Image

Korelasyon

Psikoloji tek tek kavramlardan ziyade kavramlar arasındaki ilişkilerle ilgilenir ve kavramlar arasındaki düzenli ilişkileri saptamaya çalışır. Örneğin psikolojik bir çalışmanın bulguları şu şekli alabilir:

  1. Şiddet eğilimi gösteren insanların daha düşük zekâya sahip oldukları gözlenmiştir.
  2. Özgüven eksikliği yaşayan insanların lüks tüketime daha çok yöneldiği saptanmıştır.

İlk örnekte şiddet eğilimi ve zekâ ölçülmüş, daha sonra bunlar arasındaki ilişki ortaya konmuştur. İkinci örnekte özgüven ve lüks tüketim yönelimi ölçülmüş, sonra bu iki kavram ilişkilendirilmiştir. Tek başına özgüveni ölçmek ya da tek başına lüks tüketim yönelimini ölçmek bize fazla bir bilgi vermez. Daha ilginç olan bu kavramların birbiriyle nasıl bir ilişki içinde olduklarıdır.

Demek ki kavramları ölçmek istememiz çoğu zaman onları başka kavramlarla ilişkilendirmek içindir. Bu şekilde ilginç sorulara cevaplar bulabiliriz: Bir çocuğun evindeki kitap sayısı ile çocuğun zekâsı arasındaki ilişki nedir? fiiddet içerikli yayınlar izlemenin saldırganlıkla ilişkisi nedir? Peki bu soruları cevaplamak için kavramları birbiriyle nasıl ilişkilendireceğiz?

İki kavram arasında düzenli bir ilişki var mı görmek için kullanılan en temel istatistiksel yöntem korelasyondur. Eğer değişkenlerden birinin aldığı değerler artarken diğeri de düzenli olarak artıyor ya da azalıyorsa bu iki değişken arasında bir korelasyon vardır. Bu korelasyonun değeri sayısal olarak belirlenebilir. Korelasyon katsayısı 1 ile 1 arasında bir sayıdır ve iki değişken arasındaki doğrusal ilişkinin kuvvetini gösterir. Eğer iki değişken arasında hiçbir doğrusal ilişki yoksa korelasyon katsayısı 0 değerini alır. Eğer değişkenlerden biri artarken diğeri de artıyorsa katsayı pozitif bir değer alır. Örneğin boy ve kilo arasında yaklaşık 0.7 büyüklüğünde bir korelasyon vardır. Aynı şekilde gelir düzeyi ile eğitim seviyesi arasında da pozitif bir korelasyon gözlenir. Değişkenlerden biri artarken diğeri azalıyorsa katsayı negatiftir. Örneğin sigara tüketimi ile yaşam beklentisi arasında negatif bir korelasyon vardır. Sayının mutlak değeri arttıkça korelasyonun kuvveti artar (fiekil 2.1). Dolayı sıyla aralarında 0.8 korelasyon gözlemlenen iki değişken arasındaki ilişki aralarında 0.5 korelasyon gözlemlenen iki değişken arasındaki ilişkiden daha kuvvetlidir.

İki değişken arasındaki korelasyonun 0 olması her zaman aralarında bir ilişki olmadığı anlamına gelmez. İki değişken arasında kuvvetli ama doğrusal olmayan bir ilişki mevcut olabilir. Örneğin iki değişken arasında parabolik bir ilişki varsa korelasyon katsayısı 0’a yakın çıkacaktır. Araştırmalar stres ve performans arasında böyle bir ilişki göstermiştir. Zor bir işi yerine getirmeye çalışırken eğer heyecan düzeyimiz çok düşük ya da çok yüksekse performansımız düşer. En yüksek performansa heyecan düzeyi bu iki uç arasındayken ulaşılır. Bir diğer deyişle zor işler için heyecan ve performans arasındaki ilişki baş aşağı çevrilmiş bir U harfine benzer. Bu iki değişken arasında bir ilişki vardır ama ilişki doğrusal değildir (heyecan arttıkça performans başarısı düzenli olarak düşmez ya da artmaz). Dolayısıyla kavramlar arasında bir ilişki olmasına rağmen bir korelasyon gözlemlenmez. Demek ki korelasyon kavramlar arasındaki doğrusal ilişkilere işaret eder.

Korelasyon Neden-Sonuç İlişkisi Göstermez

Korelasyonel bulgular hakkında ASLA unutmamamız gereken bir şey var: Korelasyon nedensellik göstermez. İki değişken arasında pozitif ya da negatif bir korelasyon olması birinin diğerinin sebebi olduğu anlamına gelmez. Korelasyon bize sadece iki değişken arasında bir ilişki bulunduğunu söyler. Ama bu illa ki bir değişken diğerine sebep oluyor demek değildir. A ve B iki değişkenimiz olsun. Bu iki değişken arasında bir korelasyon varsa A ve B değişkenleri arasındaki ilişki şunlardan biri olabilir:

  • A değişkeni B’nin sebebidir. A değişkeni ile B değişkeni arasında bir korelasyon gözleniyorsa kimi zaman bunun sebebi gerçekten de A’nın B’ye sebep olması dır. Örneğin sigara içmek (A) ile akciğer kanserine yakalanma riski (B) arasında pozitif bir korelasyon vardır. Deneysel yöntemlerle yapılan çalışmalar sigara içmenin gerçekten de akciğer kanseri riskini arttırdığını göstermiştir. Yani bu durumda korelasyonun sebebi A’nın B’ye sebep olmasıdır. Hatırlamamız gereken bunun korelasyonun olası açıklamalarından sadece biri olduğudur. Şimdi diğer ihtimalleri gözden geçirelim.
  • B değişkeni A’nın sebebidir. Diyelim ki korelasyonel araştırmalar sert ve otoriter ebeveynlere sahip çocukların daha asi davranışlarda bulunduğunu gösterdi. Bu durumda çocuklara sert davranmanın (A) çocukları asi davranışlara (B) yönelttiği düşünülebilir. Ama belki de nedensellik ters yöndedir. Asi davranışlarda bulunmaya meyilli çocukların ebeveynleri bu davranışların önüne geçmek için daha sert davranışlar benimsiyor olabilirler. Yani A değişkeni B davranışını doğuruyor varsaydığımız kimi durumlarda B davranışı A’ya sebep oluyor olabilir.
  • A ve B karşılıklı olarak birbirlerine sebep olmaktadırlar. Kimi zaman iki değişken birbirini aynı anda etkileyebilir. Örneğin depresif duygular hissetmekle (A) arkadaşlarla geçirilen zaman (B) arasında negatif bir korelasyon olduğunu varsayalım. Depresif duygular hissetmek kişilerin kendi kabuklarına çekilip arkadaşlarıyla daha az zaman geçirmelerine sebep olabilir. Aynı zamanda yalnız kalmak ve arkadaşlarla vakit geçirmemek depresif duyguları arttırabilir. Yani bu durumda çift taraşı bir nedensellik ilişkisi olasıdır. A değişkeni B’ye, B değişkeni A’ya sebep olmaktadır.
  • Hem A hem de B’ye sebep olan bir C değişkeni vardır. Kimi zaman A ile B arasında korelasyon gözlemlenmesine rağmen ne A değişkeni B’ye sebep olmaktadır ne de tam tersi. Bu gibi durumlarda üçüncü bir C değişkeni hem A’ya hem de B’ye sebep verebilir. Örneğin bir insanın teninin yanıklığı ile vücudundaki sinek ısırığı sayısı arasında pozitif bir korelasyon gözlemlenmesi olasıdır. Yanık tenin sinek ısırığına sebep olması ya da sinek ısırığının yanık tene sebep vermesi çok makul açıklamalar değildir. Yanık tenle sinek ısırığı arasındaki bağlantının sebebi havalar sıcakken sinek sayısının artması ve aynı zamanda insanların daha çok yanmalarıdır. Yani bu durumda üçüncü bir değişken (hava sıcaklığı) hem sinek sayısının artmasına hem de yanık tene sebep vermektedir.

Psikolojide Yaklaşımlar

Psikolojide Yaklaşımlar

20 Eylül 2016 Salı

Resme bakın. Ne görüyorsunuz? Eğer beyaz kısma odaklanırsanız figür olarak bir vazo, eğer siyah kısma odaklanırsanız figür olarak birbirine bakan iki yüz görürsünüz. Yani aynı objenin neresine odaklandığınıza göre, ne gördüğünüz değişebilir. Her ikisi de doğru algılardır. Psikolojide de bu şekilde aynı davranışı değişik bakış açılarından çalışan yaklaşımlar (perspektif) vardır. Bu yaklaşımlar,sadece sorulan soruları değil, veri toplama yöntemlerini de etkiler.

Psikolojide Çözümleme Düzeyleri

Psikolojide Çözümleme Düzeyleri

27 Kasım 2015 Cuma

İnsan davranışını etkileyen birçok sebep vardır. Mesela öğlen yemeği için ne yiyeceğinizi hem vücudunuzun ihtiyaçları (mesela şeker dengesi) hem de yemeği birlikte yediğiniz arkadaşlarınızın tercihleri (mesela beraber pizza yemek) belirleyebilir.

Psikolojik Araştırmalarda Etik

Psikolojik Araştırmalarda Etik

2 Nisan 2018 Pazartesi

Psikologların çalışmalarında kimi zaman etik sorular baş gösterir. Bu sorulara yanıt ararken bir başvuru kaynağı olmak amacıyla Türk Psikologlar Derneği 2004 yılında bir etik yönetmelik kabul etti.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi