Image

Makineler Düşünebilir mi?

Bir gün, uygun karmaşıklıkta bir makinenin, Turing testini geçebileceğini düşünmek, uzak bir olasılık gibi görünmüyor. Ancak, böyle bir makinenin Turing testini geçmesinin onun zekaya ya da bilince sahip olduğunun yeterli ve gerekli kanıtı olup olmayacağı tartışmasının daha uzun süre felsefe camiasını meşgul edeceği de bir o kadar kesin görünüyor. Yapay zeka alanındaki çalışmalar iki temel kategoriye ayrılabilir. Bunlardan ilki sembolik yapay zeka olarak nitelendirilebilecek zihni taklit etme anlayışıdır. Sembolik yapay zeka sistemleri yukarıdan aşağıya bir düzenle akıl yürütmeyi, bilmeyi ya da her ikisini birden taklit edecek şekilde programlanmı şlardır. Sembolik yapay zekada kullanılan en yaygın anlayış üretim sistemi anlayışıdır. Bir üretim sistemi genellikle üç kısımdan oluşur. Üretim kuralları adı verilen eğer iseo zaman formunda bir kurallar listesi; belli kuralın ne zaman, nasıl uygulanacağına karar vermekte kullanılan bir kontrol mekanizması; ve çalışan bir bellek, kullanılan ateşlenen kuralların sonuçlarının yazıldığı bir “karatahta”. Sembolik yapay zeka anlayışı çerçevesinde, Deep Blue gibi, insanı alt edebilen makinelerin yaratılmıştır. Deep Blue, kendisine yüklenmiş olan üretim kurallarını, satranç pozisyonlarının stratejik değerini, değerlendirmek üzere bir araya getirir. Deep Blue’nun başarısı, satrançtaki olası atak düzenlerinin kapsamlı ve hızlı bir şekilde gözden geçirilmesine dayanmaktadır. Günümüzde bilgisayarların hızlı arama, geniş bellek kapasitesi gibi nitelikleriyle hem günlük hayatımızda, hem de bilimsel araştırmalarda vazgeçilmez bir yere sahip olmasının yanı sıra, insanın sorun çözme ve akıl yürütmesini taklit etmek üzere de programlanmaktadırlar.

Yapay zeka alanındaki ikinci çalışma alanı, beyni taklit eden bağlantılı ya da yapay sinirsel sistemler yaklaşımıdır. Bu yaklaşımın çıkış noktası, beynin yapısı üzerine yapılan çalışmalardır. Beynin en göze çarpan özelliği, sinir hücreleri arasındaki yoğun bağlantıdır. Bu yaklaşımı savunanlara göre, eğer sinir hücrelerini temsil eden birçok basit işlemci yoğun bir şekilde birbirine bağlanırsa milyonlarca satırlık kodlar yazmak zorunda kalmadan beyin benzeri davranış elde edilebilir. Zeka ya da düşünme, birçok işlemcinin birbirine bağlanmasıyla kendiliğinden ortaya çıkabilir. Yapay sinirsel sistemlerin dikkate değer özelliği, sembolik yapay zeka gibi programlanmış değil, aksine eğitilmiş olmalarıdır. Makinelerin öğrenebilmesi, zeka davranışı elde etmekte can alıcı bir husustur. Deep Blue öğrenemez; eğer satranç tahtasının boyutları değiştirilirse fazladan bir sıra ya da sütun eklenirse bazı satranç taşlarına ekstra hamle verilirse Deep Blue oyunu kaybeder, ama bir insan, yeni duruma ve kurallara uyum göstermeyi öğrenebilir. Sinirsel bir ağda öğrenme, tepkiyi belirleyen ağırlıkların örüntüsünü değiştirmekle gerçekleşir. Yapay sinirsel sistemler, örüntü ister görsel olsun, ister daha soyut bir şekilde yapılansın, örüntü tanımlama konusunda mükemmeldirler. Ama akılcı, mantıksal düşünme gerektiren sorunların çözümünde, sembolik yapay zeka sistemleri mükemmelken yapay sinirsel sistemler, daha az başarılı olmaktadır.

Yapay sinirsel sistemlerin düşünme ya da zeka üretmesi, çok fazla sayıda sinir hücresinin, onların birbiriyle bağlantılarının, taklit edilmesini gerektirecektir. Ama sorun, sadece taklit edilen sinir hücresi sayısının artması değildir; salt uyarılma eşiğinin taklit edilmesinin ötesinde, sinir hücresinin kendisini de daha detaylı bir şekilde taklit etmek ve biyolojik bir sinir hücresinin işlevine özgü karmaşıklığı yakalamak gerekir. Ayrıca tek bir tip sinir hücresi olmadığı da unutulmamalıdır. Belki Searle’in öngörüsünün aksine, insan beyninin nedensel güçlerini taklit eden bir yapay sinirsel sistem kurmak mümkün olabilir, ama McGinn’in çok haklı bir şekilde belirttiği gibi, şimdiki teknolojimiz böyle bir sistem oluşturmamız için yeterli değildir.


Makineler Düşünebilir mi?

Makineler Düşünebilir mi?

29 Ağustos 2018 Çarşamba

Bir gün, uygun karmaşıklıkta bir makinenin, Turing testini geçebileceğini düşünmek, uzak bir olasılık gibi görünmüyor.

Zihin ve Bedenin Etkileşimi Sorunu

Zihin ve Bedenin Etkileşimi Sorunu

27 Temmuz 2018 Cuma

Descartes, zihin beden sorunu tartışılırken belki de en çok referans gösterilen filozoftur. Descartes’a göre iki töz vardır, zihin ve madde. Her tözün de belirleyici bir niteliği vardır.

Platon ve Antik Bilişsel Psikoloji

Platon ve Antik Bilişsel Psikoloji

3 Nisan 2018 Salı

Antik Yunanda, sistematik felsefe anlayışının ilk temsilcisi olarak kabul edilen Platon’un felsefesinin temelinde, duyularımızla bildiğimiz dünyanın, tam olarak gerçekliğ inin olmadığı inancı yatar.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi