Image

Teolojik Etik veya Mutluluk Etiği

Biraz daha özel olarak ifade edildiğinde, teleolojik etik teorilerinin, ahlaki eylemin değerini belirleyen şeyin eylemin ürettiği sonuç olduğunu öne sürdükleri söylenebilir. Bu yüzden onlar aynı zamanda sonuççu etik öğretileri olarak geçerler. Bu teorilerin temel problematiği “en yüksek iyi” problemi olup bireysel mutluluk, kendini gerçekleştirme ya da en yüksek sayıda insanın en büyük mutluluğu gibi bir summum bonum ulaşılması gereken nihai amaç olarak konumlanır. Teleolojik etiğin kapsamı içine İlk Çağdan mutluluk etiği ile Yakın Çağdan yararcılık girer.

Sokrates’in etiği, bilgiye verdiği önemden, erdemleri salt bilgi üzerinden tanımlamasından dolayı aynı zamanda entelektüalist bir etik olarak tanımlanır. Normatif etiğin ve dolayısıyla da etiğin kurucusu Sokrates olarak kabul edilir.

Mutluluk etiğinin kurucusu, bütün bir Grek etiğinin yörüngesini belirlemiş düşünür olarak Sokrates’tir. O, insan hayatının, ahlaki yapıp etmelerinin nihai amacını, en yüksek iyiyi ifade edecek şekilde eudaimonia olarak tanımlamıştı. Eudaimonia Sokrates’ten sonra bütün Yunanlı düşünürler için ahlaki hayatın temel amacı yapıldı. Ondan çıkan bütün etik teoriler, sadece iki noktada farklılık gösterdiler. Bunlardan biri eudaimonianın tanımlanması, diğeri de eudaimoniaya nasıl erişileceği hususuydu. Sokrates’in kendisi, eudaimoniayı bir tür özmemnuniyet, kişisel hoşnutluk hali olarak ifade etti. Bu, nesnel bir durum olarak iyi ve ahlaklı yaşamış ve hayatının sonlarına doğru “Şükür, iyi, namuslu, erdemli ve ahlaklı yaşadım” diyebilen insanın memnuniyet ve huzur hali olmak durumundaydı. Öğrencisi Platon eudaimoniayı ahlaki özne ya da failin olması gerektiği gibi olduğu bir durum olarak “kendini gerçekleştirme hali” diye tanımladı. Oysa Aristoteles eudaimoniayı mutluluğa eşitlemişti. Antik Yunan’da Kireneliler olarak adlandırılan düşünürler, eudaimoniayı tıpkı Aristoteles gibi mutluluğa eşitlerken sonradan Stoacı düşünürlerle Epikürosçular onu bir tür entelektüel dinginlik, manevi huzur hâli diye tanımladılar.

Eudaimoniaya nasıl erişileceği sorusu gündeme geldiğinde, Sokrates ona ancak erdemli olmak, birtakım erdemleri hayata geçirmek suretiyle ulaşılabileceğini ileri sürdü. Söz konusu erdemlerden en fazla öne çıkanlar bilgelik, cesaret, ölçülülük ve adalettir. Hümanist bir düşünür olan ve dolayısıyla insanın gücüne büyük bir inanç besleyen Sokrates, ahlaki doğruların bilgisinin ahlaklı yaşamak için fazlasıyla yeterli olduğuna kanaat getirmişti. Bu yüzden erdemleri birer bilgi türü olarak tanımladı. Söz gelimi bilgelik “kişinin kendisine, iyi ve kötüye, hayatın anlamına dair bir bilgi”, cesaret “neden korkup neden korkmamak gerektiğine ilişkin bir bilgi”, ölçülülük “ölçü ya da kararın bilgisi”, adalet ise “hakkın ve kimin neyi ne kadar hak ettiğinin bilgisi” olmak durumundaydı. Platon ise erdemleri bir ahlak psikolojisi geliştirerek insan ruhunda temellendirdi. Buna göre o, insanın en önemli bileşeni olan ruhun üç parçadan meydana geldiğini öne sürdü: Akıl, can ya da gönül ve son olarak da istek ve arzularla ilgili olan iştiha. Platon, bu parçalardan her birinin, doğadaki tek tek her varlık gibi, kendine özgü bir işlevi ya da görevinin olduğunu söylüyordu. Aklın görevi bilmek, canın görevi iştihanın aşırı taleplerine karşı koymak, iştihanın görevi ise aşırıya kaçmamaktır. Bu üç görev ya da işlevin layıkıyla yerine getirilmesi, sırasıyla bilgelik, cesaret ve ölçülülük gibi üç temel erdemi mümkün hale getirir. O, bilge, cesur ve ölçülü insanın, her bir parçasına hak ettiği değeri vermek anlamında zorunlulukla adil de olacağını öne sürmüştü. Aristoteles ise erdemleri meşhur altın orta teorisiyle “iki aşırı uç arasındaki doğru orta” olarak tanımlamıştı. Söz gelimi cesaret “korkaklık ile düşüncesiz atılganlığın”, cömertlik “cimrilik ile savurganlığın” doğru ortası olmak durumundaydı. Onun en önemli yeniliği, erdemli bir hayata ve dolayısıyla eudaimoniaya erişmede, bilgi kadar yaşayışa veya pratiğe de önem vermiş olmasıydı. Oysa Sokrates’ten etkilenen diğer filozoflar eudaimonia veya mutluluğa erişmenin hayattan elde edilecek hazlarla mümkün olabileceğini savunmuşlardı. Hazcılığın savunuculuğunu yapan bu filozoflar, ikiye ayrılır. Bunlardan Kireneli Aristippos’un hazcılığı niceliksel bir hazcılık olarak anlaşılır. Zira Aristippos hazların niteliği üzerinde hiç durmamış, önemli olanın hazzın niteliğinden çok niceliği olduğunu söylemişti. Oysa Epiküros hazlar arasında bir ayrım yaparak insanın ruhsal varlığıyla ilgili olan manevi hazların fiziki varlığının tatminiyle ilgili maddi hazlardan üstün olduğunu söylerken niteliksel bir hazcılığın savunuculuğunu yapmıştı. O, maddi hazların daha yoğun ve etkili olabilmekle birlikte insanı kendisine haz veren maddi şeylere bağımlı hale getirip onun dengesini bozacağını öne sürmüştü. Bu yüzden okuyup öğrenme, musiki dinleme, şiir okuma, ibadet etme benzeri manevi hazların dingin ve huzurlu bir hayata çok daha büyük bir katkı yapacağı kanaatine varmıştı.


Uygulamalı Etik

Uygulamalı Etik

Thursday, March 15, 2018

Etiğin, şimdiye kadar ele alınan teorik boyutu yanında, bir de uygulamalı boyutu vardır. Uygulamalı etik 1970’li yıllarda ortaya çıkmıştır.

Teolojik Etik veya Mutluluk Etiği

Teolojik Etik veya Mutluluk Etiği

Friday, January 13, 2017

Mutluluk etiğinin kurucusu, bütün bir Grek etiğinin yörüngesini belirlemiş düşünür olarak Sokrates’tir. O, insan hayatının, ahlaki yapıp etmelerinin nihai amacını, en yüksek iyiyi ifade edecek şekilde eudaimonia olarak tanımlamıştı.

Etiğin Temel Soruları

Etiğin Temel Soruları

Friday, July 1, 2016

Eskiçağdan günümüze uzanan tarihinde etik, tarihsel dönemlere bağlı şekilde çeşitlenen farklı türden soruları ele almıştır. Başlı başına bir bilgi alanı olarak kurulduğu Esk çağda etiğin temel sorusu pratik yönüyle söylenirse, “doğru, âdil, iyi” anlamında mutlu (eudaimonia) yaşamın ne olduğu sorusudur. Teorik yönden dile getirilirse bu soru, “adalet nedir?”, “erdem nedir?” şeklinde araştırılmıştır.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

Thursday, May 4, 2017

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

Thursday, May 4, 2017

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

Friday, March 3, 2017

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

Monday, November 23, 2015