Image

Kişisel Özdeşlik Sorunu

Kişisel özdeşlik sorusu, bir yandan Hume’un bir takım filozoflar için söz konusu ettiği kişisel özdeşliğin, kişinin kendi bilincinde olmasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı sorusunu, diğer yandan da kimin kim olduğu sorusunu, genel olarak nasıl cevapladığımız sorusunu içermektedir. Bu sorular sırasıyla “bütünlük sorusu” ve “kimlik sorusu” olarak sıralanabilir.

Bütünlük Sorunu

Bütünlük sorunu kısaca şöyle düzenlenebilir: İnsan yaşamı boyunca birçok duyumlara, duygulara, düşüncelere, hatıralara vb. sahiptir. Bütün bu deneyimlerin ortak olarak paylaştıkları tek husus, hepsinin o kişinin deneyimleri olması, hepsinin o kişinin zihninde olmalarıdır. Ama, bu farklı deneyimlerin, aynı kişinin deneyimleri olarak, aynı çatı altında toplanması nasıl mümkündür? Bir kişinin şimdiki deneyimleriyle geçmiş deneyimlerini birbirine bağlayan şey nedir? Bu bütünlük, bütün bu deneyimlerin bir ve aynı bilinçli kendiliğe bağlı olmasından mı kaynaklanır, yoksa bunların hepsinin kendileri için bir nevi zemin oluşturan, kesintisiz bir şekilde süre giden, bir ve aynı deneyimle ilişkili olmalarından mı kaynaklanır? Farklı deneyimleri, bir ve aynı bende bir araya getiren bütünlük ilkesi nedir?

Kimlik Sorunu

Kimlik sorusuysa şu şekilde dile getirilebilir: Biz karşımızdaki insanı çeşitli şekillerde tanırız, ama en yaygın olarak karşımızdaki insanı fiziksel görünüşünden hareketle tanırız. Telefonda çoğunlukla karşımızdaki kişiyi sadece bir “alo” dediğinde sesinden tanırız. Polis teşkilatı, parmak izi ya da DNA testleri gibi, daha da gelişmiş özel tekniklere sahiptir. Ancak; bedensel özellikleri karşımızdaki kişinin kim olduğu konusunda bize yeterince doğru sonuçlar verse de bir takım sorunsal durumları tasarımlayabiliriz. Örneğin; Ali’nin beynini Veli’nin bedenine aktardığımızda, Ali’nin beynini Veli’nin bedeninde taşıyan kişi kimdir? Geneleksel olarak söyleyecek olursak, esas olarak kişisel özdeşliği sağlayan şey nedir?

Hume Deneme’de, bu soruları deneyci ilkeler ışığında cevaplamaya, zihnimizdeki kendilik idesini dayandırabileceğimiz deneye dayanan izlenimler bulmaya çalışır. Fakat bu konudaki başarısızlığını kitabın sonuna yazdığı Ek’te “ancak kişisel özdeşlik ile ilgili bölümün daha ayrıntılı bir gözden geçirilişi üzerine kendimi öyle bir labirentin içinde buluyorum ki artık önceki görüşlerimi nasıl düzelteceğimi de onları tutarlı hale nasıl getireceğimi de bilmediğimi itiraf etmem gerekiyor” (age.: 419) şeklinde dile getirir.

Hume’un içine düştüğü labirent incelenecek olursa kişisel özdeşlikle ilgili olarak başlangıçta sorduğu, bir bireyin sahip olduğu kendilik tasarımının gerçekten de algıları arasında var olan gerçek bir bağlantı, bir izlenim mi, yoksa çeşitli izlenim ve tasarımlarımızın, onunla ilgisi olduğunu sandığımız şey mi olduğu sorusunun son derece makul olduğu görülür. Hume’un sorusu, birisinin kim olduğuyla ilgili olarak, neleri gözlemlediğimizdir. Ancak; sorunun bu şekilde sorulması, diğer kişinin algılarının, tarafımızdan gözlenmesi anlamına gelir. O zaman da sorulacak soru, bir başkasının algılarının nasıl gözlemlenebileceği sorusudur. Büyük ihtimalle o kişiye sorarak. Ama bunu o kişiye sormak demek, daha soruyu sormadan, soracak kişiyi önceden belirlemiş olmak demektir. Bu da onu kendi algılarına dayanmadan, bir şekilde tanımış olduğumuz anlamına gelir. Bu kişi tanıdığımız bir kişiyse, onu gördüğümüzde bedensel olarak tanırız. Eğer tanıdığımız birisi değilse, o zaman da kişinin kendisine ya da bir başkasına kim olduğunu sorarız. Eğer karşımızdaki kişiyi bedensel olarak tanıyorsak, o zaman, kim olduğuna ilişkin algılarının sorgulanmasının gereği nedir?

Karşımızdaki kişinin kim olduğunun tanımlanmasında, bu bedensel ipucu o kadar açıktır ki Hume da mutlaka bunun farkında olmuş olmalıdır. O zaman Hume, kişisel özdeşlik sorunuyla neyi kastetmiş olmalıdır? Bu sorunun cevabını yine Ek’te şu şekilde belirtir:

Pek çok felsefeci kişisel özdeşliğin bilinçten doğduğunu ve bilincin de üzerinde düşünülen bir tasarım ya da algıdan başka bir şey olmadığını düşünmeye yatkındır. Öyleyse bu felsefenin, bu düzeye dek umutlandırıcı bir yanı vardır. Ancak sıra ardışık algılarımızı düşüncemizde ya da bilincimizde birleştiren ilkeleri açıklamaya geldiğinde, tüm umutlarım kaybolur gider. Bana bu konuda doyum veren hiçbir kuram bulamam (age.: 420).

Besbelli ki Hume için kişisel özdeşlik sorusu, birbirini takip eden ardışık algıların nasıl bir araya getirildiği sorusudur. Ancak; kendimize ilişkin ardışık algıların nasıl bir araya geldiği sorusunun arkasında, kişisel özdeşliğin bilinçten doğduğu varsayımı yatar. Kişisel özdeşliğin bilinçten doğması demek, kendiliğimizin bilincinde olmamız demektir. Bu da hayatımızda süre giden değişiklikler boyunca, yani hayatımızı oluşturan ardışık deneyimler boyunca kendimizi aynı kişi olarak hissetmemiz demektir.

Görüldüğü gibi, kişisel özdeşlik sorununa iki temel yaklaşım söz konusudur. Bir kişinin, zaman içinde aynı kişi olarak sürekliliğini sağlayan şeyin ne olduğuna bağlı olarak, iki temel kişisel özdeşlik ölçütü vardır. Bunlar bedensel süreklilik ve zihinsel süreklilik ölçütleridir.


Zihin Felsefesinin Diğer Felsefe Disiplinleri Arasındaki Yeri

Zihin Felsefesinin Diğer Felsefe Disiplinleri Arasındaki Yeri

16 Ekim 2015 Cuma

Zihin felsefesinin diğer felsefe disiplinleri arasındaki yerini belirlemek, yani zihnin doğasını incelemenin diğer felsefi sorularla nasıl bağlantılı olduğunu ortaya koymak, zihin felsefesinin kapsamını anlamak için de gereklidir.

Zayıf ve Kuvvetli Yapay Zeka Ayrımı

Zayıf ve Kuvvetli Yapay Zeka Ayrımı

10 Ağustos 2018 Cuma

Yapay zeka alanındaki tartışmaların çoğu, Kartezyen düalizmin, duyguların ve düşüncelerin, fiziksel dünyadan farklı bir alana ait olduğunu, öne sürmesinden kaynaklanır.

Marcus Aurelius'un Zihin Kavramı

Marcus Aurelius'un Zihin Kavramı

2 Mayıs 2018 Çarşamba

Marcus Aurelius bir Roma imparatoru ve Stoacı bir filozoftur. Stoacılar felsefeyi mantık, doğa bilimleri ve etik olmak üzere üçe ayırırlar ve akılcı bir felsefe anlayı şıyla insanın evrendeki yerini ve yazgısını, bu üç yönelim bağlamında ortaya koymayı hedeflerler.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi