Image

Marcus Aurelius'un Zihin Kavramı

Marcus Aurelius bir Roma imparatoru ve Stoacı bir filozoftur. Stoacılar felsefeyi mantık, doğa bilimleri ve etik olmak üzere üçe ayırırlar ve akılcı bir felsefe anlayı şıyla insanın evrendeki yerini ve yazgısını, bu üç yönelim bağlamında ortaya koymayı hedeflerler. Herakleitos’un logos öğretisini kabul eden Stoacılara göre evren, Evrensel akıl olan logos’un rehberliğinde düzenli bir şekilde işler; insanın aklı da evrensel akıl olan logos’tan fışkıran kıvılcımlardır ve ancak, evrensel akıl olan logos ile uyumlu bireyler, bu dünyada huzurlu olabilir. Diğer Stoacılar gibi Marcus Aurelius da evrenin logos ya da Evrensel Akıl dâhilinde işlediğine, var olan her şeyin de logos ile etkileşim halinde olduğuna inanır. Evren ilahi bir şekilde uyum içindedir, bunu da sebebi Tanrının akıl olmasıdır. Ancak bu ilahi akıl, Antik Çağ Yunan dünyasının kişiselleşmiş Tanrıları ya da tek tanrılı dinlerin yaratıcı Tanrısı gibi olmaktan ziyade, evrendeki her şeyin oluşunu, bir plan dahilinde önceden belirleyen akıllı evrensel bir zihindir. Marcus Aurelius dünyayı, her bir varlığın bir diğeriyle bağlantılı olduğu, canlılar âlemi içindeki işbirliği ve bütünlüğün, bütün evrende işlemekte olan akıl ilkesinden kaynaklandığı bir yer olarak görür. Marcus Aurelius için doğal olan, evrensel doğanın düzen ve aklıyla uyumlu olandır. İnsan da aklını kullanarak, doğaya uygun hareket edebilir, kesintisiz bir uyum içinde bir yaşam sürebilir.

Marcus Aurelius Kendime Düşünceler isimli eserinde, kendi kendisini sorguya çekerek, vicdan muhasebesi yapar, ruhunun yetkinliğe ulaşmak için gösterdiği çabayı anlatır. Eserinin kişiliği geliştirmek üzerine olan ikinci bölümde, kendisinin bir beden, bir soluk ve bedenimizi yöneten kısım olan zihinden oluştuğumuzu söyleyen Aurelius, bedeni hiçbir şeyin ilgilendirmediğini çünkü, şeyleri birbirinden ayırt edemediğini, soluğun da hava olduğunu, her an bir alınıp, bir verildiğini söyler. İnsan ruhunun, hayvansal yanımızı oluşturan duyular ve isteklere teslim olduğunda kendi kendisine ihanet edeceğini söyleyen Aurelius, kendisine şöyle seslenir: “Artık yaşlandın, sana egemen olan zihnin üzerinde yoğunlaş, onu kölelikten kurtarmanın, bencil arzuların avucunda bir kukla gibi, sosyal hayattan uzaklaşmasına son vermenin zamanı geldi” (Aurelius, 2008: 34). Üçüncü kitapta herkesin öleceğine ve Tanrıların yanına gideceğine dikkat çeken Aurelius’a göre kişi, yalın bir şekilde, en iyi olanı seçip özgürce ona bağlanmalıdır. “Beden, ruh, akıl (ya da zihin): Duyumlar bedene, tutkular ruha, ilkeler ve yargılar akla aittir. Görünüşe bakarak, imgeler aracılığıyla izlenimler oluşturmak, hayvanlarla ortak yanımızdır. Tutkuların esiri olmak vahşi hayvanlarla kendilerini kadınlarla aynı düzeye düşüren erkeklerinki bir Phalaris ya da Neron özelliğidir. Aklın rehberliğinde davranan kişiyse sorumluluk duygusuyla cesurca yaşayan, huzurlu bir kişidir” (Aurelius, 2008: 46).

On birinci kitapta, akıllı ruhun avantajlarını kendi kendini görme, kendi kendini devindirme, kendini kendi istemine göre biçimlendirme, ölüm onu hangi anda yakalarsa yakalasın, önüne koyduğu hedefi tam anlamıyla gerçekleştirme olarak tanımlayan Aurelius, böylece akıllı ruhun “benim olan her şeye sahibim” (Aurelius, 2008: 133) diyebileceğini söyler. Aristoteles’in akıl (logos) anlamında ruh kavramıyla örtüşen akıllı ruhun nitelikleriyse “etrafımızdaki herkesi sevmek; hakikat ve alçakgönüllülük ve hiçbir şeye olduğundan fazla değer vermemek” olarak tanımlanır. Bu nitelikler aynı zamanda evrensel yasanın özellikleridir. Dolayısıyla Aurelius doğru akıl yürütmeyle yargıda bulunma arasında bir farklılık olmadığı sonucuna varır (Aurelius, 2008: 133-134).

On ikinci kitapta, insanı oluşturan üç öğenin beden, soluk ve akıl (ya da zihin) olduğunu bir kez daha tekrarlayan Aurelius, bu kısımda aynen Platon gibi beden ve soluğun aksine, yalnızca aklın ya da zihnin tam anlamıyla insana ait olduğu sonucuna varmıştır.


Spinoza'nın Zihin Anlayışı

Spinoza'nın Zihin Anlayışı

Wednesday, June 27, 2018

Eğer Descartes modern felsefenin kurucusuysa Spinoza da onun anlayışını sürdüren bir düşünürdür.

Kişisel Özdeşlik Sorunu

Kişisel Özdeşlik Sorunu

Monday, September 10, 2018

Kişisel özdeşlik sorusu, bir yandan Hume’un bir takım filozoşar için söz konusu ettiği kişisel özdeşliğin, kişinin kendi bilincinde olmasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı sorusunu, diğer yandan da kimin kim olduğu sorusunu, genel olarak nasıl cevapladığımız sorusunu içermektedir.

Descartes’ın Felsefesinde Duyguların Rolü

Descartes’ın Felsefesinde Duyguların Rolü

Monday, June 25, 2018

Descartes’ın duygularla ilgili görüşlerini ele aldığı Ruhun İhtirasları, Önsöz’ünde de belirttiği gibi, Prenses Elizabeth’in Descartes’ın zihin beden ilişkisine dair kuramı na getirdiği eleştirilere bir cevap olarak yazılmış ve ona atfedilmiştir.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

Thursday, May 4, 2017

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

Thursday, May 4, 2017

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

Friday, March 3, 2017

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

Monday, November 23, 2015