Image

Platon'un Ruh Anlayışı ve Ruhun İç Düzeni

Peki “ruhun düzeni” ifadesinden ne anlaşılmalıdır ve bu düzen nasıl sağlanabilir? “Ruhun düzenlenmesi” ifadesi, onun çeşitli parçalardan meydana geldiğini ve bu parçaların birbirleriyle doğru bir ilişki içinde olmaları gerektiğini ima eder. Platon bu konuyu, Phaedrus isimli eserinde bir mitosla örneklendirmektedir. Bu mitosta ruh, biri siyah, diğeri beyaz olmak üzere iki kanatlı attan ve bir sürücüden oluşan bir at arabasına benzetilir. Bu atlardan beyaz olanı son derece uysaldır ve sürücüsünün talimatlarına uyar. Oysa siyah at hırçın bir tutumla daima arabacının talimatlarının aksine hareket eder (Phaedrus, 246 b). Bu mitosa göre tüm ruhlar, tanrıların kusursuz arabalarının ardından gökyüzünün ötesine açılırlar ve arabalarını iyi idare edebilenler tanrılarla birlikte gökyüzünün en üst noktasına çıkıp orada hakikatleri, yani ideaları görürler. Bu görüşle kanatları beslenir, güçlenmiş şekilde yeniden yeryüzüne dönerler. Mitos, ruhunu uygun biçimde düzenleyen bir insanın hakikatlerin bilgisini kolayca elde edebileceği, böylece bilgi ve ahlak sorunlarının birbirlerinden ayrı olmadıkları kabulüne dayanır. Bu benzetmeden yola çıkıldığında ruh, üç parçalı bir yapı sergiler;

a) Akıllı parça (to logistikon).
b) Yürekliatılgan parça (to tumoeides).
c) İştah duyan, arzulayan parça (to epitymetikon).

İştah duyan arzulayan parça, her tür hazzın ve acının doğduğu yerdir ve insan vücudunda mideye ya da diyaframa karşılık gelir. Kendisini büyük ölçüde öfkeyle ve atılganlıkla dışa vuran yürekli parça ise insan vücudunda kalbe karşılık gelir. Bu parça, doğası gereği aklın buyruklarına uygun davranmaya eğilimlidir (Devlet, 441 e). Akıllı parça ise insan vücudunda kafaya karşılık gelen parçadır ve ruhtaki tüm düşünsel etkinliklerin merkezidir. Bu açıklamalar doğrultusunda düşünüldüğünde yürekli ve atılgan parça, Phaedrus’ta resmedilen iyi huylu beyaz ata, bedensel hazlar ve acılarla ilişkilendirilen iştah ve itki bölümü, Phaedrus’taki siyah ata, kafada konumlanan akıl parçasıysa sürücüye karşılık gelir. Bunlardan akıl parçası ölümsüzdür. Diğer iki parça ise bedenin ölümüyle birlikte yok olup giderler.

Platon, bu parçaların kendi sınırlarını bilmeleri ve doğal durumlarında olmaları hâlinde ruhta doğruluğun, adaletin, erdemin gerçekleşeceğini savunur. Akıllı parça doğası gereği diğer parçalara hükmetmeli, diğer parçalarsa doğaları gereği ona boyun eğmelidirler. Platon’a göre yeryüzündeki her şey için, aklın buyruğu altı na girmek yararlı ve kazançlıdır. Çünkü her şeye sınırını, doğasını bildiren, herşeyi en uygun biçimde düzenleyen güç akıldır. Platon’un sadece ahlak anlayışı değil, belki bütün felsefesi bu kabule dayandırılabilir; “bütün şeyler karışık bir hâldeyken, akıl onları düzene soktu” (Guthrie, 1978: 247). Bu anlayışın yansımalarını Platon’un gerek ruh, gerek site, gerekse evren anlayışında görmek mümkündür. Platon, çeşitli parçaların bir araya gelmesiyle oluştuğunu düşündüğü tüm bu yapıların düzenini, içerdikleri akıl parçasının diğer parçalar üzerindeki egemenliğiyle açıklamıştır. Örneğin; ruhta akıllı olan parça diğer parçalar üzerinde denetim kurar. Sitede bilgelikleriyle öne çıkan filozoşar diğer sosyal kesimleri yönetirler. Evrendeyse tanrısal aklı temsil eden Demiourgos, hiçbir şekle, biçime, niteliğe sahip olmayan kaotik ilkmaddeye biçim ve düzen verir. Böylece akıl, gerek ruhta gerek sitede gerekse bütün evrende düzenin temel nedeni olur.

Bu anlayışın ruhtaki yansıması, aklın yürekli parçayı da yanına alarak iştahlara, arzulara gem vurması ve onları kontorlü altına almasıdır. Doğası gereği ölümlü olan ve ruhun bedensel olana en çok benzeyen parçası olan itki parçası, ruhun tanrısal olana, yani ideaya en çok benzeyen parçası olan akıl parçasına boyun eğdiğinde insan bedensel unsurlardan mümkün olduğunca arınmış ve idea benzeri, tanrısal bir görünüm kazanmış olur. Platon’un ahlak anlayışı, ruhun iştah ve arzularının mümkün olduğunca gemlendiği, ölçülü bir yaşam telkin eder.

Burada özellikle belirtilmesi gereken bir husus da şudur ki Akıl gerek ruhta gerek sitede gerekse bütün bir evrende (burada, öncekilerden farklı olarak tanrısal bir akıldan söz edildiği açıktır) düzenleyici gücünü idealardan alır. Böylece Anaksagoras’ın Nous’u, düzenleyiciliğini kendi doğasından alırken Platon’un ruhu düzenleyiciliğini hakikatin bilgisine ve bu bilginin uygulanmasına borçludur. İnsan ruhunun temel işlevi, ideaları temaşa etmek ve onlardaki tanrısal düzeni önce ruhta sonra sitede tekrarlamaktır. İdeaların mutlak düzeni elbette ruhta ya da sitede yetkince tekrarlanamaz ama kısmen de olsa bu düzenin taklidi ve tekrarı amaçlanır. Bu sayede insan, evrendeki Tanrısal düzeni kendi içinde kurabilecek ve oradan siteye aktarabilecektir. O hâlde Platon’un nihai amacı, ruhu idealara uygun biçimde düzenlemek ve bu düzeni site düzenine dayanak kılmaktır. Bu özelliğiyle ruh, ideaların düzeniyle site düzeni arasında aracı bir konuma sahiptir ve ilkinin düzenini ikincisine aktarmak işlev ve vazifesiyle donatılmıştır. Sorun burada ideaların düzeninin önce ruha, oradan da siteye nasıl aktarılacağı sorununa dönüşmekte ve bu da site düzeninin ayrıca ele alınmasını gerekli kılmaktadır.


Platon'un Mutluluk Ahlaki ve Erdem Anlayışı

Platon'un Mutluluk Ahlaki ve Erdem Anlayışı

17 Eylül 2018 Pazartesi

Platon’un felsefi çabalarının en yüksek amacı tek tek insan bireylerinin ve bir bütün olarak toplumun ahlaki bir yüksekliğe eriştirilmeleri ve mutlu kılınmalarıydı.

Platon'un Bilgi Anlayışı

Platon'un Bilgi Anlayışı

14 Eylül 2018 Cuma

Platoncu düzende ruhun bir başka önemli işlevi daha vardır ki bu işlev varlık sorununu bilgi sorununa bağlar.

Toplum ve Site Düzeni

Toplum ve Site Düzeni

18 Eylül 2018 Salı

Yunanlılar, insanı özünde toplumsal bir varlık olarak görmekte site işlerinden ayrı duran insanların eksik olacaklarına inanmaktaydılar (Copleston, 1995:100).

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi