Image

Platon'un Varlık Anlayışı

Platon’un İdealar Öğretisine Giriş

Platon’un ilk dönem eserleri, büyük ölçüde Sokrates’in etkisi altında kaleme alındıkları için bu eserlere Sokratik diyaloglar denir. Bu eserlerin başlıca amacı, erdemi ve alt türlerini kesin tanımlara kavuşturmaktır. Bu eserlerde Sokrates, aranan tanımın, erdemin değişken görünümlerini değil, değişmez özlüğünü konu edinmesi gerektiğini vurgulamakta ama bu özlüğün ne olduğunu açıkça ortaya koymamaktadır. Platon’un, kendi görüşlerini yansıtmaya başladığı olgunluk dönemi eserlerine bir geçiş olarak kabul edilen Gorgias isimli diyaloguyla birlikte Sokratik diyaloglarda karşımıza çıkan tipik soruşturmaların seyrinde gözle görülür bir değişiklik meydana gelmiştir. Bu diyalogda erdemin ne olduğuna ilişkin ilk kez belirgin ifadelere rastlanmakta ve Sokrates ilk kez bir erdem tanımı vermektedir. Bu yüzden Gorgias, Platon’un Sokrates’in etkisinden sıyrılarak kendi görüşlerini geliştirmeye başladığı bir eser olarak kabul edilir.

Bu belirgin değişikliğin sebebi, Platon’un Güney İtalya’ya yaptığı bir seyahate bağlanır. Pythagorasçılığın etkisindeki bu coğrafyada Platon, Pythagorasçı öğretilerle tanışmış ve bu tanışıklığın düşüncelerinin gelişimine önemli etkileri olmuştur. Platon’un düşüncelerinin bundan sonraki gelişimine iki öğreti damgasını vurmuştur; “İdealar öğretisi” ve “ruhun ölümsüzlüğü öğretisi.” Birbirlerini âdeta bir paranın iki yüzü gibi bütünleyen bu iki öğreti, Platoncu felsefenin de temelini oluştururlar. O kadar ki Platon’un varlık, bilgi, ahlak ve toplum anlayışının son kertede bu iki öğretiden türediğini söylemek abartı olmaz. Ruhun ölümsüzlüğü öğretisinin büyük ölçüde Pythagorasçıların etkisi altında geliştirildiği açıktır. İdealar öğretisi ise Platon’un kendisinden önceki doğa filozoşarı arasında yaptığı hayranlık uyandırıcı düşünsel sentezin bir ürünüdür.

İdealar öğretisi, ilk bakışta, Sokratik diyaloglarda sonuçsuz bırakılan erdem tartı şmasına bir yanıt olarak geliştirilmiş gibi görünmektedir. Öğretinin bütünlüklü biçimde ilk kez ortaya konduğu eser olan Phaidon’da sözü edilen ideaların adalet, güzellik, iyilik gibi ahlaki kavramlara ilişkin olması (Phaidon, 69ac) bunun bir göstergesidir. Nitekim Platon’un, “idea” ve “eidos” sözcüklerini ilk kez kullandığı eser olan Euthyphron’da (Guthrie, 1995: 114), dindarlığın tanımının dindarca olanın tüm farklı görünümlerinde ortak olan değişmez özü konu edinmesi gerektiği söylenirken bu özlük “idea” ve “eidos” sözcükleriyle anılır (Euthyphron, 6de). Anlaşı lan o ki idealar Sokrates’in açık bir yanıt vermediği “Erdemin tanımı, ya da özü nedir?” sorusuna bir yanıt oluşturur ve onun tartışmalarda işaret ettiği tanım özlüğüne karşılık gelirler. Örneğin; tüm cesurca şeylerde ortak olarak bulunan ve onların hepsini “cesurca” kılan bir cesaret özlüğü vardır ve bu da cesaret ideasından başka bir şey değildir. Platon öncelikle iyilik, güzellik, adalet gibi ahlaki kavramlara ilişkin idealardan söz etse de (Parmenides, 130b; Phaedrus, 250d) sayıların (Phaidon, 101bc), doğal ve sıradan nesnelerin (Timaios, 51b; Sofist, 266b; Parmenides, 130c), hatta insan yapımı şeylerin de ideaları olduğunu söyler (Devlet, 596a 597d; Sofist 265b; Kratylos, 389a). Giderek, evrendeki tüm görünür/duyulur şeylerin bir ideası olduğu sonucuna ulaşır.

Bu esas üzere Platon’un varlık anlayışı, bütün duyulur/görünür şeylerin, düşüncelerimizin ve kavramlarımızın, duyulur dünyanın ötesinde ve ondan bağımsız bir varlığa sahip bir gerçeklikle idealarla ilişkili olduğu kabulüne dayanır. Örneğin, doğadaki tek tek tikel ağaçlara varlığını veren tek bir ağaç ideası vardır ve bu idea ağaç tikellerinden bağımsız bir varlığa sahiptir. Bu durum, tüm duyulur şeyler için geçerlidir. Ama idealar, duyu organlarımızla kavrayabileceğimiz bir yapıda değildirler, sadece düşünce ile bilinebilir ve kavranabilirler. Platoncu felsefe, duyu organlarımıza hitap eden şeylerin oluşturduğu görünür/duyulur alan ile (aisthetos topos) düşünülür alanı (noetos topos) yani ideaları birbirlerinden kesin biçimde ayırır. Böylece Platon, idealar öğretisinin iki temel kabulünü ortaya koymuş olur; “İdealar vardır” ve “İdealar görünür şeylerden ayrıdır.” Platon ideaların görünür olandan ayrı olduklarını söylese de onlara belli bir yer atfetmemiştir. İdealar zamansal ve mekânsal değildirler ama Platon, bazı eserlerinde ideaların düşünülür bir alanda (Devlet, 508c) ya da göğün ötesinde bir yerde (Phaedrus, 247c) olduklarını söyler. Bu ifadeler mekânsal bir konuma işaret etmekten ziyade ideaların duyulur olanı aştıklarını, sadece düşünceyle kavranabileceklerini metaforik bir dille bildirmeyi amaçlarlar. Yine de düşünceye kolaylık sağlıyor olması nedeniyle kimi Platon yorumcuları bir idealar âleminden söz etmeyi yeğlerler.

Varlık-Var Olan Ayrımı

İdealar öğretisinin, yukarıda bahsi geçen iki temel kabulünden ikincisi, yani ideaların duyulur şeylerden ayrı oldukları kabulü Platon’u metafizik bakımdan ikici (düalist) bir düşünür hâline getirir. Çünkü Platon evreni, birbirlerine indirgenemeyecek iki ayrı yapıya bölmüştür. Duyulur evren değişken bir yapıdadır. Zamana, mekâna, çürüyüp bozulmaya tabidir. Bu değişkenliği nedeniyle ondan değişmez kesin bir bilgi elde edebilmek mümkün değildir. Oysa idealar zamana ve mekâna tabi olmayan, değişmez, ölümsüz yapılardır ve görünür evrendeki şeylerin tamlıklarını temsil ederler. Görünür şeyler, bu ideaların ancak sönük birer gölgesi, eksikli birer kopyasıdır. Örneğin; tek tek ağaçlar, birbirlerinden farklı ve değişken yapı dalarken hepsinin kendisinden çeşitli ölçülerde pay aldığı ağaç ideası, ağaçlığın kendisini, kusursuz biçimini temsil eden, değişmez, tanrısal yapıda bir özlüktür. Platon, bu özlüğü “kendinde varlık” olarak anar. Örneğin; tüm güzel şeylerin ötesinde olan Güzellik ideası, “kendinde güzel” ya da “güzelin kendisi” olarak anılır. “Kendinde güzel”, güzel olmak için başka bir şeye gerek duymayan ama güzel olan her şeyin güzelliğinin nedenini oluşturan değişmez varlıktır (Phaidon, 100d), diğer bir deyişle güzellik ideasıdır. Aynı durum, tüm idealar için geçerlidir.

Hatırlanacağı üzere Parmenides, evrendeki her şeyin tek bir varlıktan ibaret olduğunu savunmaktaydı. Evrenin farklı varlıklardan oluştuğunu ve evrende bir değişim olgusunun bulunduğunu düşünmek duyularımızın bir aldatmacasıydı. Platon ise ilk kez güzelin kendisi, yani güzellik ideası ile kendisine güzel dediğimiz şeyler arasında bir ayrım yapmakta ve güzelin kendisini, güzel olan şeylerin nedeni olarak göstermektedir. Bu kabul, “Varlık” ile “var olanlar” arasında bir ayrım olduğu ve var olanların, varoluşlarını Varlığa borçlu oldukları düşüncesine dayanır (Tarnas, 1991: 910). Burada Varlık, idealardan başka bir şey değildir. Varlık, sonradan meydana gelmemiştir ve yok da olmayacaktır. Oysa görünür şeyler, sonradan “ol”dukları için onlara var olanlar deriz. İşte bu “var olanlar”, mevcudiyetlerini Varlığın kendisinden, yani idealardan pay alıyor olmalarına borçludurlar. Platoncu düşüncede idealar, Parmenides’in “Varlık”a atfettiği tüm özellikleri taşırlar. “Var olanlar” ise evrendeki değişken, çoklu görünümleri oluştururlar. İdeaları gibi kusursuz ve tam olmadıkları için daima onlar gibi olmaya, yani tamamlanmaya çalışır, sürekli değişip dururlar. Böylece Platon, idealar âlemi ile görünür/duyulur evreni birbirinden ayırarak Parmenides ile Herakleitos arasındaki o eski “değişimdeğ işmezlik” ya da “teklikçokluk” sorununu çözmeye çalışmıştır. Burada idealar, Parmenides’in Varlığının taşıdığı değişmezlik ve teklik vasfına sahiptirler ve evren düzeninin değişmez hakikatini, gerçekliğini oluştururlar. Oysa duyulur evreni oluşturan var olanlar, farklı farklı ve değişken yapıdadırlar. Herakleitos’un değişim dediği sürece tabidirler ve evrendeki çoklu görünümlerden sorumludurlar.

Bu öğretide idealar yani varlık, zamana ve mekâna tabi olmayan, her tür değişimden bağışık, başlangıcı ve sonu olmayan, varoluşu için kendisinden başka bir şeye gereksinim duymayan, bu yüzden sadece akılla bilinebilen bir yapıdır. Buna karşılık, oluş durumu içinde bulunan, yani sonradan olan duyulur nesneler, yani var olanlar; zamana ve mekâna tabi olan, sürekli değişen, bu yüzden başı ve sonu olan, varoluşu için kendisinden başka bir varlığa, idealara gereksinim duyan, bu yüzden de akıl yürütme gerektirmeyen duyulanma nesneleridirler (Akyol, 2004: 117-118).

İdealar İle Duyulur Evren Arasındaki İlişki Sorunu ve Demiourgos

Platon’un ikici (düalist) bir tutumla ideaları duyulur evrenden ayırması önemli bir soruna yol açmaktadır. Bu sorunu şu şekilde özetlemek mümkündür: Duyulur şeyler tamamen maddi yapıdadırlar ve bu yüzden duyu organlarıyla algılanabilirler. Oysa idealar hiçbir maddi özellik taşımayan, sadece düşünceyle kavranabilen soyut yapılardır. Platon’a göre idealar duyulur şeylerin nedenidir ve onlara özlüklerini verir. O hâlde duyulur şeylerle idealar arasında bir ilişki olduğu kesindir. Fakat tamamen maddi yapıda olan ve bu yüzden duyu organlarıyla algılanabilen şeylerle, hiçbir maddi özellik taşımayan ve bu yüzden tamamen düşünceyle kavranabilen soyut idealar arasındaki ilişki nasıl kurulacaktır? Soyut bir yapının, somutmaddi bir yapıyla ilişki içine girmesi nasıl mümkün olabilmektedir?

Platon, idealar ile duyulur nesneler arasındaki ilişkiyi farklı eserlerinde çeşitli biçimlerde açıklamayı denemiş ve bunu yaparken “pay alma”, “katılma”, “bulunma”, “taklit etme” gibi ifadelere başvurmuştur. Bu çözüm önerilerine göre duyulur nesneler, idealara “katılırlar”, onlara onlardan belli oranda “pay alırlar” ve onlar gibi olmaya çalışırlar, onları taklit ederler. Tersinden düşünülecek olduğunda ise idealar tek tek duyulur şeylerde “bulunurlar.” Her şey, ancak ideasından pay alarak ideasına katılarak ya da ideasının onda bir şekilde bulunuyor olmasıyla ne ise o olur (Phaidon, 100 d).

Fakat bu açıklamaların sorunu tam anlamıyla çözemediğini düşündüğü içindir ki Platon yaşlılık dönemi eserlerinden biri olan Timaios’ta sorunu çözmek için bir başka teşebbüste daha bulunmuştur. Bu eserde Platon, Demiourgos adını verdiği düzenleyici bir Tanrısal güçten söz eder. Kelime anlamı el işçisi, zanaatkâr olan ve bir tür evren mimarı olarak düşünüldüğü anlaşılan Demiourgos, başlangıçta hiçbir biçime, renge, kokuya, kısacası onu insan için algılanabilir kılacak hiçbir vasfa sahip olmayan ve bu yüzden bir tür var olmama durumunda bulunan kaotik durumdaki ilkmaddeyi, idealara bakarak düzene sokmuş, belli bir biçime, renge, kokuya vs. kavuşturmuştur. Demiourgos, özünde iyi bir varlık olduğu için şekillendirdiği kaotik maddeye mümkün olan en iyi biçimi vermiştir. Bu yüzden evreni, belli bir amaç doğrultusunda düzenlediği söylenebilir. Bu amaç da evreni mümkün olduğunca iyi kılmaktır. O hâlde henüz hiçbir niteliğe sahip olmayan, yani bir tür var olmama durumunda bulunan kaotik madde, edindiği her niteliği formlardan almış, ona bu nitelikleri kazandıran Demiourgos’un etkinliği de formların bilgisine dayandırılmıştır (Timaios 29a33a). Görünür evren düzeni işte bu şekilde ortaya çıkar. Demiourgos, insan ruhunu dahi yine bu şekilde, ilkmaddeden formların bilgisi ile yapmıştır.

Timaios’ta sunulan bu evren tablosuna dikkat edildiğinde onda başlıca üç unsurun bulunduğu görülür. Bunlardan ilki idealar, ikincisi idealardan bağımsız bir varlığa sahip olan ve henüz hiçbir nitelik taşımayan kaotik durumdaki ilkmadde, üçüncüsü ise formlara bakarak kaotik ilkmaddeyi şekillendiren, düzene kavuşturan Demiourgos’tur. Bunların üçü de ezeli ve ebedi yapılardır. Yani sonradan meydana gelmemişlerdir ve yok da olmayacaklardır. Demiourgos, idealarla madde arasındaki ilişki sorununu bir anlamda çözmekte Demiourgos’un zihni, bu ilişkinin sağlandığı yer olmaktadır. İdeanın bilgisi, Demiourgos’un zihninden şekillendirici bir güç olarak ilkmaddeye aktarılmaktadır.

İyi İdeası

Platon’a göre her şeyin ayrı bir ideası olduğunu söylemiştik. O hâlde Platon, Parmenides gibi tek bir Varlık öne sürmek yerine, bir varlıklar çokluğu önermektedir. Ama bu varlıklar, yani idealar, hiç kuşkusuz kendi aralarında kusursuz bir düzene ve hiyerarşiye sahiptirler. Bu düzeni ve hiyerarşiyi kavramak için Platon’un, diğer tüm ideaların üstüne yerleştirdiği en yüksek idea olan İyi ideasını ele almak gerekir. Platon, eserlerinde birçok farklı idealardan söz etse de İyi ideasının altını özellikle çizmiştir. İdeaları duyulur şeylerin nedeni olarak İyi ideasını ise, diğer idealar da dâhil olmak üzere evrendeki her şeyin en yüksek nedeni olarak göstermiştir (Devlet, 509b). İdeaları özler (ousia) olarak İyi ideasını ise özler ötesi öz, yani bir tür hiper öz (hyperouisa) olarak görmüştür. Bu özelliğiyle İyi ideası, evrendeki düzenin birleştirici ve her şeyi kapsayıcı ilkesi olur (Copleston, 1995: 50). Evrendeki tüm görünür şeyler, kendisinden pay aldıkları ideaya benzemeye çalışırlarken idealar da hep birlikte en yüksek İyi ideasına yönelirler ve mümkün olduğunca ona benzemeye çalışırlar. Böylece dolaylı olarak da olsa evrendeki her şey İyi ideasına yönelmiştir ve mümkün olduğunca ona benzemek eğilimindedir. Bunun sebebi, İyi ideasının, diğer tüm idealarda ortak olarak bulunuyor olmasıdır. Bütün idealar iyiden pay almışlardır ve bu yüzden İyi ideası, evrendeki her şeyin de ontolojik özlüğünü oluşturur. İyi ideasının bu yüksek konumu İyi ile varlığın özdeşliği kabulüne dayanır; “İyi varlıktır ve varlık iyidir” (Arslan, 2006: 233). Yani İyi ideası en yüksek varlıktır, varlığın kendisi, özüdür. O hâlde Platon’a göre kendisinde varlık bulunan her şey, zorunlu olarak iyilikten bir miktar pay taşır. Bu kabul, Platoncu bilgi, varlık, ahlak ve toplum anlayışının temelidir ve insanın da özü gereği iyi bir varlık olduğu sonucuna ulaştırır.

Fakat İyi ideasına yüklenen bu yüksek konum, ister istemez bir sorun doğurmaktadır. Daha önce Platon’un Demiourgos adı verilen bir düzenleyici Tanrı öngördüğü belirtilmişti. Demiourgos evreni düzenleyip meydana getiren Tanrısal güç, İyi ideası ise tüm varlıkların ve var olanların nedeni olduğuna göre bunlardan hangisi gerçek bir Tanrı olmaya layıktır? Kimi yorumcular, Platon’un İyi’ye yüklediği niteliklerden yola çıkarak Demiourgos ile İyi ideasının bir ve aynı şey olduğunu savunmuştur (Weber, 1993: 57). Demiourgos, Tanrı’nın etkin, hareket ettirici, düzenleyici, akıl ve ruh sahibi yönünü temsil ederken İyi ideası ise Tanrı’nın değişmez, sabit ve dingin yönünü, varlık ötesi varlığını temsil eder. Platon Timaios’ta, Demiourgos’un İyi gibi ezeli ebedi olduğu ve başından beri idealara ve hepsinden önce de İyi ideasına baktığı söylenir (Timaios, 28a41a). fiu hâlde Tanrı’nın, İyi ideasını temaşa etmediği tek bir an dahi olmamıştır. Demiourgos, evrenin İyi olmasını istemiştir. Bu durumda Tanrı’nın istemesinin nedeni İyi ideasıdır ve iyi olan her şeyin nedeni, Tanrı’nın iyiyi istemesidir.

Platon’un eserlerindeki kimi ifadeler, onun İyilik, Güzellik ve Adalet idealarını birbirlerinden ayrı şeyler olarak görmediğini düşündürür. İnsanlık için nihai amaç olmaları bakımından İyilik, Güzellik ve Adalet arasında hiçbir fark yoktur. Bu üçü tek bir ideadırlar ve Varlığın en yüksek özlüğüdürler. O hâlde Platon’a göre varlık, özü gereği hem iyi hem güzel hem de adildir. Bu görüş, birbirleriyle çatışma hâlinde olan zıt unsurlardan birinin diğeriyle yer değiştirmesinin, yani varlığa gelmesinin cezasını da beraberinde getiren bir adaletsizlik olduğunu savunan ve böylece varlığı, özü gereği adaletsizlik olarak gören Anaksimandros’a bir yanıt oluşturduğu kesindir.

Şeylerin Asıl Doğası Olarak İdealar

Önceki ünitelerde de görüldüğü üzere Sofistler ve Sokrates’e kadarki Yunan felsefesi, büyük ölçüde doğa araştırmalarına dayanmakta ve bu yüzden ilk filozoşara doğa filozoşarı (physikoi) denmekteydi. İdealar öğretisi de son kertede doğayı (physis) açıklamaya yönelik bir öğretiydi. Nitekim öğretinin ilk kez ortaya çıktığı Phaidon’da ideaların bir doğa soruşturmasından doğdukları açıkça belirtilir. Ama Platon, felsefenin kendisinden sonraki seyrini neredeyse tamamen değiştirecek olan bir büyük düşünce hamlesiyle önceki düşünürlerin görünür evrenden ve görünür evrenin dayandığı akli hakikatlerden ibaret gördükleri physisi, görünür evrenden tamamen bağımsız bir varlığa sahip olan idealarla değiştirmiştir. “Physis” sözcüğünü de bir şeyin belirli ölçüde görülebilir ve kavramsal olarak tanımlanabilir özü olarak anlamış (Soykan, 1993: 34), eserlerinin birçok yerinde “physis” sözcüğünü idea anlamına gelecek biçimde kullanmıştır (Wedberg, 1989: 81). O hâlde Platon’a göre physis, önceki filozoşarın anladığı gibi görünür evren değil, idealar dünyasıdır ve idealar, aynı zamanda duyulur şeylerin doğasıdırlar. Duyulur evrendeki her şeyin ideasına yönelmiş olması, ona benzemeye çalışması, doğasını gerçekleştirmeye yönelik tabii eğiliminin bir sonucudur. fieyler doğalarını idealarından aldıkları ve sadece idea yetkin ve tam olduğu için, her şey tamamlanmak, yetkinleşmek için ideasına yönelir ve ideasına yöneldikçe kendi doğasına, doğasının tamlığına yönelmiş olur (Devlet, 597a; Phaidon, 103b; Parmenides 132b). Kısacası idealar, duyulur şeylerin var oluşlarının “nedeni”, “amacı” ve “yetkinliği/tamlığı”dırlar (Popper, 1989: 4041). En yüksek idea, İyiliği, Güzelliği ve Adaleti tek başına temsil eden İyi ideası olduğu ve evrendeki herşey doğası gereği ona yöneldiği için ideasını, yani doğasını gerçekleştiren, o ölçüde de iyi, güzel ve adil olmuş olur. Tersinden söylemek gerekirse bir şeyin iyi, güzel ve adil olabilmesi için ideasına mümkün olduğunca benzemesi, yani doğasını mümkün olduğunca gerçekleştirmesi gerekir. Bu yargı, Platon’un varlık, ahlak ve toplum anlayışının bir diğer önemli temelini oluşturur.

Ruhun Ölümsüzlüğü Öğretisi ve İdealar

Platoncu felsefenin, idealar öğretisi ile ruhun ölümsüzlüğü öğretisine dayandığı, Platon’un varlık, bilgi, ahlak ve toplum anlayışının büyük ölçüde bu iki öğretiden türediği belirtilmişti. Bu öğretilerden ilki yukarıda kısaca ele alındı. Platon’un eserlerinde bu iki öğreti eş zamanlı olarak ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Çünkü Platon, ideaları duyulur şeylerden bütünüyle ayırdığında insanın bu aşkın varlıklarla nasıl temas kuracağını da açıklamak zorundaydı. İdealar kuramının, ruhun ölümsüzlüğü öğretisiyle birlikte gelişmiş olmasının başlıca sebeplerinden biri budur. Platon, benzer benzerle bilinebilir ilkesi gereği, ruhu mümkün olduğunca idealara benzer bir yapı olarak ele almıştır. Ruhu hiçbir zaman bir idea olarak görmemiştir ama onun idealar alanına ait olduğunu ve var olanlar arasında idealara en çok benzeyen şey olduğunu bilhassa vurgulamıştır (Phaidon, 78c80b). Nitekim idealara ve ruha atfettiği nitelikler hemen hemen aynıdır; ikisi de değişmezdir, yalındır, ölümsüzdür, tanrısaldır (Cornford, 1957: 250). Ruhun mümkün olduğunca idealara benziyor olması, onları kendisine bilgi nesnesi hâline getirebilmesini sağlar. Sonsuz olduğu için yapıca formlara benzer ama beden içinde bulunması, böylece zamanda ve mekânda var olması nedeniyle maddidir (Rist, 1989: 146). Bu ara konumu sayesinde idealar alemiyle insanın kültür, toplum ve siyaset düzeni arasındaki bağ lantıyı sağlar (Bıçak, 2004: 140). Platoncu düzende ruha çok büyük bir işlev yüklenmiştir. O, evrendeki tanrısal idealar düzenini, yeryüzüne taşıyacaktır ve bu işlevi, kendisinde bulunan bilme yetisiyle başaracaktır (Devlet, 518c). Çünkü düzenin bir bütün olarak kavranabilmesi, ruhun iyiyi görüp kavramasıyla mümkündür (Devlet, 505b). İyi ideasının ve genel anlamda ideaların bilgisini elde eden bir ruh, bunu site düzeni için bir temel hâline getirip kendisini, toplumu, devleti ve yurttaşlarını ideal düzene kavuşturabilir (Devlet, 540ab; Voegelin, 1957: 112).


İdea Nedir? Platon'un İdealar Kuramına Giriş

İdea Nedir? Platon'un İdealar Kuramına Giriş

2 Mayıs 2017 Salı

“İdealar öğretisi” ve “ruhun ölümsüzlüğü öğretisi.” Birbirlerini âdeta bir paranın iki yüzü gibi bütünleyen bu iki öğreti, Platoncu felsefenin de temelini oluştururlar. O kadar ki Platon’un varlık, bilgi, ahlak ve toplum anlayışının son kertede bu iki öğretiden türediğini söylemek abartı olmaz.

Platon Kimdir ? Platon'un Yaşamı ve Yapıtları

Platon Kimdir ? Platon'un Yaşamı ve Yapıtları

22 Eylül 2015 Salı

Platon, hiç kuşkusuz felsefe tarihinin en büyük düşünürlerinden biridir. Ardında, etkisi yüzyıllarca süren ve günümüze dek ulaşan büyük bir düşünsel miras bırakmış ve felsefe tarihinin sistematik çağının başlangıcı olmuştur.

Platon'un Bilgi Anlayışı

Platon'un Bilgi Anlayışı

14 Eylül 2018 Cuma

Platoncu düzende ruhun bir başka önemli işlevi daha vardır ki bu işlev varlık sorununu bilgi sorununa bağlar.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi