Image

Russell’ın Betimlemeler Kuramı

Frege’nin kuramı ve özellikle anlam ile gönderme arasında Frege’nin yaptığı ayrım değişik kılıklarda günümüz dilbiliminde ve dil felsefesinde sıklıkla kullanılmaya devam ediyor. Ancak bu ayrımı reddeden dil kuramları da bulunur. Bunlar arasında en önemlisi ve felsefe tarihinde en fazla etki bırakmış olanı Bertrand Russell’ın dil kuramıdır. Bu kuram her ne kadar felsefe tarihine bir dil kuramı ya da semantik bir kuram olarak geçmişse de, kuramın özellikle bilgi kavramına dair önemli varsayımları bulunur. Bunun nedeni Russell’ın dil üzerine geliştirdiği semantik kuramını büyük ölçüde bilgi kuramına (diğer bir deyişle epistemolojisine) dayandırmasıdır. Özellikle Hume geleneğinden gelen deneyimci bilgi anlayışı onun dil kuramının ortaya çıkmasında önemli rol oynar. Bu ünitede önce Russell’ın bilgi kuramının temeli olan iki tür bilgi arasında yaptığı bir ayrımı ele alıp daha sonra bunu temel alan Russell’ın dil kuramını tartışacağız. Bunu yaparken de Russell’ın klasikleşmiş iki makalesini temel alacağız: “On Denoting” (Gönderme Üzerine) ve “Knowledge by Acquaintance and Knowledge by Description”(Tanışıklık Yollu Bilgi ve Betimleme Yollu Bilgi).

“On Denoting” adlı çalışmasının en başında Russell bir dil kuramını sınamak için üç temel semantik sorundan söz eder. Bunlardan ilki, felsefe tarihinde farklı biçimlerde ve genellikle ontolojik bir sorun olarak ortaya çıkmış olan ve daha önce Frege’nin kuramının bağlamında ele aldığımız “gönderimsiz terimler” ile ilgilidir. Russell’ın ünlü örneğinde “Fransa’nın şimdiki kralı keldir” tümcesinin öznesi konumundaki “Fransa’nın şimdiki kralı” teriminin bu dünyada bir karşılığı (yani gönderme yaptığı bir nesne, ya da kısaca göndergesi) yoktur. Bu durumda, Russell’a göre, tümcenin doğru bir sav öne sürdüğünü söyleyemeyiz. Her anlamlı savın ya doğru ya da yanlış olduğunu varsayarsak, bu tümcenin doğru olmadığına göre yanlış olduğu sonucuna varmamız gerekir. Ancak o durumda da mantığın bir başka kuralı olarak kabul gören “eğer bir tümce yanlış ise, o tümcenin mantıksal değili doğrudur” savını kabul edersek “Fransa’nın şimdiki kralı kel değildir” tümcesinin doğru olması gerekir, ki bu da kabul edilebilir gibi görünmez. Russell’ın bu soruna getirdiği çözümü ayrıntılarıyla birazdan ele alacağız.

Antik dönemden başlayarak felsefe tarihinde çok tartışılmış bir problem de varlık savlarına dairdir. Daha önce Frege’nin kuramı çerçevesinde ele almış olduğumuz bu problemi yeniden anımsatalım: Bir şeyin var olmadığını söylediğimizde, görünüşte önce o var olmadığını savladığımız şeye gönderme yapıp, sonra da o şeyin var olmadığını söyleriz, ki bu da savı çelişkili kılarmış gibi görünür. Örneğin “Tanrı yoktur” tümcesinde, özne konumundaki “Tanrı” adı eğer Tanrı’ya gönderme yapıyorsa, peşinen Tanrı’nın varlığını kabul etmiş gibi görünürüz. Bu durumda da daha sonra onun yok olduğunu söylediğimizde de çelişkiye düşeriz. Diğer yandan, eğer “Tanrı” adının hiçbir şeye gönderme yapmadığını varsayarsak da savımızın mantıksal bir öznesi yokmuş gibi görünür. İki türlü de bir şeyin var olmadığını nasıl olup da anlamlı bir şekilde söyleyebileceğimize açıklama getiremeyiz. Russell’ın bu probleme yönelik Frege’ninkine benzeyen ama bir noktada farklı olan çözümünü birazdan ele alacağız. Russell da varlık yükleminin nesnelere de ğil kavramlara yüklenebilen özel bir yüklem olduğuna dair Frege’nin görüşünü paylaşır, hatta bu yönde Frege’nin çalışmalarında olmayan yeni bir argüman da öne sürer. Bunları daha sonra göreceğiz. Varlık türü yüklemlerin gerçekte birer “niceleyici” olduğuna dair bu görüşlerinden yola çıkarak Frege ve Russell bir yandan günümüzde neredeyse tüm üniversitelerde okutulan modern Niceleyiciler Mantığı’nın ya da diğer adıyla Yüklemler Mantığı’nın kurulmasına yol açmışlar, diğer yandan sayı gibi matematiksel nesnelerin aslında mantıksal nesnelere indirgenebileceği sonucuna varmışlardır. “Mantıksalcılık” (Logicism) olarak tarihe geçmiş bu kurama göre tüm matematiksel önermeler mantıksal önermeler türüne indirgenebilir. Ancak daha sonra Russell’ın ortaya çıkardığı bir paradoks (Russell’ın Paradoksu) Mantıksalcılık projesinin çökmesine neden olmuştur. Kısaca varlık yargılarına dair Frege/Russell görüşü felsefe tarihinde bu açıdan çok önemli bir yer tutar.

Russell’ın bir semantik kuramı sınamak için ele aldığı üçüncü problem ise “eşgöndergeli terimlerin yer değiştirmesi” problemidir. Bunu da Frege’nin kuramı bağlamında tartışmıştık. Russell’ın sözünü ettiği diğer iki problemden farklı olarak bu problemin daha teknik bir görüntüsü bulunuyor ve bundan dolayı bunun neden bir “problem” olduğunu kavramak bazılarına daha güç gelebilir. Bundan dolayı Russell teknik hiç bir terim kullanmadan herkesin anlayabileceği, gerçek tarihten bir örnek yardımıyla bu problemi açıklamaya çalışır. Olay İngiltere kralı IV. George döneminde geçer. Dönemin ünlü yazarı Sir Walter Scott, “Waverly” başlığını taşı yan bir roman yazar, ancak kitaba yazar adı olarak kendi adını koymaz. Kral IV. George bu romanı Scott’ın yazıp yazmadığını merak eder. Bu durumda şu tümce doğrudur: “IV. George Waverly’nin yazarının Scott olup olmadığını merak ediyor.” Bu tümce içinde geçen “Waverly’nin yazarı” ile “Scott” adı aynı kişiye gönderme yapar; yani bu iki terim eşgöndergelidir. Bu durumda tümce içinde bu terim yerine doğrudan “Scott” adını koyduğumuzda şu tümceyi elde ederiz: “IV. George, Scott’ın Scott olup olmadığını merak ediyor.” Birinci tümce doğru bir şey dile getiriyorsa nasıl oluyor da ikinci tümcemiz yanlış bir durum dile getirebiliyor? Bu problem herne kadar teknik bir problem gibi görünse de hiç de teknik olmayan önemli bir felsefe sorusuyla doğrudan ilişkilidir: dil yoluyla insanların düşüncelerinden ve inançlarından ya da bu örnekte olduğu gibi merak ettikleri şeylerden bahsetmemizi sağlayan nedir? 


Sentaks Nedir ? Sentaks Ne Demek ?

Sentaks Nedir ? Sentaks Ne Demek ?

20 Kasım 2015 Cuma

Dil felsefesinin temel bir alanı olan sentaks, “Bir tümceyi oluşturan terimlerin mantıksal çözümlemesi nedir?”, “Terimlerin bir araya gelerek bir tümce oluşturmasını ne sağlar?”, “Tüm dillerin yapıları temelde aynı mıdır?” türünde soruları tartışarak dil felsefesi içinde gelişmiş, bir yandan modern mantığın yeşermesini sağlamış diğer yandan da dilbilimin en temel çalışma alanlarından biri haline gelmiştir.

Belirli ve Belirsiz Betimlemeler

Belirli ve Belirsiz Betimlemeler

13 Ağustos 2018 Pazartesi

Betimleme kavramı Russell’ın felsefesinde o denli önemli bir yer tutuyor ki, Russell’ın dil kuramı günümüzde Betimlemeler Kuramı (Theory of Descriptions) olarak anılıyor.

Gerçekçilik (Realism)

Gerçekçilik (Realism)

22 Şubat 2018 Perşembe

Öznelci görüşe karşı çıkan en önemli anlam kuramı Gerçekçilik adlı öğretidir. Bu kuramın savunucuları sözcüklerin anlamlarının zihinde yer alan öznel varlıklar olması durumunda iletişim kurmanın olanaklı olmayacağı görüşündedirler.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi