Image

Kültürü Anlamak

Kültür teriminin yüzden fazla tanımı olsa da genel olarak bu tanımlar üç grupta toplanabilir (Edles, 2002):

  1. “Kültürün estetik tanımları” ya da “yüksek kültür olarak kültür”
  2. “Kültürün antropolojik tanımları” ya da “bütün bir yaşam tarzı olarak kültür”
  3. “Paylaşılan anlam sistemleri olarak kültür”

Kültürün Estetik Tanımları ya da Yüksek Kültür Olarak Kültür

Kültür teriminin, Aydınlanma geleneğinden “insan zihninin etkin olarak geliştirilmesi” vurgusunu barındıran birinci gruba göre kültür estetik mükemmellik ile özdeştir. Kültür eleştirmeni Matthew Arnold (18221888), kültürü, bizi en çok ilgilendiren tüm konularda, dünyada söylenen ve düşünülenlerinin en iyisi şeklinde tanımlarken işte kültürü “estetik mükemmellik” ile özdeşleştirmiştir. Kültürü, entelektüel, sanatsal etkinlikler ve fikirlerle bir arada tutan bu yaklaşım, yüksek kültür ve popüler kültür ikiliğini merkeze alarak kültürü büyük ölçüde yüksek kültür ile eş anlamlı görmektedir.

Bu anlamıyla kültür, bir toplumun ya da medeniyetin en iyi, en güzel ya da muhteşem ürünlerine ilişkin isim olarak kullanılabilir. Klasik müzik, sanat ve edebiyat, bu gruba ilişkin örnekler olarak sıralanabilir. Aynı zamanda kültür, estetik ve entelektüel duyarlılığa ilişkin olarak sıfat olarak da kullanılabilir. “Kültürlü olmak” ya da “çok kültürlü bir adam” derken işte kültürü bu anlamıyla sıfat olarak kullanmaktayız. Ancak, kültürün yüksek kültür ile özdeşleştirilmesi, onun dışında kalan diğer kültürel biçimleri “aşağı kültür” (ya da popüler kültür) olarak yaftaladığından dolayı kimi yaklaşımlar tarafından seçkinci bir bakış açısı olarak değerlendirilmektedir (Edles, 2002; Jencks, 1993). Bu noktayı popüler kültür bölümünde daha ayrıntılı olarak ele alacağız. Son olarak Jencks’in (1993:9), kültürün “medeniyet” anlamındaki kullanımına da dikkat çektiğini belirtmeliyiz. Özellikle Alman entelektüel geleneğinde kültür ve medeniyet kavramları arasında bir ayrım yapılırken günümüzde kültür, medeniyeti de içerecek şekilde kullanılmaktadır.

Kültürün Antropolojik Tanımları ya da “Bütün Bir Yaşam Tarzı Olarak Kültür”

Estetik mükemmellik olarak kültür tanımının haricindeki ikinci kültür tanımı ise “bir dönemin ya da bir halkın yaşam biçimi” anlamında betimleyici ve antropolojik bir tanımdır. Bu gruptaki tanımlar bir toplumsal grubun ya da halkın gündelik yaşamında belirli anlamlar ve değerler üreten yaşam tarzlarına işaret eder. Kısaca bir grubun “bütün bir yaşam tarzı” olarak görülebilecek bu tanıma göre kültür, bir grubun üyelerinin inandıkları değerlerden, izledikleri normlardan ve yarattıkları maddi şeylerden oluşur. Bundan dolayı, yukarıda gördüğümüz ve “seçkinci” ya da “dar” bir tanım olarak nitelenebilecek kültür tanımından ayrışarak, çoğul olarak kültürlerden söz edebilmemize imkân verir.

Kültürün antropolojik tanımı, sosyal antropolojinin kurucusu olarak kabul edilen Edward Burnett Tylor’un (18321917) 1871’de yapmış olduğu, kültürün “bilgi, inanç, sanat, ahlak, yasa, gelenek ve toplumun üyesi olarak insan tarafından kazanılan diğer yetenekleri içeren karmaşık bir bütün” şeklindeki tanımına büyük ölçüde dayanır. Bu oldukça “geniş” tanım, kültürün günlük yaşamın “üzerinde” değil, aksine yediden yetmişe günlük hayatımızın “içinde” olan ve önemli bir ögesi olduğunu vurgular. Farklı bir ifadeyle, bu antropolojik tanım kültürü, insan grupları tarafından üretilen her şeyi, gündelik toplumsal yaşamın tüm unsurlarını kapsayacak şekilde genişletir.

Gelgelelim, yüksek kültür olarak kültür tanımı “kültür” ve “toplum”u yeterince birleştiremeyen “dar” bir tanım olarak kabul edilirse, “tüm bir yaşam biçimi” olarak kültürü tarif eden antropolojik tanımının da kültürü fazla genişlettiği, kültür ve toplumu çok fazla birleştirdiği söylenebilir. Bu durum bir dönem sosyal bilimcilerin kültür kavramını kullanışsız görmelerine ya da terk etmelerine bile neden olmuştur. 1930’larda RadcliffeBrown gibi tanınmış antropologlar kültürü “belirsiz bir soyutlama” olarak nitelendirirken, 1970’lerin yapısalcı sosyologları kültürün varlığını inkâr etmeseler de onu sosyal değişimin nedeni değil sonucu kabul ettiler (Edles, 2002:9-11).

Paylaşılan Anlam Sistemleri Olarak Kültür

1960’lı yıllar sonrasında çok sayıda sosyal bilimci, kültürü, sadece ve basitçe “yaşam biçimi olarak” tanımlamayı yeterli bulmamaya başladı. Clifford Geertz (1926 2006) gibi antropologlar kültürü, paylaşılan semboller ve/veya anlamlar sistemi olarak tanımladı. Kültür paylaşılan anlam sistemleri olarak kabul edildiğinde, kültür sadece sanatı değil aksine tüm sembolik olguları içerir. Eve girerken ayakkabının çıkarılıp çıkarılmayacağını bilmek gibi sıradan ama gündelik yaşamla bütünleşmiş anlamlar ağından; din, dil, sanat ya da moda gibi üst seviyede örgütlenmiş anlam sistemleri kültürün içindedir. Bu tanım, yüksek kültür olarak kültür tanımından farklı olarak kültürü sanatlarla sınırlandırmazken böylelikle kültürün kolektif ve paylaşılır olduğunu vurgular. Kültürün kolektif doğası ise en çok dilde belirgindir.

Kültürün sembolik tanımı toplumların analitik olarak farklı üç parçadan oluştuğu argümanı ile birlikte düşünüldüğünde çok yararlıdır. Kısaca söylersek; 1. ekonomik 2. politik ve 3. olarak kültürel alanlar. Bütün toplumlar mal ve hizmetlerin üretildiği ve dağıtıldığı bir ekonomik sisteme; gücün dağıtıldığı (ya da dağıtılmadığı) ve kararların verildiği bir politik sisteme sahiptirler. Diğer taraftan, tüm toplumlar sayesinde insanların dünyayı “anladığı” ve “anlamlandırdığı” kültürel (veya sembolik) sistemlere sahiptirler. Politik, ekonomik ve kültürel kertelerin görece özerkliği düşüncesi, Parsons’tan ödünç alan Poulantzas’tan gelir. Bu özerkliğin ya da ayrımın somut değil analitik bir ayrım olduğu göz ardı edilmemelidir. Çünkü “gerçek” dünyada sosyal, kültürel, ekonomik ve politik alanlar kaçınılmaz bir şekilde birbirine dolanmıştır. Yani, ekonomik olguların kültürel boyutları vardır ve bunun tersi de aynı şekilde doğrudur (Edles, 2002: 12-13, 28)


Siyasete İlişkin Temel Sosyolojik Yaklaşımlar

Siyasete İlişkin Temel Sosyolojik Yaklaşımlar

12 Temmuz 2018 Perşembe

Sosyolojinin siyasetle ilişkisi bağlamında devlet analizi merkezi bir role sahiptir.

Çağdaş Eleştirel Yaklaşımlarda Kültür

Çağdaş Eleştirel Yaklaşımlarda Kültür

31 Ağustos 2018 Cuma

1920’lerin başlarında Frankfurt’ta kurulan Sosyal Araştırmalar Enstitüsü sosyal bilim literatüründe kısaca Frankfurt Okulu olarak bilinmektedir.

Sosyoloji Nedir ?

Sosyoloji Nedir ?

24 Eylül 2015 Perşembe

Sosyolojik düşünmenin bireye sağladığı en önemli fayda, şimdiye kadar düşünmediği farklı bir şekilde düşünmeye başlamasını ve böylece o güne kadar tanıdığını düşündüğü dünyanın şimdi olduğundan daha farklı bir dünya olabileceğini keşfetmesini sağlamasıdır.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi