Image

Teorik Etik - Metaetik

Metaetik normatif etik sistemlerini, onların ilk ilkeleri olan ahlak yargılarını ve etiğin ilkel terimleri olan ahlaki kavramları çözümler. O, etik bağlamında herhangi bir ahlaki ilke geliştirmek, normatif bir teori üretmek veya belli bir ahlaki ideal teklif etmek yerine, felsefi bir analiz gerçekleştirir. Başka bir deyişle, metaetik tarihsel, bilimsel, deneyimsel veya normatif yargı gerektiren ya da ihtiva eden bir düşünce biçimi olmayıp ahlaki kavramların anlamını dil ve ahlak ilişkisi içinde analiz eden bir düşünme tarzıdır. Analitik bir disiplin veya etik türü olarak metaetik, sözgelimi George Edwards Moore’un (18731958) “doğalcı yanlış” örneğinde olduğu gibi, ahlak filozolarının temel yanılgılarına işaret ettiği, normatif etik karşısında eleştirel bir tavır aldığı için, aynı zamanda eleştirel bir etik türü olarak geçer. Onda teoriler, çok büyük ölçüde moral bilginin imkânı ve doğallıkla da ahlaki yargıların statüsü konusundaki tutumlarıyla birbirlerinden ayrılırlar.

Realizm ve Anti-Realizm

Fakat moral bilginin imkânı, elbette öncelikle bilinecek ahlaki olguların olup olmaması na bağlıdır. Bundan dolayıdır ki metaetik teoriler esas itibarıyla moral olguları n varlığı konusundaki tutumlarına bağlı olarak birbirlerinden farklılaşırlar. Bunlardan realizm ahlaki failden bağımsız olarak var olan birtakım moral olguları n bulunduğunu, dolayısıyla ahlaki terimlerin moral olgulara karşılık gelip ahlak yargılarının bu olguları ifade ettiğini dile getirir. Realist yaklaşım, söz konusu moral olguların ne şekilde kavranacağı veya bir başka olgu türüne indirgenebilir olup olmamaları konusunda ayrışır.

Antirealizm ise dünyada insan tarafından varlığı tespit edilecek, şu ya da bu yolla kavranabilecek ve nihayet ahlak yargılarıyla ifade edilebilecek ahlaki olgular olmadığını öne sürer. Söz konusu antirealist görüşe göre, moral yargıların dış dünyada olgusal bir karşılıkları yoktur; bu yüzden onları doğrulamak ya da yanlışlamak imkânsızdır. Bu yargılar, sadece insanların veya faillerin kişisel duygularını dışa vurmaya veya başka insanları ikna etmeye yararlar.

Söz konusu realizm, etik nesnelcilik ve mutlakçılıkla şu ya da bu ölçüde birleşirken antirealizm de doğallıkla öznelcilik ve rölativizm ile birleşir. Çünkü ahlaki görüş ya da moral bakış açılarının öznel ve dolayısıyla göreli olduğunu öne süren öznelcilik, ana iddiasını veya temel görüşünü gerekçelendirirken insanların çatı şan ahlaki kanaat ya da görüşlere sahip olduklarını söyler. Bunun da en önemli nedeni, bir moral görüşün diğeri karşısında sahip olduğu üstünlüğü kanıtlamanın imkânsız olmasıdır. Kanıtlamanın imkânsız olması ise gerçekten var veya gözlemlenebilir olan ahlak olgularının olmamasıdır.

Bilişselcilik

Ahlaki diye niteleyebileceğimiz olguların var olduğu, bu yüzden ahlak yargılarının zihinden bağımsız moral olgular ve niteliklerle ilgili olduğu görüşü, yani etik realizm, metaetikte bu yargıların bilişsel bir değere sahip olduğunu dile getiren görüşle birlikte ele alınır. Buna mukabil, ahlaki olguların varoluşunu yadsıyan antirealist görüş de etiğin bir bilgi konusu olamayacağını, ahlak yargılarının bilgiyle ilintili olmayan birtakım işlevleri yerine getirdiğini savunan görüşle bir arada mütalaa edilir. İşte bu yüzden, etik bilginin imkânı, ahlak yargılarının mantıksal ve bilişsel statüsüyle ilgili bu tartışmada alternatif teorilerin, iki ana başlık altında toplandığını söyleyebiliriz. Bu karşıtlığın bir tarafında bilişselcilik başlığı altında toplanan teoriler, diğer tarafta ise gayrıbilişselcilik genel başlığı altında yan yana gelen teoriler bulunur.

Bunlardan bilişselcilik, özde değerler ve ahlaki ilkeler üzerine inşa edilmiş ayrı bir ahlaki alan bulunduğunu, bu alanla ilgili etik bilginin mümkün olduğunu öne sürer. Bilişselciliğe göre, doğru ya da yanlış olduklarına hükmedilebilen ahlaki yargı lar ve ahlak önermeleri vardır; işte bu yüzden, ahlak yargıları kişilerin ya da toplulukların değişken tutumlarına bağlı bir değerlendirilme sonucunda değil, yargıları n fiili ya da olgusal durumlarla karşılaştırılmalarına bağlı olarak belirli bir doğruluk değeri elde ederler.

Bilişselcilik kapsamı içinde karşımıza iki metaetik öğreti çıkar. Bunlardan birincisi, doğalcılıktır. Bilişselci doğalcılık, ahlak yargılarına karşılık gelen olgular bulunduğ unu, bu yüzden doğrulanabilir veya yanlışlanabilir olan söz konusu ahlak yargı larının insanlara bilgi verdiğini öne sürer. Bununla birlikte, doğalcılık büyük ölçüde indirgemeci bir görüşü temsil eder; o, işte bundan dolayı, ahlaki olguların özerk ya da müstakil olgular olmayıp doğal, sosyolojik, psikolojik ve tarihsel olguların bir türevi olduklarını ileri sürer. Gerçekten de pek çok felsefeci, ahlak yargılarının kendilerine tekabül ettiği olguların doğal olgular ile bunların türevleri olan toplumsalbilimsel olgulardan oluştuğunu iddia eder. Sıra bu olguların nasıl bilineceğine gelince, bilişselci doğalcılar etik bilgide veya ahlak epistemolojisinde doğa bilimlerindeki kanıtlama yöntemlerine benzer bir ispat aracının kullanılabileceğini savunurlar.

Bununla birlikte, bilişselci yaklaşım deyince, günümüzde aklımıza esas itibarıyla sezgicilik gelir. Moral olgu veya ahlaki değerlerin varlığı konusunda realist bir tutum takınan sezgiciliğe göre, söz konusu moral olguları dile getiren veya etik de ğerlerle ilgili olan ahlak yargıları doğru ya da yanlış olabilir ve onların doğruluk ya da yanlışlıkları sezgi yoluyla bilinir. Sezgicilik, dolayısıyla ahlak yargılarının olgusal açıdan bilişsel bir içeriğe sahip olduklarını öne sürer. Ahlak yargılarının dile getirdiğ i bu olgusallık, bununla birlikte, fiziki olgularca belirlenen bir olgusallıktan ziyade, kendine özgü bir gerçekliği olan belli bir alanı tanımlar. Ahlak terimlerinin doğal olgulara karşılık gelen terimler gibi olmadıklarını, dolayısıyla doğal olgularla tanımlanamayacağını ileri süren sezgicilik, bu terimlerin gösterdiği niteliklerin tanımlanamaz ve analiz edilemez basit nitelikler olduğunu öne sürer.

Ahlaki niteliklerin algılarla kavranabilir nitelikler olmadığı için, gözlemlenebilir bir gerçekliğe karşılık gelmediğini belirten söz konusu yaklaşımın savunucularından örneğin Moore, “iyi” teriminin tanımlanamaz olduğunu iddia eder. Çünkü ona göre, bu terimin karşılık geldiği nitelik açıklanamaz ve çözümlenemez bir nitelik olup söz konusu terimle oluşturulan ahlak yargılarının doğruluk ya da yanlışlığı ancak sezgi yoluyla ortaya konabilir. Sezgicilik bu nedenle, ahlak yargılarının doğruluğunun algısal olmayan bir sezgi yoluyla elde edilebileceğini savunur. Sezgici yaklaşıma göre, etiğin temel amacı, kendi kendisini temellendiren veya kanıtlayan, doğruluğu sezgi yoluyla bilinebilir olan yargıların ortaya konması olmak durumundadır.

Gayrı-Bilişselcilik

Metaetik alanda genel bir duruş, analitik felsefenin etik alanındaki duruşunu kusursuzca yansıtmak bakımından özel bir önem taşıyan temel bir yaklaşım gayrıbilişselcilik olarak geçer. Buna göre gayribilişselcilik, etiğin gerçekte bilişsel bir de ğeri olmadığını, onun insanın rasyonel boyutundan ziyade, konatif ya da isteme boyutuna dayandığını öne sürer. Gayrıbilişselcilik, biri olumsuz diğeri olumlu olan iki temel tez öne sürer:

  1. Ahlaki inançlar, yargılar ve argümanlar bilimsel yargılarla argümanlardan tamamen farklıdır. İyi ve kötü, doğru ve yanlış gibi ahlaki terimler, bilimsel terim ve yüklemlerin tam tersine, doğal özellikleri göstermezler; aynı şekilde moral yargılar da ne matematiksel bilimlerdeki yargılara benzer bir biçimde kanıtlanabilir ne de doğa bilimlerindeki yargılara benzer bir şekilde gözlem veya deneyim yoluyla doğrulanabilir. Başka bir deyişle, gayrıbilişselcilik ahlaki terimlerin betimsel bir anlamı olmadığını öne sürer. O, ahlaki önermelerin dünya ile ilgili olguları ortaya koyan önermeler olabilmelerini kabul etmediğ i gibi, aklın bir ahlaki ilkeyi kanıtlayamayacağını veya temellendiremeyeceğini de iddia eder.
  2. Gayribilişselciliğin söz konusu olumsuz iddiasını tamamlayan olumlu tezi ise, Ahlaki terim ve yargıların betimsel olmayan çok farklı anlamlara ve çeşitli fonksiyonlara sahip olduğunu ortaya koyar. Buna göre, ahlaki terim ve yargı lar birtakım duyguları dışa vurur; belli bir çekimleyici güce sahip bulundukları için, başka insanlar üzerinde bir etki uygulamaya, onlarda belli tavırlar doğurmaya yararlar. Yine, ahlaki yargılar, örtük olarak belli eylem tarzları nı emretmek suretiyle insanlarda belli birtakım tercihlere yol açarlar.

Gayrıbilişselciliği karakterize eden bir diğer unsur da gayrı bilişselcilerin dile verdikleri büyük önem, etik ile dil arasında kurdukları ilişkidir. Nitekim onlara göre, dış dünyada moral olgular, “iyi” ya da “doğru” gibi terimlerin gönderimde bulundukları veya karşılık geldikleri doğal veya doğal olmayan nitelikler yoktur. Onlara göre, etik alanında sadece dilin betimsel olmayan çeşitli kullanılma tarzlarından söz etmek gerekir. Ahlaki bir yargı ortaya koyan önermelerin doğrulanabilir olmadıklarını, doğru veya yanlış olamayacaklarını ileri süren gayrıbilişselcilik, etiğin kapsamı içinde kalan önermelerin bilişsel açıdan anlamlı önermeler olmadığı nı ifade eder. Fakat bu, onların büsbütün anlamsız oldukları anlamına da gelmez. Ahlaki bir yargı ortaya koyan önermelerin bilişsel anlamı olmasa bile, duygusal bir anlamı vardır. Gerçekten de gayrıbilişselci yaklaşımı benimsemiş felsefeciler açı sından moral ifadelerin asıl işlevi dilin bilgisel değil, duyguiletici, duyguetkileyici veya eylemdeğiştirici bir tarzda kullanılan kiplerinde bulunmak durumundadır.

Gayrıbilişselci kapsam içinde ortaya çıkan duygucu etik, şu halde, ahlak yargı larının olguları göstermediğini, onların gerçekte bir etki yaratmak amacıyla kullanı lan yargı biçimleri olduğunu savunur. İşte bundan dolayıdır ki ahlak dili, insanın toplumsal yaşamının düzenlenmesinde bir araç olarak iş görüp bu dille gerçekleştirilen yargılar duygu yaratıcı bir rol üstlenir. Duygucu etiğin en önemli temsilcilerinden biri olan Ayer’a göre, moral yargı ya da ifadeler ahlaki hakikatleri ifade etmez, onlarda geçen ahlaki terimler nesnel niteliklere tekabül etmez. Bu ifade, yargı ya da telkinler, ahlaki terimleri kullanan, moral yargıyı ortaya koyan kişilerin duygularını ifade etmeye, dışa vurmaya yarar. Onlar duyguları dışa vurmakla kalmazlar, başkalarında da benzer duyguları uyandırma, onları istenen doğrultuda eylemde bulunmaya sevk etme işlevi görürler.

“Kürtaj kötüdür” benzeri bir önermenin ortaya koyduğu yargı, bilimsel bir yargı olmayıp bir ahlak yargısıdır. Bu, kürtaj olgusuyla ilgili bilgi veren bir yargı olmadığı için, esas olarak benim söz konusu olgu karşısındaki duygularımı dışa vurmaya, başkalarını kendisi üzerinden etkilememe yarar. Ayer’a göre bu durum, ahlak yargıları veya etik önermeler olgusal bileşenlerine ayrıldığı zaman, açıklıkla ortaya çıkar. Bu açıdan yaklaşıldığında, etik önermeler veya ahlaki bir yargı bildiren cümleler olgusal bir mahiyet sergileyen bileşenlerine tam olarak ayrıldıkları takdirde, önerme ya da cümlenin güya ahlaki olan boyutunun belli bir ses tonuyla ya da ünlem işareti kullanımıyla ortaya çıktığı kolaylıkla görülebilir. Ayer, bununla da kalmayıp, farklı ahlaki terimlerin farklı duygu derecelerini ifade edip, değişen yoğunlukları olan birtakım duygular uyandırdıklarını öne sürer. Örneğin “doğruyu söylemek iyidir” önermesi, onun gözünde, sıradan bir telkin veya bir tavsiyeden daha fazla hiçbir şey değildir ve burada ortaya konan yargının gücü sınırlıdır. Fakat “Doğruyu söylemek iyidir!” önermesinden, “Doğru söyle!” ve “Doğruyu söylemek gerekir!” ya da “Doğru söylemek senin ödevindir”e geçildiği zaman, ahlaki yargı nın gücü kesinlikle artar.

Gayrıbilişselcilik açısından, ahlaki terimlerin de mutlak ve evrensel bir anlamı olmadığı gibi, nesnel karşılıkları da yoktur. Onların anlamları kişiden kişiye değişmekte olup söz konusu anlamlar sadece terimlerin dışa vurdukları duygular ve yol açtıkları tepkilerle ortaya konabilir. Ahlaki yargılarımızı geçerli kılacak bir ölçüt yoktur; üstelik ahlaki yargıların da kaçınılmaz olarak ünlemlere ve buyruklara indirgenmesi gerekir. Ayer’ın duygucu etik anlayışında, moral olgular, bir değerler ya da normlar sistemi var olmadığına, ahlaki kavramlar sözde kavramlar oldukları na ve dolayısıyla, moral hakikatlerden veya ahlaki bilgiden söz etmek mümkün olmadığına göre, ahlaki ilkeler ve ahlaklılığın mahiyetiyle ilgili olarak akıl yürütülemez. Burası sadece duygularla ilgili bir alan olmak durumundadır.


Yararcılık

Yararcılık

22 Mart 2017 Çarşamba

Yararcılık, on dokuzuncu yüzyılda önce Jeremy Bentham (1748-1832) tarafından ortaya konmuş fakat John Stuart Mill eliyle geliştirilmiştir. Özellikle AngloSakson dünyada iki yüzyıl boyunca çok etkili olan ve bir anlamda liberal ve kapitalist dünya görüşünün değer anlayışını temsil ettiğini söyleyebileceğimiz yararcılık, aslında yaklaşık iki yüzyıl kadar önce Hobbes tarafından geliştirilmiş olan etik egoizmin epeyce yumuşamış ve rafine hale gelmiş versiyonudur.

Teolojik Etik veya Mutluluk Etiği

Teolojik Etik veya Mutluluk Etiği

13 Ocak 2017 Cuma

Mutluluk etiğinin kurucusu, bütün bir Grek etiğinin yörüngesini belirlemiş düşünür olarak Sokrates’tir. O, insan hayatının, ahlaki yapıp etmelerinin nihai amacını, en yüksek iyiyi ifade edecek şekilde eudaimonia olarak tanımlamıştı.

Etik ve Ahlak

Etik ve Ahlak

14 Kasım 2015 Cumartesi

Her şeyden önce bu iki kavramın birbirinden farklı iki varolana işaret ettiğini belirtmek gerekir.Etik terimi, bir bilgi alanını adlandırmaktadır. Ahlâk terimi ise tarihsel ve toplumsal nitelikli bir olguyu adlandırmaktadı

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi