabul eder. Buna göre bazıları pratik açıdan yararlı bazıları ise yararsızdır. Örneğin, dünyayı değişimin ötesinde kalan ve gerçekten gerçek olan bir mutlak’ın bir fenomeni olarak gören felsefecinin ortaya koyduğu bakış açısı, oluş dünyasının olumsuz bir yorumu üzerine dayanır. Nietzsche’nin gerçeklik kavramına bu yaklaşımı tümüyle pragmatist ya da araçsalcı olmaktadır. Çünkü mutlak gerçekçiliğinin tabanı diyebileceğimiz temel mantık ilkelerini bile güç istencinin anlatımları olarak kabul etmektedir. Bu ilkeler, bu açıdan sadece insanın oluşun akışına egemen olabilmesini sağlayan araçlardır.

Bu gerçeklik yaklaşımını doğa dünyasına uygularsak, cisimlerin en küçük parçacığı olan her atomun bir güç istenci odağı olduğunu ve gücünü boşaltmaya ya da yaymaya çalıştığını kabul edebiliriz. Bu açıdan doğa yasaları da iki ya da daha çok partikül arasındaki güç ilişkilerini temsil ederler. Bunları kavramak, sınışandırmak ve denetlemek için matematiksel formüllere gereksinim duyulmaktadır. Bu durum nesnelerin yasalara boyun eğdiklerinin ya da güç uygulayan tözsel şeylerin varolduklarının bir tanıtı değildir. Varolan salt daha başka dinamik partiküller ile güç ilişkisi içinde bulunan partiküllerdir.

Organik dünyaya gelirsek Yaşam, ortak bir beslenme süreci tarafından birleştirilmiş güçlerin birliğidir. Organizma güç duygusunda bir artış için çabalayan karmaşık yapılı bir sistemdir. Bu sistem güç istencinin bir anlatımı olarak birtakım engelleri aşmak ve bazı şeyleri kendine mal etmek ve özümsemek ister. Bunlar güç istencinin dışavurumlarıdır. Biyolojik evrimi incelerken Nietzsche, Darwinciliği de eleştirmekten geri durmaz. Evrim sürecinde Darwin’in dışsal koşulların etkisini çok fazla büyüttüğünü söyler. Oysa canlılık sürecinde özsel öge, biçimlendirmek ve oluşturmak için organizmanın kendi içinde bulunan güç odağıdır. Tersine bu güç çevreyi kullanır ve sömürür. Yine doğal ayıklanma da bir başka deyişle türün güçlü bireylerinin yaşamaya devam ettiği ve ötekilerin ayıklandığı varsayımı da destekten yoksundur, Nietzsche’ye göre, yine yok olanlar tam da çok daha iyi örneklerdir, tersine yaşamı sürdürenler ortalama olanlardır. Bireysel olarak ele alındığında çoğunluğun üyeleri daha aşağı düzeyde olabilirler ama bir araya geldiklerinde güç kazanmış olurlar.

Bu arada Nietzsche, insanın hazzı arayıp acıdan kaçınmasının, insan davranışının en temel güdüleri olduğunu savunan hazcılık (hedonizm) yaklaşımını da öne sürüldüğü biçimiyle yetersiz bulduğunu ilan eder. Ona göre haz ve acı, gücü artırmak adına ortaya konulan çabaya eşlik eden fenomenlerdir. Bu açıdan haz, artmış güç duygusu olarak betimlenebilirken, acı güç istencine karşı bir engelin duyumsanmasından doğar ve güç istenci için bir uyarı görevi görür. Her başarı, aşılan bir engeli, yenilen bir zorluğu varsaydığı için, acı duygusuna salt bir kötülük olarak bakmak anlamsız olmaktadır. İnsan yeniden güç kazanmak ve başarının doğurdu ğu yeni haz biçimleri elde edebilmek için, aynı zamanda acı gereksinimi içindedir. Bu bağlamda Nietzsche yüceltme (süblimasyon) kavramına da önemli bir rol yükler. Kişinin kendini kontrol edebilmesinde, bir başka açıdan nefsini köreltmesinde ilkel acımasızlığın bir yüceltilmesini bulur. Bu şekilde yüceltmenin temeli yine güç istencidir. Ayrıca estetik eylemde ilkel canlılık dürtü ve itkilerinin bir yüceltilmesi söz konusu olabilir. Kısacası Nietzsche, her alanda güç istencinin şu ya da bu kılığa girmiş, açık ya da örtük bir işleyişini bulur.


Nietzsche'nin Ahlak Eleştirisi

Nietzsche'nin Ahlak Eleştirisi

2 Haziran 2017 Cuma

Nietzsche’nin ahlakı ayrıntılı olarak ele almaya başladığı yapıt, İnsanca, Pek İnsanca adlı yapıtıdır. Çalışma sistemli bir inceleme olmaktan çok aforizmalardan oluşan bir yapı sergiler. Yine de Nietzsche’nin ahlakla ilgili sözleri derlenip aralarında ilişki kurulduğu zaman az çok tutarlı bir kuram ortaya çıkmaktadır.

Friedrich Nietzsche Kimdir ? Yaşamı ve Yapıtları

Friedrich Nietzsche Kimdir ? Yaşamı ve Yapıtları

22 Eylül 2015 Salı

Felsefi görüşlerinden çok yaşamıyla pek çok yazar, psikolog ve psikiyatr için ilgi çekici olmuş ve dikkatleri üzerine toplamıştır. Hiçbir büyük filozofun yaşamına Nietzsche’ninkine olduğu kadar ilgi gösterilmemiştir.

Nietzsche'nin Modern Kültüre Yönelik Eleştirisi

Nietzsche'nin Modern Kültüre Yönelik Eleştirisi

2 Haziran 2017 Cuma

Nietzsche’nin ilk eserlerinden olan Trajedinin Doğuşu’ndaki temel savları şunlardır: Yunanlılar yaşamın korkunç, tehlikeli ve açıklanamaz olduğunu kabul etmelerine karşın, kötümserliğe teslim olmayıp yüzlerini daima yaşama dönmüşler, bunu da sanat ortamı yoluyla dünyayı ve insan yaşamını dönüştürerek başarmışlardır.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi