Image

Kültürün Dinamikleri

Bir toplumun kültürüyle ekonomik, politik ve diğer kurumlarının birbirleriyle yakından ilişkili olduğunu görmüş durumdayız. Bu durumu birçok kuramcı kabul etse de bu kurumlardan ekonominin diğerleri üzerinde belirleyici bir etkisi olup olmadığını merak etmiştir. Örneğin Marx kültürün egemen ekonomik ve siyasal sistemi meşrulaştırıcı bir işlevi olduğunu belirterek kültürün ideolojik rolünü vurgulamıştır. Marx, ekonomik altyapının kültürün de içinde bulunduğu üstyapıyı belirleyici bir etkisi olduğunu belirtmiştir. Maddi üretim biçimini en önemli unsur olarak gören kuramcı, maddi üretimin kültürel bir boşlukta gerçekleşmediğini ise görememiştir. Günümüz dünyasında hiçbir ekonomik ve siyasal sistem sadece fiziksel güce dayanamayacağı için, kendisi geniş halk kesimlerinin gözünde meşru hâle getirmesi gerekir. Bunu da onların kültürel ve ahlaki değer ve inançlarını biçimlendirilerek ve kendisiyle eşitleyerek gerçekleştirirler.

Kültürün bir güç ve meşruiyet kaynağı olduğunu öğrenmiş durumdayız. Tam da bu nedenle tüm siyasal ve ekonomik çatışmaların kültürel düzeyde de gerçekleşiyor olması ya da kültürel alanda yansımaları olması şaşırtıcı değildir. Ancak bu noktada, tüm kültürel çatışmaların da kaçınılmaz şekilde bir ekonomik ve siyasal boyutu olduğunu da göz ardı etmemeliyiz. Kısaca, kültür, ekonomik, politik ve diğer politikaları biçimlendirirken onlar da kültürü biçimlendirir.

Bir toplumun kültürü teknolojik gelişmeler, savaşlar, işgaller ve hatta doğal afetler gibi birçok faktör etkisiyle de değişebilir. Marx’ın ifade ettiği gibi, teknoloji, büyük kültürel değişimlerin önemli kaynaklarından biridir. Teknoloji hiç bir zaman kültürel açıdan tarafsız olmamıştır. Bütün büyük teknolojik değişimler toplumun ekonomik ve politik yapısıyla birlikte kültürel yapısını da dönüştürür. İnsanların sahip olduğu boş zamanı artırabilir, yeni ilgi alanları ve hobiler geliştirmelerine yardımcı olabilir, yeni toplumsal ilişkiler yaratabilir (Parekh, 2002:194197). Bazı durumlarda maddi ya da teknolojik değişimler kültürel gecikme ya da kültürel boşluk durumuna neden olabilirler.

Kültürel Gecikme: Bu kavram Amerikalı toplumbilimci William Ogburn (18861959) tarafından ortaya atılmıştır. Ogburn, bir toplumsal sistemdeki maddi ve manevi kültürün karşılıklı ilişkisinde, değişme sürecinde ortaya çıkan bir uyumsuzluk hâline dikkat çekmek istemiştir. Ona göre, maddi kültürde meydana gelen değişiklikler belli bir gecikmeyle manevi kültür tarafından (hukuk, töre, gelenek, görenek, toplumsal zihniyet vs.) takip edilirken arada bir boşluk doğmaktadır. Örneğin, Türkiye’de özellikle 1980’lerin ortalarından sonra hızla zenginleşen insanlarda bu olgudan söz edilebilir. Hızlı dışa açılma ya da ihracatla kısa sürede sınıf atlayarak olağanüstü zenginleşen bu insanlar, geldikleri toplumsal çevrenin sınıfsal/kültürel karakteristiklerini önemli ölçüde muhafaza etmiştir. Farklı bir ifadeyle, onların çok zengin olmaları üst sınıfa ait kültürel davranışları göstermelerini sağlamamıştır. Bu insanların çocukları içine girdikleri yeni sınıfı daha fazla benimseyecek ve yine o sınıf tarafından daha fazla kabul görecektir. İşte neredeyse bir kuşak, hatta iki kuşak süren bu gecikme “kültürel gecikme”dir (Bostancı, 2003:116). Bourdieu’nun kavramıyla farklı bir bağlamda ifade edersek bireylerin ekonomik sermayeye sahip olması eşzamanlı olarak kültürel sermayeye sahip olmalarını sağlamaz.

Özellikle maddi kültürün teknoloji boyutundaki değişiklikler, kültürel gecikmenin çarpıcı bir biçimde görülmesini sağlar. Düne kadar cep telefonu sahibi olmayan insanların, cep telefonu edindikten sonra toplum içindeyken çevrelerindeki insanları rahatsız edecek şekilde bağıra bağıra telefonla konuşmaları da bu doğrultuda kültürel gecikmenin çarpıcı bir örneğidir. Kişinin cep telefonu sahibi olması ya da cep telefonunun gündelik yaşamında çok önemli bir yer oluşturmaya başlaması, beraberinde cep telefonuyla konuşma adabını ya da kültürünü de eş zamanlı olarak öğrenmesine neden olmamakta, yani kültürel gecikme ortaya çıkmaktadır.


Sosyolojide Bilim ve Yöntem

Sosyolojide Bilim ve Yöntem

18 Kasım 2016 Cuma

İnsanlar, insanlık tarihinin başlangıcından beri evreni anlayabilmeye, doğayı kontrol altına alabilmeye ve bu amaca yönelik olarak bilgi toplamaya çalışmışlardır. Bilim (science) kavramı, Latince bilmek anlamına gelen scire kelimesinden türemiştir ve bilinen şey veya bilgi anlamına gelir.

Sosyal Bilimlerde Kullanılan Araştırma Yöntem ve Teknikleri

Sosyal Bilimlerde Kullanılan Araştırma Yöntem ve Teknikleri

23 Şubat 2018 Cuma

Sosyal bilimlerde, pozitivist ve yorumlayıcı yaklaşıma dayanan iki temel araştırma yöntemi vardır.

Kültür

Kültür

25 Temmuz 2018 Çarşamba

Kültür terimini gündelik yaşamda ne kadar çok ve farklı şekillerde kullandığımıza hiç dikkat ettiniz mi?

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi