Image

İstenç ve Tasarım (İdea) Olarak Dünya

Schopenhauer’ın ünlü kitabı İstenç ve Tasarım Olarak Dünya şaşırtıcı bir açış tümcesi ile başlar: Dünya benim tasarımımdır. Bu tümceyi şaşırtıcı yapan içindeki her sözcüğün aynı zamanda kitabın başlığındaki sözcüklerden biri olmasıdır. Buradaki sözcükler sıradan günlük anlamlarında ele alınırlarsa garip bir izlenim taşı yabilirler. Oysa Schopenhauer’in istenç sözcüğüne atfettiği tanım ve rol, bu sözcükleri özgün anlamlara kavuşturur ve onun metafizik kuramının büyük içgörüsünü yapılaştırır. Schopenhauer için dünya terimi mümkün olan en geniş anlama sahiptir. O insan, hayvan, ağaç, yıldız, ay, yeryüzü, gezegenler, kısacası tüm evreni içerir. Fakat dünya neden benim kavramım ya da tasarımımdır? Neden basit bir biçimde “Dünya oradadır, dışarıda yer almaktadır.” denmemektedir? Geçmişte Berkeley, varolmak algılanmış olmaktır (esse est percipi) önermesini formüle etmişti. Bir şey ancak algılandığı zaman var oluyor ise algılamadığımız zaman o şeye ne olmaktadır? Kütüphaneden dışarı çıktığımızda geride bıraktığımız kitaplar hâlen orada mıdırlar? Schopenhauer, herhangi biri dünya deneyimini dikkatlice gözden geçirdiğinde, bildiği şeyin güneş ya da toprak değil, sadece güneşi gören bir göz ve toprağı hisseden bir el olduğunu anlayacaktır demektedir. İnsanı çevreleyen dünya sadece bir tasarımdır. Bu durum, varolanın tümünün ya da dünyanın, bilgi açısından, sadece özne ile ilişki içinde bir obje olduğu, algılayanın algısı olduğu, yani tek bir sözcükle tasarım olduğu anlamına gelir.

Tasarım Olarak Dünya: Bu kavram sadece, önümüzde yer alan ya da bilincimize verilmiş her şey tasarım olarak dünyadır ya da benim tasarımımdır ve bu tasarım salt onun üzerine düşündüğüm şeydir tezini öne sürmüyor, aynı zamanda işittiğimiz, hissettiğimiz, öteki çeşitli yollarla algıladığımız şeye de göndermede bulunuyor. Tüm olgusal olan, yani etkinlik içindeki dünya anlama yetisi yoluyla o şekilde belirlenmiştir ki bunun dışında başka hiçbir şey yoktur. Dünya kendisini bir kişiye, obje olarak bir özneye sunar ve biz özne olarak sadece algıladığımız dünyayı biliriz. Bu şekilde objelerin tüm dünyası ideadırtasarımdır ve tasarım olarak kalır. Bütünüyle ve sonsuza dek özne tarafından belirlenmiştir. Hiç kimsenin dünya tasarımı yetkin değildir ve bu yüzde benim tasarımım senin tasarımın ile aynı olmaz ama herkes “Dünya benim tasarımımdır.” diyebilir. Kimse dünya üzerine, kendi bildiğinin dışında bir şey bilemez ve kuşkusuz ben varolmasam da dünya varolmayı sürdürecektir. Bununla birlikte, hiç kimse dünyayı ötekinin bildiğinden daha gerçek olarak bilemez. Çünkü her biri bir algıya sahiptir ve algılar bilginin temelidir. Algılara ek olarak bizler soyut kavramları formüle edebiliriz. Bu soyut kavramlar, örneğin ağaç ve ev ideaları çok pratik bir işleve sahiptirler çünkü onlar aracılığıyla bilginin özgün materyali kolayca elde edilir, korunur ve düzenlenir. Bu soyut kavramlar, bundan dolayı basit olarak uçucu ya da uydurulmuş değildirler. Soyut kavramların değeri, onlara güvenilip güvenilmemesine orijinal algılardan yani olgusal deneyimden soyutlanıp soyutlanmamasına bağlıdır çünkü sonul olarak algılara işaret etmeyen kavramlaştırmalar ya da soyutlamalar, ormanlardaki hiçbir yere çıkmayan patikalara benzerler. Bundan dolayı, “Dünya benim tasarımımdır.” benim dünyaya ilişkin tasarımımın soyut bir kavram olduğunu önermez. fiu hâlde dünya benim tasarımımdır çünkü bana anlayan bir özne olarak nesnel ve empirik bir sunumdur.

İstenç-İsteme olarak Dünya: Günlük yaşamda istenç sözcüğünü, belirli bir yolda davranmak için düşünülerek bilinçli biçimde yapılmış seçimlere işaret etmek için kullanırız. İstenci zihnimizin bir yetisi olarak, yani ussal bir kişi tarafından sahip olunan bir özellik ya da yeti olarak kabul eder ve onun akıl tarafından yönetildiğini düşünürüz. İstencin akıl tarafından etkilendiği konusunda sorun olmasa da bu açıklamalar bizi Schopenhauer’ın istenç terimini kullanışına hazırlamış olmaz çünkü Schopenhauer sözcüğü öyle yeni bir anlamda kullanmaktadır ki sistematik felsefesinin merkezî temasını ya da özünü bu terim oluşturmaktadır.

Schopenhauer’ın istenç kavramı, Kant’ın kuramındaki kendindeşey kavramının değiştirilmesinden duyduğu büyük hoşnutsuzluğu yansıtmaktadır. Kant kendinde şeyleri asla bilemeyeceğimizi söylemiştir. Biz daima şeylerin dışındayızdır, biz asla onların içsel yapısına nüfuz edemeyiz. Oysa Schopenhauer hakikate götüren biricik bir dar kapı bulduğunu düşündü ve sonsuza dek şeylerin dışında kaldığımız düşüncesine, bulduğu bu biricik dar kapının büyük bir istisna oluşturduğunu iddia etti. Bu istisna “her birimizin kendi istencineistemesine sahip olduğu” yolundaki bilgimiz ya da deneyimimizdir. Bedensel eylemimizin normal olarak istencin ürünü olduğu düşünülür ama Schopenhauer için isteme ve eylem iki farklı şey değil, bir ve aynı şeydir. Ona göre bedenin eylemi nesnelleşmiş istencin ediminden başka bir şey değildir. İstenç ve eylem sadece derin düşünmede ayrılırlar. Bilinçliliğimiz içinde kendimize ilişkin bildiğimiz şey, “Salt bilen bir özne olmadığımız, ama bir başka açıdan bilinebilir içkin bir doğaya sahip olduğumuzdur.” Bundan çıkan sonuç, biz kendimiz kendindeşeyiz; bu kendinde şey istençtir. Ya da Schopenhauer’ın dediği biçimiyle, istenç edimidir; yani kendindeşeyin en belirgin en sıkı tezahürüdür. fiu hâlde bu, doğruluğa giden biricik dar kapıdır, yani istencin her bir kişinin özü olduğunun keşfidir. Schopenhauer, başka her şeyin sonsuza dek dışında olduğumuz esnada, kendimizin bilinebilen içsel bir doğaya ait olduğumuza yönelik keşfinden şu sonucu çıkarır: Bizden başlayan yol, kendinde şeylere ait olan içsel doğayı bizim için açık tutar. Böylece her şeyin içsel doğasının istenç olduğunu öğrenmiş oluruz. Mademki her şey dünyayı yapılaştırandır o halde dünyayı istenç olarak görmeliyiz.

Schopenhauer için istenç, salt ussal kişilere ait değildir. İstenç her şeyde, hayvanda ve hatta ruh taşımayan şeylerde bile bulunur. Aslında, salt bir tek istenç vardır ve her bir şey istencin özel bir tezahürüdür. Schopenhauer, gerçekliğin tümüne istencin çalışmasını yükler. İstenç, tüm içkin ve bilinçsiz maddi işlevlerde bulunan bir etkendir. Organizma istençten başka bir şey değildir. Tüm doğal güçlerdeki etkin uyarım istenç ile özdeştir. Kendiliğinden devinim ya da herhangi bir başlatı cı güç bulduğumuz tüm örneklerde içsel özün istenç olduğunu kabul etmeliyiz. İstenç kendini milyonda bir olarak tek bir kavak ağacı olarak açımlar. fiu hâlde tüm doğada karşı konulmaz bir güç, enerji ya da Schopenhauer’ın deyişiyle sürekli ve kör bir itici güç vardır. Ayrıca o istençten sonu gelmez bir çabalama olarak söz eder ve bu istenç tüm doğa boyunca bilgi dışı olarak çalışır, sonul amaç yaşama isteği olarak çalışmasıdır.


İstenç ve Tasarım (İdea) Olarak Dünya

İstenç ve Tasarım (İdea) Olarak Dünya

18 Eylül 2018 Salı

Schopenhauer’ın ünlü kitabı İstenç ve Tasarım Olarak Dünya şaşırtıcı bir açış tümcesi ile başlar: Dünya benim tasarımımdır.

Yeterli Neden İlkesi

Yeterli Neden İlkesi

12 Eylül 2018 Çarşamba

Pek çok dahi gibi, Schopenhauer da erken yaşta, büyük felsefi içgörüsünü yakalamış görünüyordu.

Schopenhauer’ın Bilgi Öğretisi

Schopenhauer’ın Bilgi Öğretisi

14 Eylül 2018 Cuma

Schopenhauer’ın felsefesine, Kant felsefesi ile ilişkisini anlama noktasından hareketle girmek en uygun yol olabilir.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi