Image

Ölçütlerle Uyuşma Olarak Doğruluk

Mütekabiliyetçi doğruluk anlayışı, günümüzde de kabul görmekle birlikte, esas olarak modern felsefe öncesi dönemde benimsenmişti. Bu dönem aslında, epistemolojinin, bilen öznenin zihinden dış dünyaya veya dış dünyadan zihne geçişte en küçük bir güçlük görmeyen tarih öncesi dönemini ifade eder. Oysa modern felsefeyle birlikte, zihinden nesneye veya nesneden zihne geçiş, Descartes’tan itibaren benimsenen temsil epistemolojisinin ardından problematik hale gelir. Söz konusu temsil epistemolojisinde, bilen öznenin zihni ile bilinen şey arasına ideler veya nesnenin zihindeki temsilleri girer. Bu görüşte, öznenin esas itibarıyla kendi zihin içeriklerini bildiği, kendi dışındaki nesneleri ise onların zihindeki temsilleri aracılığıyla bildiği kabul edilir. Temsil adı verilen perdelerin girişinden sonra, doğruluk, artık zihin veya zihnin ürünleriyle dış dünya arasındaki bir mütekabiliyet veya uygunluk ilişkisiyle belirlenen bir şey olmaktan çıkar. Dahası, mütekabiliyetçi doğruluk anlayışı esas olarak ampirik nesne veya deneyimsel olgularla ilgili bir anlayıştır. Fakat insan, sadece deneyimsel olguları bilmez, aynı zamanda matematiksel doğrular benzeri ampirik olmayan a priori doğruları bilir. İşte bu yüzden doğruluk sonradan, birtakım ölçütlerle, daha doğrusu bilen zihin ile nesne arasındaki ilişkinin taraflarından sadece birisinin bir özelliğiyle, söz gelimi inanç ya da önermenin “apaçıklığı”, “tutarlılığı” veya “işe yararlılığıyla” tanımlanacaktır.  Gerçekten de birtakım ölçütlerle uyuşma olarak doğruluk kuramlarının ilk ve en seçkin örneği, doğruluğu “apaçıklık”la özdeşleştiren anlayıştır. Apaçıklık olarak doğruluk anlayışı, doğru yargının kendi iç özelliklerinden tanındığını, onun bizzat kendisinin doğru olduğunu gösterdiğini, apaçık oluşuyla doğru olduğunu ortaya koyduğunu öne süren Descartes ve Spinoza gibi rasyonalist filozoflar tarafından geliştirilmiştir. Descartes’ın öne sürdüğü şekliyle apaçıklık, “açıklık” ve “seçiklik” gibi iki özellikten oluşur. Bunlardan açıklık, zihne dolayımsız olarak sunulmuş olup zihin tarafından kolaylıkla ve kesin olarak bilincine varılan bir şeyin özelliğidir. Seçiklik ise Descartes’ta tam ve dakik olup başka her şeyden farklı olan ve kendisinde yalnızca açık olanı içeren bir doğrunun özelliğidir. Ona göre, bir düşünce ya da önerme seçik olmaksızın açık olabilir fakat aynı zamanda açık olmaksızın seçik olamaz. Descartes, bir düşünceyi onu başka bir düşünceyle karıştırmayacak şekilde bütün ayrımlarıyla tanımladığımız veya bir önermeyi başka bir önermeyle karıştırılamayacak şekilde belirlediğimiz zaman, onun açık olduktan başka seçik hale de geleceğini ifade eder.  Ölçütlerle uyuşma olarak doğruluk anlayışının bir başka türü de doğruluğu inançlar arasındaki tutarlılık ilişkisiyle özdeşleştiren bağdaşımcı doğruluk görüşüdür. Söz konusu anlayış doğrulamanın bütüncül olduğu, yani bir inancın bütün bir tutarlı ve uyumlu inançlar kümesinin bir parçası olduğu zaman doğrulandığı düşüncesine dayanır. Ona göre doğruluk, inançların, düşüncelerin, bilgilerin kendi aralarında birbirleriyle uyuşmalarından başka bir şey değildir. Örneğin bir bardak suya batırılmış bir çay kaşığını düşünelim. Burada, görme duyusunun yargısı kaşığın eğri, buna karşın dokunma duyusunun yargısı kaşığın doğru olduğunu söyler. Burada, kaşığın düz mü, yoksa eğri mi olduğu konusunda, neden görme duyusuna değil de, dokunma duyusuna inanırız? Çünkü görme duyusu tarafından temellendirilen bilgi, geri kalan bilgilerimizle (örneğin kaşığın görünüşte desteksiz duran üst kısmının suyun dışında kalmasının serbest düşme yasasıyla çelişmesi) uyuşmaz; oysa dokunma duyusu tarafından desteklenen bilgi, yani kaşığın düz ve sürekli olduğu bilgisi, diğer bilgilerimizle tam olarak uyuşur.

Bağdaşımcı veya tutarlılık olarak doğruluk görüşünün biraz daha gelişmiş versiyonu mutabakatçı doğruluk anlayışıdır. Mutabakatçı doğruluk anlayışının bağdaşımcı doğruluk anlayışından, diğerinin doğruluğu bir inancın kişinin aynı konuda sahip olduğu diğer inançlarla veya inanç sistemleriyle bağdaşmasında aradığı yerde, inanç ya da önermenin başka insanların inançlarıyla bağdaşmasında aramak bakımından farklılık gösterdiği söylenebilir. En yalın versiyonuyla veya sağduyu düzeyindeki anlamıyla mutabakatçı doğruluk anlayışı, söz gelimi gecenin sessizliğinde, hafif ve uzun süreli bir vızıltı duymam ve vızıltının gerçekten var olup olmadığını bilmek istemem durumunda, başkalarının yargılarına müracaat etmem gerektiğini bildirir. Çünkü salt öznel bir yanılsamanın kurbanı olabilmem de pekâlâ mümkündür. Burada yapabileceğim tek şey, benimle birlikte olan diğer insanlara, aynı sesi duyup duymadıklarını sormaktır. Sesi onlar da duymuşsa eğer, “vızıltının var olduğu” sonucuna varırım. Yani, “Odada şu anda bir vızıltı var” önermesinin doğruluğu, odada bulunan insanların mutabakatına bağlıdır.   Bir başka doğruluk anlayışı William James (1842-1910) ve John Dewey benzeri düşünürler tarafından geliştirilmiş olan pragmatist doğruluk anlayışıdır. James ve Dewey, doğruluğun başka bir özelliği, yani doğru inanç ya da önermelerin eylem için iyi bir temel ya da rehber olmaları özelliği üzerinde yoğunlaşır ve bu özelliğin doğruluğun özünü meydana getirdiğini savunur. Burada, doğru inanç ya da önermelerin istenen sonuçlara yol açan, eylemleri teşvik eden kabul ya da inançlar oldukları savunulur. Gerçekten de pragmatizmde, bir inanç ya da önermenin doğruluğu, söz konusu inanç ya da önermenin yararlılığıyla özdeşleştirilir. Pragmatist anlayış burada, şu şekilde akıl yürütür: Sahip olduğumuz inançlar, kanaatler ya da bilgiler, açıktır ki, bütün faaliyetlerimizi etkiler, onlara yön verir. Bilgimizin eylemlerimiz üzerindeki bu etkisi, eylemi başarılı bir eylem haline getiriyor, onu amacına eriştiriyorsa, önerme ya da bilgi doğrudur. Örneğin karanlık bir odadan içeri girdiğim zaman, odanın ışığını yakmayı amaçlarım; bu amaca uygun olarak elektrik düğmesinin kapının sağında olduğunu tahmin ediyorum. Benim bu tahmin ya da kanaatim, ışığı yakma arzum ya da amacımla birlikte, elimi kapının sağına götürür ve dolayısıyla, eylemime özel bir yön verir. Bu yüzden “Elektrik düğmesi kapının sağındadır” önermesi, ışığın yakılması ve odanın aydınlanması sonucunu doğurursa, doğrudur. Ama tahminim tarafından belirlenen doğrultuda gerçekleşen eylemimin başarısız, yani özgül amacımı hayata geçirmemi mümkün kılmayan bir eylem olduğu ortaya çıkarsa, önermem yanlıştır.


Bilginin Doğruluğu

Bilginin Doğruluğu

10 Ocak 2017 Salı

Bilginin ne olduğunu belirleme noktasında, en azından “bilginin haklılandırılmış doğru inanç olduğunu” ifade eden üç unsurlu bilgi tanımı açısından, doğruluğun açıklığa kavuşturulmasına da ihtiyaç duyulur.

Mütekabiliyetçi Doğruluk veya Uygunluk Teorisi

Mütekabiliyetçi Doğruluk veya Uygunluk Teorisi

22 Mart 2017 Çarşamba

Epistemolojide hakikat veya doğruluğun özüyle ilgili olarak İlk Çağ’dan günümüze bazı teori ya da görüşler öne sürülmüştür. Bunlardan birincisi, ilk kez Platon tarafından Sofist adlı diyalogda ortaya konan ve hakikatin zihin ile şeylerin uyuşmasından, düşüncenin şeylere uygunluğundan meydana geldiğini ifade eden mütekabiliyetçi doğruluk görüşüdür.

Ölçütlerle Uyuşma Olarak Doğruluk

Ölçütlerle Uyuşma Olarak Doğruluk

22 Mart 2017 Çarşamba

Gerçekten de birtakım ölçütlerle uyuşma olarak doğruluk kuramlarının ilk ve en seçkin örneği, doğruluğu “apaçıklık”la özdeşleştiren anlayıştır. Apaçıklık olarak doğruluk anlayışı, doğru yargının kendi iç özelliklerinden tanındığını, onun bizzat kendisinin doğru olduğunu gösterdiğini, apaçık oluşuyla doğru olduğunu ortaya koyduğunu öne süren Descartes ve Spinoza gibi rasyonalist filozoflar tarafından geliştirilmiştir.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi