Image

Modern Töz Metafiziği

Modern töz metafiziği, on yedinci yüzyıldan itibaren ya Kıta Avrupa’sında Descartes ya da Ada Avrupa’sında Hobbes ve Locke benzeri filozoflar tarafından geliştirilmiştir. Söz konusu metafizik, ya tek tözlü ya da iki tözlü bir varlık anlayışına dayandığı için, ondan dört farklı alternatif veya metafizik öğreti çıkar. Birinci yaklaşım sadece tek bir tözün var olduğunu öne süren bir öğreti olarak monizmle sonuçlanır. Monizmin iki farklı versiyonu vardır: Bunlardan biri sadece maddenin var olduğunu öne süren materyalizm ise diğeri sadece ruh ya da zihnin var olduğunu savunan idealizm veya spiritüalizmdir (tinselcilik). Monizmin karşıtı, aynı anda hem ruhun hem de maddenin var olduğunu, bunların birbirlerine hiçbir şekilde indirgenemeyeceğini ileri süren düalizmdir. Dördüncü alternatif söz konusu tözcü görüşlerin reddedilmesinden oluşur. Bu sonuncu yaklaşım, bizim görünüşleri aşarak maddeye de ruha da erişemeyeceğimizi, bu yüzden gerçekten var olduğunu söyleyebileceğimiz yegâne şeyin fenomenler olduğunu dile getiren fenomenalizmdir. Gerçekten de materyalizm evrende var olan yegâne gerçekliğin madde olduğunu, madde ve maddenin değişimleri dışında hiçbir şeyin var olmadığını savunur.

Varlığın fiziki bir nitelik taşıdığını öne süren materyalizm, buna maddenin özünün hareket, enerjinin de gerçekliğin en temel kategorisi olduğu iddialarını ekler. Materyalizm, yaşamın da oldukça karmaşık fiziksel ve kimyasal süreçlerden başka hiçbir şey olmadığını savunur. “Zihin” ve “düşünme”, materyalizm açısından beynin bir faaliyetinden ibarettir. Başka bir deyişle materyalizm, indirgemeci bir görüştür çünkü zihnin ayrı bir varlık türü meydana getirmediğini, dolayısıyla maddeye indirgenebileceğini iddia eder. O, hayat ve düşünce gibi karmaşık süreçlerin daha basit fiziksel ve kimyasal süreçler yoluyla tam olarak açıklanabileceğine inanır.  Aslında birçok yeni buluşun materyalist dünya görüşünü desteklediği söylenebilir. Bunun için modern kimyadaki buluşları, zihinsel süreçleri hızlandıran ilaçlarla şizofren bir hastayı gerçekliğe döndüren ilaçları düşünmeniz yeterlidir. Materyalist, insanın başına indirilen çok sert bir darbenin zihni ve bilinci yok ettiğini, bu yüzden onların gerçek olmadığını savunur; elektronik bir iğneyle beynin küçücük bir bölümünü uyardığımızda, konuşma yeteneğinin zedeleneceğine işaret eder. Materyalist metafizik açısından zihin ya da düşünce bir epifenomen ya da yan üründür, yani “fazladan” bir şeydir. Başka bir deyişle dumanın ateşle ilişkisi neyse düşünmenin de beyinle ilişkisi odur. Materyalizm, varlığı veya dünyayı kendi içinde kapalı bir sistem olarak tasarlar; hatta onu bir makineye benzetir. Bu kapalı sistemde olup biten her şey kendisini doğuran fiziksel nedenler tarafından belirlenir. Yani, materyalizm evrende her şeyin belirlenmiş olduğunu, dolayısıyla rastlantıya yer bulunmadığını savunduğu için determinist bir görüştür. Bu görüşün modern dönemde çok sayıda savunucusu olmuştur. Bu savunucular ya da materyalizm, maddenin özü olduğu öne sürülen hareketin, mekanik mi yoksa diyalektik bir hareket olarak mı tasarlandığına bağlı olarak ikiye ayrılır. Bunlardan mekanik materyalizmin en önemli temsilcisi Thomas Hobbes, diyalektik materyalizmin en önemli temsilcileri ise Karl Marx ve Friedrich Engels’tir.  Modern töz metafiziğinde, materyalizmin karşısında idealizm bulunur. Çünkü materyalizmin maddenin yegâne gerçeklik olduğunu söylediği yerde, idealizm buna şiddetle karşı çıkıp gerçekten var olanın ide ya da düşüncelerle bu idelerin kendisinde bulunduğu zihin olduğunu ileri sürer. Aslında eski bir görüş olan, kökleri Platon’a kadar geri giden idealizm, evrende şaşmaz bir düzen bulunduğunu öne sürer; bununla da kalmayıp bu düzenin zihnin eseri olduğunu savunur. Çünkü idealizme göre madde kendi başına düzen kazanamaz. İdealizm eski bir görüş olmakla birlikte, onun modern materyalizme karşı bir tepki olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Başka bir deyişle idealizm, bir yandan kendi tezlerini geliştirirken bir yandan da materyalizmin bir fikir, insan zihninin eseri olan bir düşünce olduğunu öne sürmüştür. Bu açıdan bakıldığında, idealizmin en büyük temsilcisinin Berkeley olduğunu söylemek gerekir. Gerçekten de Berkeley, modern bilimin materyalizme götürmesinden endişe ediyordu. Bilim güç kazanınca, ondan materyalizmin çıkması kaçınılmazdı. O, materyalizmden ise ateizmin doğacağını düşünüyordu. Çünkü maddenin gerçek olduğunu öne süren materyalizm, evrende ne ilahî ne de bireysel ruha yer bırakır.

Ateizmden ise hiçbir değerin olmadığını, Tanrı’nın yokluğunda “her şeyin mubah olduğunu” öne süren görüş olarak nihilizmin çıkması kaçınılmazdır. Berkeley, bunun Avrupa Uygarlığı için bir felaket olacağını düşünmüştü. Bu duruma engel olmak için bir misyoner gibi Avrupa ve Amerika’nın her yanını dolaştı; insanlara vaazlar verdi. Felsefesinde ise gerçekten var olanın zihin ya da ruh olduğunu söyledi; “var olmak algılanmış olmaktır” derken maddenin varoluşunu zihnin varoluşuna indirgedi.   Monist bir başka görüş olarak idealizmin de tıpkı materyalizm gibi, iki ayrı türü vardır. Bunlardan idealizmin gerçekten var olanın, Berkeley örneğinde olduğu gibi, bireysel zihin olduğunu ileri süren versiyonuna öznel idealizm adı verilir. Buna mukabil gerçekten var olanın bireysel zihinlerin üstünde ve ötesindeki evrensel bir akıl olduğunu öne süren idealizm türü nesnel idealizm olarak bilinir. Nesnel idealizm de, tıpkı öznel idealizmde olduğu gibi gerçekten var olanın, zihinden bağımsız olmadığını, tam tersine zihne tabi olduğunu öne sürer. Bununla birlikte, bu zihin, onda evrensel bir akıl, sadece bireysel zihinleri değil, bir bütün olarak doğayı ve tarihi de yaratan nesnel bir tin ya da zihindir. Nesnel idealizmin en önemli temsilcisi Hegel’dir. Zira Hegel’de gerçekten var olan zihin, onun Geist adını verdiği, evrensel bir zihin ya da akıldır. Yani Hegel’in anladığı şekliyle akıl, insana, beşeri özneye yüklenen bir nitelik ya da yetenek değil, bir bütün olarak gerçeklik, gerçekliğin toplamıdır.  Modern töz metafiziğinde, karşımıza ya materyalizm ya da idealizm olarak çı kan monizmin karşıtı, düalizmdir. Zira düalizm, monizmin söylediği gibi dünyada tek bir tözün değil de iki ayrı tözün var olduğunu öne sürer. Birbirlerine indirgenemedikleri gibi birbirlerinden türetilemeyen bu iki töz de sırasıyla madde ve zihindir. Düalizm, her tözün kendisini belirleyen bir özü, onu olduğu şey yapan belirleyici bir özelliği olduğunu kabul eder. Tözün diğer bütün özelliklerinin kendisinden çıktığı bu öz, madde söz konusu olduğunda “yer kaplama”, zihin açısından da “düşünme”dir. Buna göre, maddi tözün hareket benzeri diğer bütün özellikleri, onun yer kaplayan, yani zaman ve mekân içinde bir yer işgal eden bir varlık olması olgusundan çıkar. Aynı şekilde, zihnin isteme, algılama, hayal etme benzeri bütün özellikleri, onun düşünen bir varlık olmasının sonucu olarak gündeme gelir. Düalizmin felsefedeki en kusursuz temsilcisi, modern felsefenin kurucusu olarak bilinen Descartes’tır. Nitekim fiziki olanı bölünebilir bir şey olarak alan ve dolayısıyla, maddi ya da fiziki gerçekliğin özsel özelliklerinin, dönemin “doğanın dilinin matematiksel olduğu” kabulüne uygun olarak bütünüyle geometrik olduğunu kabul eden Descartes, düalizminde en fazla zihnin bölünemezliği düşüncesini temele almıştı. O, bu yüzden, gerçekliği evrenin her yerine yayılmış ve matematiksel yasalara göre hareket eden madde ile bu yasalılığı matematiksel bilim yoluyla ölçüp tespit edebilen zihin olarak ikiye ayırmakla kalmadı. Zihnin mekânsal özelliklerinin olmaması ve maddi gerçekliğin özünün de mekânda yer kaplama olması nedeniyle, zihinlerin bütünüyle fiziki olmayan bir yapıda olduğunu öne sürdü. Buna göre insan, biri beden, diğeri de zihin ya da ruh olmak üzere, iki tözden meydana gelen bileşik bir varlık olmak durumundadır. Bunu, bütün iradi edim ya da hareketlerde kolaylıkla görebiliriz. Önce bir düşünce ya da niyet (söz gelimi “kolumu kaldırma” düşüncesi veya niyeti) gelir, sonra bir vücut hareketi (kolumun emre boyun eğmesi) onu izler.

Düalizmi destekleyen bu örnek, aslında çok basit ve sıradan bir örnektir ama vurguladığı şey hiç de önemsiz değildir. Örnek aslında insan zihninin yapıcılığına ve yaratıcılığına vurgu yapmaktadır. Balta, ev, sandalye ve insan elinden çıkma daha binlerce şey hep fikirlerin cisimleşmesidir. Düalizmi destekleyen olguların hiç kuşku yok ki başında, zihinsel fenomenlerin, bütün diğer faaliyet türlerinden, esas itibarıyla da maddi ya da fiziki faaliyetlerden farklı olması olgusu bulunur. Yine, fiziki gerçekliğin matematiksel terimlerle formüle edilen yasalara uydukları yerde, düşünme, arzulama, hissetme benzeri zihinsel fenomenleri bu türden yasalarla anlamak mümkün değildir. Dahası zihinsel hal ya da fenomenler bütünüyle bilinçli hallerdir; yani bu zihin hallerinin dolayımsız olarak bilincinde oluruz. Düalizm işte bütün bu nedenlerden dolayı, zihnin maddeden tümüyle farklı ve ayrı bir töz olduğu sonucuna varır. Düalizmin, en büyük güçlüğü ise beden ve zihin arasındaki, en azından sağduyu veya gündelik yaşam düzeyinde apaçık olan etkileşim olgusunu tam ve tatmin edici bir biçimde açıklayamamasıdır. Bu durum madde ile zihnin tamamen ayrı gerçeklikler olmasından kaynaklanır. Başka bir deyişle, buradaki sorun yer kaplayan bir şeyin (madde veya bedenin belli bir parçası nın) nasıl olup da yer kaplamayan bir şeyi (zihni veya zihinsel olan bir şeyi) etkileyebileceği sorunudur. Tersinden söyleyecek olursak yer kaplamayan bir şey nasıl olup da yer kaplayan bir şeyi etkileyebilir? Descartes bu iki temel gerçeklik arasındaki aşikâr ilişkiyi mantıksal olarak tatmin edici bir biçimde açıklama güçlüğü karşısında etkileşimcilik olarak bilinen görüşü geliştirmişti. Ona göre zihinle beden arasındaki ilişki ya da etkileşim beynin arkasında bir yerlerde, “kozalaksı bez” adı verilen bölgede gerçekleşmektedir. Descartes’ın bu açıklaması, güçlüğü çözen bir açıklama değildir. Çünkü “kozalaksı bez” veya beyin de bedenin bir parçasıdır.  Modern metafizikte, sadece materyalizm ve idealizmin değil, düalizmin de yol açtığı güçlükler, varlık felsefesinde başka bir görüşe yol açmıştır. Bu görüş, gerçekten var olanın veya bizim var olduğundan emin olabileceğimiz yegâne şeyin “fenomen” olduğunu öne sürerken maddi ya da fiziki nesneleri duyu verileriyle özdeşleştiren görüş olarak fenomenalizmdir. “Fenomen”, “görünüş” demektir; o, kendisini insan bilincine sunan varlık ya da olay anlamına gelir. Fenomenalistlere göre, varlığın ne madde ne de ruh olduğu söylenebilir. Çünkü biz, varlığı deneyim ya da duyularımız yoluyla bilebiliyoruz. Fenomenalizm bu süreçte maddi nesnelerin bizatihi kendileriyle değil de sadece duyu verileriyle temas ettiğimizi ileri sürer. Maddenin kendisini algılayamıyoruz. Algıladığımız şeyler sadece, maddenin özellikleridir, onun bizdeki görünüşüdür. Nesneyi duyu verileriyle özdeşleştiren, maddi nesnelerin duyu izlenimlerinin toplamından ibaret olduğunu söyleyen fenomenalizm, fenomenlerin veya görünüşlerin gerisinde hiçbir şey olmadığını ileri sürer.


İlk İlkelerin Bilimi Olarak Metafizik

İlk İlkelerin Bilimi Olarak Metafizik

1 Şubat 2018 Perşembe

Metafiziğin üçüncü bir alanı ilk ilkelere ilişkin soruşturmalardan oluşur veya metafiziksel problemlerin üçüncü bir öbeği, doğayla ilgili araştırmalardan kaynaklanan problemlerin oluşturduğu öbektir.

Süreç ya da Oluş Felsefesi

Süreç ya da Oluş Felsefesi

4 Mayıs 2017 Perşembe

Süreç ya da oluş felsefesi doğanın sürekli olarak değişen olay dizilerinden meydana geldiğini, gerçekliğin temelinde, tözün değil de sürecin, yani belli bir doğrultusu olan bir değişmenin bulunduğunu öne sürer.

Metafiziğin İmkanı

Metafiziğin İmkanı

8 Ekim 2015 Perşembe

Metafizik alanla, yani duyuların ötesinde kalan alanla ilgili bilgimiz olamaz. Öyleyse insan bilgisi, fenomenlerin bilgisiyle sınırlıdır; o, numenleri bilemez. Kant, önce burada susmak gerektiğini ifade etmiştir. Fakat sözüne, öyle sanılır ki, kendisi de sadık kalamamıştır. Nitekim meşhur sözlerinden bir başkasında “İnanca yer açmak için bilgiyi sınırlandırdım” demiştir.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi