Image

Özel Adlar

Russell iki tür özel ad arasında kuramı açısından çok önemli olan bir ayrım yapar. Gündelik dilde sıklıkla kullandığımız “Ayşe” gibi insan adları, “Ankara” gibi yer adları, ya da “Neptün” gibi nesne adları türünde olanlara “olağan” özel ad der. Bunlar dışında kalan bir başka tür özel ad ise “mantıksal” özel addır. Gündelik dilde kullandığımız tek bir nesneye ya da insana gönderme yapma işlevi olan adlar “olağan” özel adlardır. Anımsayacağınız üzere Frege’ye göre bu tür özel adların iki semantik değeri vardı: anlam ve gönderme. Örneğin “Aristoteles” adının kullanım bağlamına göre bir anlamı vardır. Kişiler bu ada farklı anlamlar yükleyebilirler. Ancak iletişim kurmamızı sağlayan şey tüm bu kullanımlarda gönderme yapılan kişinin aynı olmasıdır. Daha önce söylediğimiz gibi Russell Frege’nin anlam ile gönderme arasındaki ayrımını kabul etmez. Terimlerin iki değil tek bir semantik değeri bulunur Russell’a göre; kısaca bir terimin anlamı göndergesidir. Daha önce de vurguladığımız gibi bundan dolayı bir tümceyi anlayabilmemiz için, o tümcenin içinde geçen tüm terimlerin göndergelerini bilmemiz gerekir. Burada sözü geçen bilme de tanışıklık yollu olmalıdır. Ancak Russell’a göre tanışık olduğumuz nesnelerin zihinsel duyu verileri ve tümeller olduğunu söylemiştik. Yani dış dünyanın nesneleri ile tanışıklığımız olamaz. Onları ancak betimleme yoluyla bilebiliriz. Bu durumda bir tümce içinde geçen olağan bir özel ad eğer dış dünyanın bir nesnesine gönderme yapsaydı bu tümceyi kavramamız olanaklı olamazdı. fiu tümceye bakalım: “Aristoteles akıllıdır”. Tümcenin öznesi olan “Aristoteles” adının bu tümce içinde bir insana, yani Antik dönemin meşhur bir filozofuna gönderme yapmış olduğunu varsayalım. O halde bu tümce içinde “Aristoteles” adının anlamını kavramak için Aristoteles ile “tanışık” olmamız gerekirdi. Ama değiliz, olamayız da. Bu durumda bu tümceyi duyduğunuzda onu anlamamız, yani tümcenin dile getirdiği önermeyi kavramamız olanaklı olmazdı. Bunun nedeni hiçbirimiz kendimiz dışında bir insanı doğrudan bilemeyiz, yani, Russell’ın deyimiyle, hiçbirimiz Aristoteles ile “tanışık” değiliz, onun hakkında “tanışıklık yollu” bilgi sahibi değiliz. Ama tümceyi yine de anlıyoruz. Böyle bir uslamlama sonucunda Russell bir tümce içinde kullanıldıklarında olağan özel adların gönderme yaptıkları bir dış nesne olmadığı sonucuna varır. Yani bu tümcede geçen “Aristoteles” adı doğrudan Antik çağın o meşhur filozofuna gönderme yapamaz. Ancak bir betimleme yoluyla bu filozoftan dolaylı bir şekilde bahsetmek olanaklıdır dili kullanarak. Yani Russell “Aristoteles” gibi bir özel adın aslında bir betimleme olmak zorunda olduğu sonucuna varır. Bu betimlemenin ne olduğu bağlama göre değişebilir. Ama adın kullanıldığı her bağlamda söylenenin anlaşılır bir şey olabilmesi için bir betimlemeyi dile getirmesi gerekir. Yani bir özel ad gerçekte bir betimlemenin kısaltmasıdır, ya da diğer bir deyişle, bir örtük betimlemedir aslında. Bu betimlemenin ne olduğu adı kullananın bilgisine de bağlı olabilir. Diyelim “Aristoteles bir filozoftur” diyen kişi, Aristoteles’i Büyük İskender’in hocalığını yapmış ünlü Yunan filozof olarak biliyor. Bu durumda tümcenin öznesi olan “Aristoteles” adı yerine bu betimlemeyi koyabiliriz: “Büyük İskender’in hocalığını yapmış ünlü Yunan filozof akıllıdır”. fiimdi Russell’ın Betimlemeler Kuramı’nı bu tümceyi çözümlemek için kullanalım: “Öyle bir x var ki, x Büyük İskender’in hocalığını yapmış ünlü Yunan filozoftur, ve her y için eğer ki y Büyük İskender’in hocalığını yapmış ünlü Yunan filozof ise, y ile x aynıdır, ve x akıllıdır”. Bu çözümlemede geçen terimlerin hiçbiri Aristoteles’e gönderme yapan tekil bir terim içermez ve tamamen kavramlardan (ya da önermesel fonksiyonlardan) oluşur. Bu kavramlar nelerdir? En başta geçen “öyle bir x vardır ki” varlık kavramına gönderme yapar; “x Büyük İskender’in hocalığını yapmış ünlü Yunan filozoftur” terimi Büyük İskender’in hocalığını yapmış ünlü Yunan filozof olma kavramına gönderme yapar; “her y için” terimi heplik kavramına gönderme yapar; “y ile x aynıdır” terimi özdeşlik kavramına gönderme yapar; ve en sonda geçen “x akıllıdır” yüklemi ise akıllılık kavramına gönderme yapar. Bu kavramların hepsi ile tanışıklığımız olduğu durumda bu tümceyi kavrayabiliriz. Bu sayede tanışık olmadığımız Aristoteles hakkında dolaylı yoldan bir yargıda bulunmak ve onun hakkında düşünmek olanaklı hale gelir.

Gündelik dilde ve hatta bilim dilinde kullandığımız tüm “olağan” özel adlar bu şekilde çözümlenmelidir Russell’a göre. Bu tür adlar hiçbir koşulda doğrudan gönderme yapmazlar; hep bir tekil betimleme içerirler, ve ancak bu betimlemede geçen kavramlarla tanışık olmamız durumunda bu özel adların geçtiği bir tümceyi kavrayabiliriz.

Russell’a göre bir şeye hiçbir betimleme içermeden doğrudan gönderme yapmamız için o şeyle tanışık olmamız gerekir. Daha önce de belirttiğimiz üzere iki tür şey vardır tanışık olduğumuz: kavramlar ve duyu verileri. İşte yalnızca bunları doğrudan adlandırabiliriz. Kavram adları özel ad değildir. Örneğin beyaz kavramının adı olan “beyaz” terimi bir kavram adıdır ve özel ad değildir. Ancak bir duyu verisi tekil bir nesnedir. Dolayısıyla bir duyu verisine özel ad ile gönderme yapabiliriz. Örneğin önümde duran beyaz kahve bardağının zihnimde bıraktığı beyazlık duyu verisi ile doğrudan tanışıklık yaşıyorum. Bu nesne genel bir kavram olan beyaz kavramı değildir, çünkü tekildir. İstersem buna bir ad verebilirim. İşte bu tür adlara Russell “mantıkal özel ad” diyor. Hepimizin ortaklaşa anlayabileceği bir özel ad örneği veremeyiz. Bunun nedeni herkesin tanışıklık yoluyla bilebileceği tikeller öznel olmak zorundadır. Benim zihnimde yer eden bir duyu verisini bir başkasının bilebilmesi olanaksızıdır. Eğer böyle bir duyu verisine ad verirsem benden başka kimse o adı anlayamaz. Russell bu tür adlara örnek olarak “bu” ve “şu” sözcüklerini gösterir. Eğer zihnimdeki bir duyu verisinden bahsetmek istersem ona “bu” ya da “şu” diye işaret ederek doğrudan gönderme yapabilirim. Böyle bir kullanımda bu sözcükler hiçbir betimleme içermeden doğrudan bir şeye gönderme yapabilirler. Bu bir şekilde sadece benim anlayıp başkasının anlayamayacağı “özel bir dil” yaratmak çabası olarak da ele alınabilir. Hiçbir betimleme ya da kavram içermeden bir özel adın gönderme yapmasına daha sonraları “doğrudan gönderme” denmiş, bu tür göndermenin gündelik dilde sıklıkla kullanıldığına dair sava da “doğrudan gönderim kuramı” adı verilmiştir. Bunu ayrıntılarıyla bir sonraki ünitede tartışacağız.


Sentaks Nedir ? Sentaks Ne Demek ?

Sentaks Nedir ? Sentaks Ne Demek ?

20 Kasım 2015 Cuma

Dil felsefesinin temel bir alanı olan sentaks, “Bir tümceyi oluşturan terimlerin mantıksal çözümlemesi nedir?”, “Terimlerin bir araya gelerek bir tümce oluşturmasını ne sağlar?”, “Tüm dillerin yapıları temelde aynı mıdır?” türünde soruları tartışarak dil felsefesi içinde gelişmiş, bir yandan modern mantığın yeşermesini sağlamış diğer yandan da dilbilimin en temel çalışma alanlarından biri haline gelmiştir.

Tümcelerin Göndergeleri ve Doğruluk

Tümcelerin Göndergeleri ve Doğruluk

5 Temmuz 2018 Perşembe

Frege’nin kuramında özne ile yüklemin bir araya gelmeleri sonucu basit tümceler oluşur. Yüklem bir parçası eksik olan, ya da yine Frege’nin eğretilemesiyle, “doymamış” bir dilsel öğedir.

Dil Felsefesinin Diğer Felsefe Alanlarıyla İlişkisi

Dil Felsefesinin Diğer Felsefe Alanlarıyla İlişkisi

7 Nisan 2017 Cuma

Dil felsefesi diğer felsefe alanlarının bazıları ile doğrudan bir ilişki içindedir. Bunlar arasında en önemlileri mantık, zihin felsefesi, epistemoloji ve ontoloji (ya da daha geniş anlamda metafizik) alanlarıdır. Ancak bu alanlarla dil felsefesinin arasındaki bağı tartışmaya geçmeden önce, dil felsefesinin neredeyse felsefenin tüm alanları için fayda sağlayan bir özeliğini vurgulamak gerekiyor.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi