Image

Küreselleşme, Ulus-Devlet ve Avrupa Birliği

Küreselleşme olgusu tüm dünyada ekonomik, kültürel alanlarda son derece önemli etkileri olan bir süreçtir. Küreselleşme toplumların ekonomik, kültürel boyutlarını etkilediği kadar siyaset alanını da etkilemektedir. Özellikle iletişim teknolojilerindeki yaşanan olağanüstü gelişmeler postendüstriyel toplum yapılarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Dolayısıyla ulusdevletlerin de bu süreçten etkilendiği, klasik ulusdevlet tanımlamalarındaki sınırlarının aşıldığı bir dönemde yaşamaktayız. Küreselleşen ekonomi ulusal çerçevede işleyen piyasaların sınırlarını aşarak, ulus ötesi yeni biçimler kazanmıştır. Artık her türlü gelişme ister ekonomik ister kültürel, ister siyasal olsun, küresel ölçekte etkilere yol açmaktadır. Dünyanın herhangi bir yerinde başlayan ekonomik kriz tüm dünyayı etkileyebilmekte, herhangi bir kültürel öğe hızla yaygınlaşabilmekte, bir terör saldırısı tüm dünyada sınırları değiştirebilecek kadar önemli siyasal ve toplumsal sonuçlara neden olabilmektedir. İşte böylesine bir ortamda ulusdevletlerin, milliyetçiliklerin sorgulandığı, tanımlarının yeniden gözden geçirildiği bir süreç içerisinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Öte yandan ulusdevlet sınırlarını Avrupa Birliği benzeri farklı ekonomik, kültürel ve siyasal birliklere açmaktadır. Avrupa Birliği Kıta Avrupası’nda ekonomik gerekçelerle ortaya çıkan bir birlikten siyasal ve kültürel bir birlikteliğe doğru yol almaktadır. Avrupa Birliği esas itibariyle Avrupa Ekonomik Topluluğu olarak ortaya çıktığında yalnızca ekonomik anlamda bir ortak pazar yaratma ideali, ekonomiyi iyileştirme anlayışına dayanmaktayken günümüzde salt ekonomi alanını aşan, ortak para birimi, ortak anayasa, kimlik, kültür meseleleri gibi ulusdevlet sınırlarını aşan, Avrupa uluslarının tek çatı altında birleşme idealini taşıyan rasyonel bir örgütlenme biçimine dönüşmüştür. Dolayısıyla Avrupa Birliği 21. yüzyılın dünyasında siyasal, ekonomik ve kültürel bakımlardan en önemli oluşumlardan birisidir. Türkiye aday ülke olarak, Avrupa Birliği’nin bir parçası olabilmek için gerekli düzenlemelerin yapıldığı bir ulusdevlet olarak değerlendirilmelidir. Küresel ölçekte sınırların yeniden biçimlendirildiği dünyada, ekonomik, siyasal ve kültürel olarak gelişmenin tüm dinamiklerini taşıyan Türkiye de gerekli düzenlemelerin sonucunda Avrupa Birliği içerisinden hak ettiği pozisyonu zaman içerisinde alacak aday konumunda bulunmaktadır.


Feminist ve Postmodern Yaklaşımlar

Feminist ve Postmodern Yaklaşımlar

4 Mayıs 2018 Cuma

Son dönemlerde giderek daha etkili hâle gelen bu yaklaşımların en önemlileri arasında feminist ve postmodern olarak adlandırılan yaklaşımlar yer almaktadır.

Klasik Sosyolojik Kuramda Kültür

Klasik Sosyolojik Kuramda Kültür

27 Ağustos 2018 Pazartesi

İşlevselci sosyolojinin esas ilgisi yüksek kültür olarak kültür olmaktan çok normlar, değerler ve yaşam biçimi olarak kültür olmuştur.

Çağdaş Eleştirel Yaklaşımlarda Kültür

Çağdaş Eleştirel Yaklaşımlarda Kültür

31 Ağustos 2018 Cuma

1920’lerin başlarında Frankfurt’ta kurulan Sosyal Araştırmalar Enstitüsü sosyal bilim literatüründe kısaca Frankfurt Okulu olarak bilinmektedir.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi