Image

Toplum ve Site Düzeni

Yunanlılar, insanı özünde toplumsal bir varlık olarak görmekte site işlerinden ayrı duran insanların eksik olacaklarına inanmaktaydılar (Copleston, 1995:100). Platon da bu bakımından diğerlerinden farklı bir noktada değildi. O da insanı, toplumsal bir varlık olarak görmekte, insanın iyiliğinin, mutluluğunun ve erdemliliğinin tek başına değil, ancak site içinde siteyle birlikte sağlanabileceğine inanmaktaydı. İnsanın bireysel mutluluğu diye bir şeyden söz edilemezdi, insan ancak mutlu bir sitenin yurttaşı olmakla mutlu kılınabilirdi. Bu da hiç kuşkusuz sitenin bir bütün olarak ahlaki bir düzene kavuşturulmasıyla sağlanabilirdi.

Platon’un site düzeni anlayışı, var olan tüm site düzenlerinin bozuk olduğu ve bu bozukluğun nedeninin, “iyi”, “doğru” ve “güzel” denen üç yüksek değerin bu sitelerde eksik olduğu kabulüne dayanır. Platon’un toplum ve siyaset anlayışı, bu üç değerin toplum ve site düzenine dayanak kılınması esasına dayanır ve bu özelliğiyle siyasi olmaktan çok, ahlaki bir görünüm sergiler (Soykan, 1998: 81). O hâlde ideal site düzeni, ancak yurttaşların ruhlarının ahlaki yüksekliğe erişmeleriyle sağlanabilecektir. Bu yüzden Platon, yönlü bir çabayla bireyin ve toplumun düzenini birlikte sağlamaya girişmiştir.

Platon’a göre her toplum ve site düzeni, insanın, ihtiyaçlarını tek başına karşılayamaması nedeniyle ortaya çıkan iş bölümü gereksiniminden doğar. Devlet’te, toplum ve site düzeninin ortaya çıkışı anlatılırken önce insanın yiyecek, barınma ve giyecek ihtiyaçlarını karşılayacak olan kişilerden söz edilir. Böylece kimileri çiftçi, kimileri dokumacı olur ve toplumdaki ilk mesleki yapılanmalar oluşur. Bunların mesleklerini icra etmek için ihtiyaç duydukları aletleri dülger, çilingir gibi zanaatkârlar yapacak, başka şehirlerden öte beri getiren ve oralara mal götüren tüccarlar, denizciler, satıcılar, ikincil ihtiyaçların karşılanması için sanatçılar, çalgıcılar, berberler, hizmetçiler ortaya çıkacak ve böylece zanaatkâr sınıf oluşmuş olacaktır (Devlet, 369d-373d). Site kalabalıklaşıp toprakları yetmez olunca komşularınınkini ele geçirmek isteyecek, bu yüzden her site kendisini savunmak için belli sayıda asker beslemek zorunda kalacaktır ve böylece asker sınıf doğmuş olacaktır (Devlet, 373d-374e). Bu iki sınıf dışında, bir de sitenin idare ve düzeninden sorumlu olan yönetici sınıf bulunacaktır (Devlet, 412bd). Böylece toplumu ve siteyi meydana getiren üç toplumsal sınıf ortaya çıkmış olur. Erdemli, doğru ve adil bir site, bu üç sınıfın doğru biçimde konumlanmasıyla sağlanabilecektir.

Ruhta ve evrende olduğu gibi, sitede de her parçanın kendine has, tek ve doğal bir konumu vardır. Parçalar, doğal yapılarına uygun konumlandıklarında düzen sağlanmış olur. Bu da siteyi erdemli, doğru ve adil kılar. Bu parçalar, kendi doğal konumlarında bulunmakla aynı zamanda diğer parçalarla da yaşamsal bir uyum sağlamış olurlar. Platon, bu düşünceyi daha açık kılmak için, ideal siteyi, bir insan vücuduna benzetmektedir. Site düzenini meydana getiren farklı toplumsal sınışar, tıpkı bir bedenin farklı organları gibi birbirlerinin çıkarlarına hizmet etmek zorundadırlar. Çünkü birindeki arıza diğerlerini de etkileyecektir (Devlet, 462b). Nasıl ki bir bedenin herhangi bir parçasının sağlıksızlığı bütün bedeni sağlıksız kılıyorsa toplumda ya da sitede de tek bir toplumsal sınıfın mutluluğundan söz edilemez. Site hep birlikte gelişip düzene kavuşmalıdır. Ancak bu sayede, her sosyal sınıf, doğanın verdiği mutluluk payını alabilir (Devlet, 421c).

Platon, erdemi, doğruluğu ve adaleti de yine bu bağlamda ele almaktadır. Adalet ve doğruluk, parçalardan oluşan bir yapının her parçasının doğal görevini yapmasıdır. Örneğin, yönetici sınıf olan filozoşarın doğalarında yönetmek vardır. Bu yüzden, yönetimin filozofa verilmediği bir sitenin adil olmasından söz edilemez. Örneğin, koruyucuların ağır talimler yapması, dışarıdan bakan birine sıkıntılı görünebilir ama asker sınıfın doğası bu talimleri gerektirdiği için, bu sınıfın mutlu olması, bu talimleri yapmasına bağlıdır (Devlet, 420b-d).

O hâlde, Platon’a göre erdem, sadece insan ruhunun parçalarının olmaları gerektiği yerde olmalarından ibaret değildir. Bir insanın erdemli olması, aynı zamanda, site düzeni içinde doğru biçimde konumlanmış olmasına bağlıdır. Platon, insanı hiçbir zaman sitedeki konumundan, sitede görmekte olduğu meslekten yalıtarak tek başına ele almamıştır. Platoncu site düzeni, her şeyden önce sıkı bir mesleki iş bölümüdür ve insan asla sitede gördüğü işten bağımsız biçimde değerlendirilmez. Böyle olunca insanın doğru, adil ya da erdemli olması, doğasına uygun meslekle uğraşıp uğraşmadığına bağlı hâle gelir. Platon’un öngördüğü ideal site düzeninin temel unsurları olan sosyal sınışar, işte bu esas doğrultusunda düzenlenmişlerdir.

Yunan dünyasının geleneksel yasa yapıcıları, siteyi daima soy ya da servet esasına göre düzenlemişlerdi. Oysa Platon, soy ya da servet yerine ilk kez insan doğasının doğal yetenek ve eğilimlerini ön plana çıkarmıştır. Platon’un devlet düzeni anlayışı, bu özelliğiyle bir tür aristokrasi görünümü sergiler ve siyasi hakların dağılımında mutlak eşitliği kabul etmez. İnsanlar arasında, doğaları gereği bir eşitsizlik vardır (Devlet, 370b) ve herkes doğası gereği farklı işlere eğilimlidir. İyi yönetilen bir toplumda, her insanın sadece bir işi vardır (Devlet, 406c). Çünkü her insan, doğası gereği sadece bir işi iyi görebilir ve site ancak her sınıfın, kendine has o biricik işi görmesiyle mutlu olabilir (441d; 433b). Bu katı iş bölümü anlayışı, Yunan sitesi için yenilikçi bir düşünceydi. Gerçi Sofistler, insanın kabiliyetlerine uygun işlerle uğraşmalarını savunmaktaydılar ama onların öngördüğü düzende insanın tek bir işle uğraşması gibi bir düşünceye ya da toplumsal sınışar arasında geçişlilik içermeyen katı bir iş bölümü anlayışına rastlanmaz.

Sitedeki Sınıflar ve Başlıca Erdemler

Şimdi site düzenini meydana getiren sınıflar bahsine geri dönelim. Platon, sitedeki bu üç sınışa ruhun üç parçası arasında doğrudan bir paralellik kurmar. Ruhun üç parçası, sitedeki üç sınıfa, yönetici, asker ve zanaatkâr sınışara karşılık gelir. Nasıl ki ruh için erdemlilik, ruhtaki üç unsurun doğru düzeniyse site için erdemlilik de üç sınıfın her birinin kendine has işlevi görmesidir. Erdemin Yunanca karşılığı olan arete, insanın, kendi doğasına has işi mümkün olan en iyi şekilde yerine getirmesi düşüncesine dayanır (Skirbekk&Gilje, 1971: 61). Herkesin kendi doğal işlevleri doğrultusunda konumlandığı, doğru düzenlenmiş bir site bilgedir, cesurdur, ölçülüdür, doğrudur, adildir (Devlet, 427e).

Doğaya uygun olarak kurulmuş bir devlet, akıllı olmasını kendisini yöneten küçük bir topluluğun bilgisine borçludur ve bilgelik budur. Böylece yönetici sınıfın erdemi olan bilgelik, bu sınıfın, site düzeni içinde olması gereken yerde olması nedeniyle aynı zamanda sitenin erdemi hâline gelir. Doğru düzenlenmemiş bir sitede de bilgeler olabilir ama bunlar olmaları gereken yerde değillerse sitenin bilgeliğinden söz edilemez. Aynı şekilde, siteye korkak ya da cesur dedirtenler de asker sınıfıdır. Cesurlar asker olmadıkları ya da askerler cesur olmadıkları sürece siteye cesur denemez (Devlet, 429a-b).

Ölçülülük ise bütünün içindeki iyi yanın kötü yanı buyruğuna almasıdır (Devlet, 431ab). Bunun ruhtaki yansıması, ruhun akıllı parçasının (to logistikon), diğer parçaları kontrol etmesi, böylece insanın tutkularına, isteklerine hakim olması, yani kendisinin hakimi olmasıdır (Devlet, 430e). Sitedeki yansıması ise iyi bir yaradılışla iyi bir eğitimi birleştirmiş küçük bir azınlığın, akıl ve düşünce yoluyla zevklerine ve tutkularına hakim olmakta güçlük çeken diğer unsurları hakimiyeti altına almasıdır (Devlet, 431bc). Ölçülülüğü, bilgelik ya da cesaretten ayıran şey, diğer ikisinin, toplumun yalnızca bir parçasında bulunuyor olmasıdır. Oysa ölçülülük, ideal site düzeninde bütün topluma yayılmıştır, tüm yurttaşlar tutkularına hakim olmalı, ölçülü yaşamalıdırlar (Devlet, 432a).

Bu erdemlerin hepsini tamamlayan ve site düzeninin bütünlüğünü temsil eden bir başka erdem daha vardır ki Platon’un site düzeni anlayışı bu erdeme en yüksek amaç olarak yönelmiştir. Bu erdem, doğruluk (aletheia) ya da adalettir (dikaiosyne) (Yasalar, 630e). Doğruluk ya da adalet, diğer üç erdem olan bilgelik, cesaret ve ölçülülüğü doğuran ve yaşatan değerdir (Devlet, 433b). Adalet, ruhun üç parçasına ait erdemlerin anasıdır. Zeka için adalet, düşüncenin doğruluğu anlamına gelen bilgeliktir (sophia). İrade için adalet, ruhun atılgan parçası olan yüreğin doğruluğu anlamına gelen cesarettir (andreia). Ruhun itki parçası için adalet, bu parçanın doğruluğu anlamına gelen ölçülülüktür (sophrosyne). Bunun yanı sıra bir de dindarlık erdeminden söz edilebilir ki doğruluk insanlarla ilişkilerimizdeki dindarlık ise Tanrı ya da tanrılarla ilişkilerimizdeki adalettir (Weber, 1995: 64).

Filozof Kral

Önceki bölümlerde, Platon’un düzen anlayışının parçalardan oluşan bir yapının uyumlu bütünlüğü olduğu ve bu bütünlüğün diğer parçaların akıl parçasının egemenliğine girmesiyle sağlanabileceği belirtilmişti. Bu genel anlayışın sitedeki karşılığı, filozof kraldır. Ruhta akıl parçası, evrende Demiourgos ne ise sitede de filozof kral odur. Platon, sitede filozoflar kral ya da krallar filozof olmadıkça ideal düzenin kurulamayacağını düşünmekteydi (Devlet, 499b). Bu söz “ya güçlüler akıllı olmalı ya da akıllılar güçlü olmalı” şeklinde de yorumlanabilir. O hâlde ideal düzen, güç ile aklın uyumlu birlikteliğiyle mümkündür. Platon, aklın idaresindeki bir sitede her sınıfın kendine has, gerçek hazları elde edip mutlu olacağını savunmaktaydı. Ona göre aklın idare etmediği sitede, cesaret, ölçülülük gibi erdemler bile insanların felaketine yol açabilirler (Devlet, 491b).

Filozof kral, siteyi düzenleyip yönetme gücünü, daima varlığın en yüksek hakikati olan idealardan, özellikle de tüm ideaların ötesinde yer alan en yüksek İyi ideasından alır. O hâlde site düzeninin dayandığı ilkeler, akıldan bağımsız, kozmik ve tanrısaldır. Yöneticinin başlıca vasfı doğruya bağlılıktır, gelip geçici olan görünüşlere değil gerçek varlığa erişmektir yani ideaları kavramaktır. İdealara yaklaşınca onunla birleşir ve öz düşünceyi ve doğruyu meydana getirir (Devlet, 490ab). Varlığın seyrine dalan insan, gözlerini şunun bunun davranışına çevirmeye, onlarla dalaşmaya, onlara hınç duymaya, acı sözler söylemeye vakit bulamaz. Seyrettiği düzenli varlıkların nasıl birbirine zarar vermeden aklın kanunlarına uyduklarını görür ve elinden geldiğince onlar gibi olmaya çalışır. Bu yolla sadece kendisini düzenlemekle kalmaz, yukarıda gördüğü değerleri insanların iç ve dış düzenlerine de yansıtmak ister (Devlet, 500c501a). Filozofun İyi ideasıyla kurduğu ilişki, aynı zamanda evren düzeninin bütünlüğüyle kurduğu temastır. Onun, ideaları birbirleriyle ilişkileri içinde bütünlüklü biçimde kavrayabilme yetisi, bir yandan site düzenini evren düzeninin bütünüyle uyumlu kılarken diğer yandan sitedeki her unsurun yerli yerine oturtulabilmesi için filozofa gerekli bilgi altyapısını sağlar (Devlet, 534b).

Eğitim

Platoncu site düzeni doğaya, özellikle de insan doğasına dayandığı, önceki başlıklarda yer alan bazı değerlendirmelerden rahatlıkla çıkarılabilecektir. Sofistler de tıpkı Platon gibi, sitenin doğadaki düzene uygun biçimde düzenlenmesi gerektiğini savunmaktaydı. Onlara göre doğada güçlünün zayıfı ezdiğini bir düzen vardı ve bu yüzden sitede de güçlü olanın zayıf üzerinde daima bir egemenlik hakkı bulunmaktaydı. Doğruluk ya da adalet, doğanın kendisinde bulunmayan ve site düzenine has insan icatlarıydı. Platon ile Sofistler arasındaki başlıca fark, Platon’un doğa anlayışının, tanrısal ve aşkın yapıdaki ideaları kapsayacak biçimde genişlemiş olmasıdır. Platon doğa derken Sofistler gibi görünür evreni anlamaz. Onun doğa derken kastettiği şey, idealardan başkası değildir. Böylece Sofistler, yasa düzeni için doğadaki mücadele ortamına referansta bulundukları için doğruluğu ve adaleti yadsırken Platon, doğayı görünür şeylerin ötesindeki idealar olarak görmüş ve adaleti en yüksek idea olarak tanımlayarak onu doğanın kendisinde bulunan bir yapı olarak yeniden temellendirmiştir. Adil sitenin gökte bir modeli olduğunu, isteyenin ona bakarak kendisini düzenleyebileceğini savunmuştur (Devlet, 500d-501a, 592b).

Adil ve doğru düzenin, yani ideaların bilgisi ruhta doğuştan bulunduğu için artık insan doğası, Sofistlerin iddia ettiğinin aksine, yırtıcı bir mücadeleye değil, doğruluğa, adalete, erdeme eğilimlidir. Adil ve doğru site düzenine ilişkin ilkeler de insanın kendi doğasında doğuştan mevcuttur. Önceki ünitede, ruhta saklı bulunan idea bilgisinin ancak diyalektik yöntemle açığa çıkarılabileceği belirtilmişti. O hâlde bu noktada site düzeni sorunu, insan ruhunun eğitilmesi ve en yüksek hakikatin bilgisini elde etmeye ehil hâle getirilmesi sorununa dönüşmektedir. Bu yüzden Platoncu devlet, yurttaşlarının ahlaki yüksekliklerinden birinci derecede sorumlu olan büyük bir eğitim teşkilatıdır. Platoncu sitede tüm düzenlemeler, yurttaşı iyiliğe, doğruluğa, mutluluğa sevk eden bir eğitim sisteminin parçasıdır. Platon, gençlerin ve yetişkinlerin eğitim ve öğretime tabi tutulması için gelişkin bir sistem öneren ilk düşünür olmuştur (Ebenstein, 1996: 17).

Platon’a göre her işte en önemli şey başlangıçtır. Site düzeninde ise doğru başlangıç eğitimden başkası değildir (Devlet, 425c). Nasıl ki suya düşen bir damlanın meydana getirdiği halkalar, zorunlu doğa yasaları gereği, ilk halkadan düzenle genişlerlerse doğru eğitilmiş yurttaşlar da zorunlu olarak doğru düzenlenmiş bir siteye yol açarlar (Devlet, 424a). Bu benzetme, Platon’un düzen anlayışında eğitimin rolünü kavramak bakımından son derece önemlidir. Platon’a göre görünür doğadaki şeyler, idealarını mümkün olduğunca doğal biçimde, dolaysızca gerçekleştirirler ve mümkün olan en iyi ölçüde bunu başarırlar. Bir ağaçtan, ideasını daha yetkin biçimde gerçekleştirmesini beklemek abestir. Ama bireyde ve toplumda idea, yani düzen, doğadaki gibi dolaysızca ve kendiliğinden gerçekleşmez ancak sıkı bir eğitimle ortaya çıkabilir. Bir insan, filozof doğasına sahip, yaratılıştan iyi bir insan bile olsa gerekli eğitimi almaması durumunda kendini ve siteyi büyük kötülüklere vardırabilir. Eğitimin amacı, her yurttaşın ruhunu, kötü yanlarını dizginleyecek bir bekçiye yani doğru işleyen bir akla sahip kılmaktır. Platon’da akıl, bütün insani düzenlerin nedenidir ve eğitimin amacı, sitede ahlaki düzenin sağlanabilmesi için insanda aklın doğru işlemesini sağlamaktır. Böylece, nasıl ki doğadaki düzen tanrısal aklın, Demiourgos’un bir ürünüyse sitedeki düzen de insani bir aklın ürünü olacaktır.

Platon’un Devlet isimli eseri, anne karnında başlayıp insanın ilerleyen yaşlarına kadar devam eden sıkı bir eğitim müfredatı öngörür. Çocuklar henüz çok küçük yaşta devlete bağlı eğitim kurumlarına emanet edilir (Devlet, 460b). Masallardan ve beden eğitimi çalışmalarından başlayıp İyi ideasının temaşasına dek yükselen oldukça uzun bir eğitim sürecinden geçerler (Devlet, 537a540e). İyi’nin temaşasına ve bilgisine vardıran yüksek bilgi disiplinleri pek az kişinin uğraşabileceği disiplinler olduğu için, diyalektik eğitimi sadece filozof doğasına sahip pek az sayıdaki kişiye verilir.

Platon Devlet’te, özgür yurttaşlar için mutlaka öğrenilmesi gereken üç bilgi olduğunu söyler; hesap ve sayı bilgisi (aritmetik), yüzey ve hacim ölçüm bilgisi (geometri) ve yıldızların dönüşünü, hareketlerini ve birbirleriyle ilişkilerini inceleyen bilim (astronomi). Bu üç bilgi disiplini, insanı sürekli değişip duran şeylerin deneyime dayalı bilgisinden, görünmez olan, yüksek ya da tanrısal varlıklara ve bunlara ilişkin yasalara vardıracak olan bilimlerdir. Bu nedenle ideanın bilgisini verecek olan diyalektik faaliyet için bir hazırlık niteliği taşırlar (Devlet, 522a531a).

Nasıl ki eğitim site düzeni için doğru bir başlangıçsa, eğitimde de her şey müzikle başlar (Devlet, 376e). Platon, bedenin dans ve jimnastikle ruhun ise müzikle eğitilebileceğini iddia ederek müziği düzenle sıkı biçimde ilişkilendirmiştir. Yurttaşa verilecek olan müzik eğitiminin temel amacı, aklı ve ruhu ölçülü ve düzenli kılmaktır. Müzik eğitimi, düzeni ve yasayı, bir anlamda kişinin doğal bir özelliği hâline getirmeyi amaçlar. Çünkü Platon’a göre hiçbir şey insanın içine müzikteki ritim ve uyum kadar işlemez (Devlet, 401de). Müzik, site düzeninin teminatıdır ve site bekçilerinin her şeyden önce nöbet tutması gereken yerdir. Çünkü yasaya saygısızlık müzikle başlayıp yavaşça geleneklere sızar, oradan insani ilişkilere ve en son sitenin anayasasına geçer (Devlet, 424d). Platon’un müziğe yaptığı vurgu, ondaki Pythagorasçı etkilere dayanır. Pythagorasçılar evrende müzikal bir uyum bulunduğ unu, müzikteki düzen yasalarının, evrendeki düzen yasalarıyla sıkı biçimde ilişkili olduğunu müzikte, insanı evrendeki düzenle uyumlu kılan bir güç olduğunu savunmuştur. Onların bu öğretilerinden oldukça etkilenen Platon, müzikte ruhu ve siteyi ahlaki bir yüksekliğe eriştirecek özlü bir uyum sezmiş ve eğitim anlayışında bundan yararlanmaya çalışmıştır.

Devlet ve Yasalar Arasındaki Başlıca Farklar

Platon’un Devlet diyaloğu, birçok bakımdan oldukça tavizsiz ve katı bir görünüm sergiler. İçerdiği bazı uygulamalar, dönemin en açık görüşlü insanları tarafından bile büyük tepkiyle karşılanmış olsa gerektir. Zira Platon bu eserde yurttaşların özel mülk edinmelerini yasaklamakta çocukların erken yaşta ailelerinden alınmaları, anne babalarının kim olduğunu bilmemeleri, herkesi anne babaları olarak kabul etmeleri gereğinden söz eder. Bu gibi sert uygulamalar önermesi nedeniyle eser, birçoklarınca bir ütopya olarak değerlendirilmiştir. Belki bu nedenle Platon, yaşamının son dönemlerinde yazdığı Yasalar isimli eserinde, Devlet’teki bu uygulamaların bir kısmından vazgeçmiş ya da bunları belli ölçülerde yumuşatmıştır.

Devlet’te olduğu gibi Yasalar’da da ideal site, unsurları hiyerarşik bir ilişki içinde olan yüksek bir uyum olarak sunulmuştur. İki eserde de nihai amaç, akla dayalı adil bir düzen kurmak ve toplumun farklı unsurlarını, herhangi bir değişimi imkânsız kılacak biçimde bir araya getirip düzenlemektir. Her iki eserde de her konuda ortaklık tesis edebilen yurttaşların oluşturduğu site düzeninin en ideal site düzeni olacağı kabul edilmiştir. Ama kadınların ve çocukların hiç değilse asker ve yönetici sınıf arasında ortak olması düşüncesi Yasalar’da terk edilmiştir. Eserde tüm yurttaşların konut ve toprak sahibi olmaları kabul edilmiş, Platon, en iyi devletin, mülkiyetsiz ve ortaklığa dayalı bir devlet olduğunu düşünse de bunun kolay uygulanabilir bir şey olmadığını kabul etmiştir. Bu yüzden, eserde ideal site düzeninden ziyade “ikinci en iyi site düzeni” üzerinde durmakta olduğunu vurgulamıştır (Yasalar, 739740).

Yasalar, Devlet’teki üç sınışı toplum yerine, yurttaşları topraklarına ya da gelirlerine göre dört sınıfa ayırmıştır. Devlet’te sitenin düzenlenişinde gözetilen yegâne husus, bireylerin doğal yetenekleriyken Yasalar’da insanların servetleri de site düzenine bir ölçüde yansıtılmaya çalışılmıştır (Yasalar, 744ae). Üstelik Yasalar’da, sosyal sınışarın servetleri ölçüsünde siyasete de katılabilecekleri söylenmiştir. Böylece Devlet’te sadece filozoşarın kontrolünde olan site yönetimi, Yasalar’da geniş katılımlı bir yapıya dönüşmüştür (fienel, 1970: 419). Öte yandan Devlet’te az sayıdaki bilge filozofun ya da filozof kralın egemenliğine vurgu yapılırken Yasalar’da bilge yöneticilerden ziyade akıllı insanlardan oluşan kurullardan ya da konseylerden söz edilir (Yasalar, 753b-766d).

Yasalar ile Devlet arasındaki en temel farklılıklardan biri de Devlet’teki diyalektik ve felsefe vurgusunun yerine, Yasalar’da din vurgusunun ağırlık kazanmış olmasıdır. Yasalar’da ideal insan, dinî yükümlülüklerini yerine getiren biri olarak betimlenir; İyi insan için kurban kesmek, dua, adak ve her türlü tapınma ile tanrılara yakın olmak, mutlu bir hayat için en güzel, en iyi ve etkili yoldur (Yasalar, 716b). Diyalektiğin ve felsefenin yerini, enine boyuna düşünülmüş ve ince biçimde planlanmış dinî bir eğitim sistemi, bir tür teokrasi almıştır. Platon’un tutumunda görülen bu değişiklik, felsefi düşüncelerine dinî hüviyet kazandırmak ve böylece kitleyi ona daha kuvvetli biçimde bağlamak isteğinden doğmuş olabilir.

Site Düzeni Türleri

Platon, eserlerinde ideal site düzeninin dayandığı ilkelerin yanı sıra bozuk ya da sorunlu site düzenlerini de incelemeyi ihmal etmemiş, yeryüzündeki farklı siyasi düzenleri karşılaştırmalı olarak ele almıştır. Bu site düzenleri, kötülük ya da bozukluk seviyelerine göre alt alta sıralanmışlardır. Platon’un eserlerinde söz konusu yönetim biçimleri, idealar âleminde en yüksek temsilini bulan tam eşitlikçi adalet düzeninden, nesneler âleminin mutlak eşitsizlikçi tiranlığına kadar, eşitlikten eşitsizliğe doğru bir sıralamaya konmaktadır (fienel, 1970: 430). Bozuk site düzenleri sıralanırken de yine insan doğasına göndermede bulunulur ve yeryüzünde kaç çeşit insan varsa o kadar da devlet şekli olduğu savunulur. Platon, bu esas uyarınca beş çeşit insan ve buna karşılık gelen beş çeşit devletten söz eder (Devlet, 544e).

Platon’a göre, bir toplumun ya da sitenin düzenindeki her çeşit değişiklik, baştakilerden baştakiler arasına ayrılık girmesinden doğar. Yönetenler arasında birlik varsa ne kadar az da olsalar, onları sarsmak zordur (Devlet, 545d). Farklı devlet rejimleri alt alta sıralanırken bu husus özellikle vurgulanır. Platon’un sözünü ettiği beş devlet rejiminden ilki, az sayıda bilgenin, toplumu akla ve bilgiye dayalı olarak yönettikleri aristokrasi rejimidir. Bunların toplumun değil, kendi çıkarlarını gözetmeleri durumunda rejim bozulacak ve timarşi ya da timokrasiye dönüşecektir. Timarşi idaresi, devlet adamlarının saygı gördüğü, savaşçıların, işçilerin, tüccarların küçümsendiği, savaş talimlerine önem verilen bir devlet olarak aristokrasiyi andırır. Ama bu idarede barıştan çok savaş işlerine yarayan daha kaba, atılgan insanlar beğenilir. Diyalektik ve felsefe bırakılır, müzikten çok jimnastiğe önem verilir. Parayı gizleme ve biriktirme huyu, sonunda timarşi düzenini yıkıma götürür (Devlet, 547d-549b).

Gelir üzerine dayanan, zenginlerin yönettiği ve fikirlerin yönetimde pek etkisinin olmadığı bir düzen olan oligarşi (Devlet, 550d), işte bu servet biriktirme arzusundan doğar. Çünkü insanlar gizli çıkınlarda paralarını biriktirdikten sonra bunları rahatça harcayabilmek için yasaları bozar. Zamanla servet düşkünlüğü toplumun harcı olur, doğruluk değer olmaktan çıkar ve yerini zenginliğe bırakır. Yurttaşların yönetime katılma ölçüleri, zenginlikleriyle orantılı hâle gelir (Devlet, 550d551c). Devlet, zenginler yoksullar diye bölünür. İnsanlar, zenginlik uğruna, tek bir işle değil, birçok farklı işlerle uğraşır. Kimileri tüm mallarını satmak zorunda kalırlar. Sitede dilenciler, hırsızlar, yankesiciler, dinsizler, kanlı katiller türer (Devlet, 551d-552b).

Zengin sınıfın alabildiğine zengin olmak arzusu, oligarşik düzenin zamanla demokratik bir düzene dönüşmesine yol açar. Çünkü cesur ve soylu çocukların yaptıkları savurgan harcamalar, para hırsıyla körleşen idarecilerce hoş karşılanır. Soylu ve cesur kişiler beş parasız kalır, işsizlik artar, gençlerin kimi yüz karasına kimi borca kimi her ikisine batar. Sonunda gizlice birleşerek site düzenini yıkmak için planlar yaparlar. Büyük kavgalar başlar ve bu kavgada fakirler düşmanlarını yendiklerinde demokrasi kurulur. Zenginlerin kimi öldürülür kimi sürülür, geri kalan yurttaşlar site işlerini eşit şartlarda paylaşır. Böylece dileyenin dilediği gibi yaşadığı, herkesin kendisine ayrı bir düzen kurduğu bir “düzen panayırı” ortaya çıkar ki bu da düzensizliğin ayrı bir türüdür (Devlet, 555b-558b).

Sonuncu ve en kötü idare olan tiranlık ya da zorbalık, demokrasinin özgürlük hırsından doğar (Devlet, 562a-b). Çünkü yönetenlerin, yurttaşlara verilecek özgürlüğün dozunu ayarlamaları zordur ve bu nedenle halk, yöneticilerine küser, onları oligarşi yanlısı olmakla suçlar. Devlet adamlarının söylediklerini yapanlar kötülenir, köle ruhlu olmakla suçlanır. Böyle bir düzende babalar oğullardan, yurttaşlar yabancılardan, öğretmenler öğrencilerden çekinir hâle gelir. Satın alınmış kadın ve erkek köleler, kendilerini satın alanlar kadar hür olur (Devlet, 562d563b). Ama her aşırılığın ardından sert bir tepki gelir. Aşırı özgürlüğe verilen sert tepki, aşırı köleliktir. Sitedeki işsiz güçsüz takımı, geniş halk kesimlerini zenginlere karşı ayaklandırır ve bir lider öncülüğünde seferber olur. Bu lider, halkın desteğiyle zenginlere galip geldikten sonra giderek zorbalaşır ve acımasız bir tiran hâlini alır. Rakiplerini temizler, site düzeninde mutlak hakimiyetini ilan eder (Devlet, 564a-567b).

Platon’un ortaya koyduğu bu beş site düzeni, sosyal ve siyasi olayların tabii seyri içinde ortaya çıkan beş ayrı aşamayı temsil eder ve bu aşamaların her biri, insan toplumlarını bir öncekinden daha kötü bir noktaya sürükler. Platon, yaşamının ilerleyen demlerinde kaleme aldığı Devlet Adamı isimli eserde Devlet’teki tezlerine büyük ölçüde sadık kalmakla birlikte, siyasi rejimleri, gücü elinde bulunduranların sayısına göre üçe indirgemiştir; tek kişinin idaresi, küçük bir topluluğun idaresi ve çoğunluk idaresi (Devlet Adamı, 291d). Eserde tek adamlığın kötü biçimi tiranlık, iyi biçimi ise krallık olarak adlandırılır. Topluluk idaresinin iyi biçimine aristokratlık, kötü biçimine dise oligarklık denir. Demokrasideyse sistem iyi de işlese kötü de ilese isim değişmez (Devlet Adamı, 291e292a). Platon bu eserde sitenin tek elde toplanmasının en iyi yönetim biçimi olacağını savunur (Devlet Adamı, 297e-303a).

Platon’un ortaya koyduğu farklı rejim türleri arasındaki geçiş ilişkileri, toplumların ve sitelerin siyasi tarihlerinin bir dışavurumu gibidir. İlk Yunan siteleri şan ve şöhret tutkusunun hakim olduğu, soya dayalı sitelerdi ve Homeros’un mitosları, buşan şeref düzeninin yansımasıydı. Site yönetiminin servete dayalı olarak düzenlenmesi, ekonomik ve siyasi gelişmelerin bir sonucu olarak tarihin sonraki dönemlerinde gerçekleşmiş, demokrasi düzeni, bu farklı ekonomik sınışar arasındaki mücadelelerden doğmuştu. Ayrıca demokrasi rejiminin zaman zaman bazı tiranlarca kesintiye uğratıldığı ve demokrasilerde tiranlık eğilimi gösteren yurttaşlara sıkça rastlandığı görülmüştür. Yunan sitelerinin tarihine yönelik kısa bir bakış, Platon’un, birbiri ardınca sıraladığı site düzenleri arasındaki geçişlerin, Yunan siyasi tarihinin kısa bir özeti olduğunu ortaya koymaya yetecektir.


Platon'un Mutluluk Ahlaki ve Erdem Anlayışı

Platon'un Mutluluk Ahlaki ve Erdem Anlayışı

17 Eylül 2018 Pazartesi

Platon’un felsefi çabalarının en yüksek amacı tek tek insan bireylerinin ve bir bütün olarak toplumun ahlaki bir yüksekliğe eriştirilmeleri ve mutlu kılınmalarıydı.

Toplum ve Site Düzeni

Toplum ve Site Düzeni

18 Eylül 2018 Salı

Yunanlılar, insanı özünde toplumsal bir varlık olarak görmekte site işlerinden ayrı duran insanların eksik olacaklarına inanmaktaydılar (Copleston, 1995:100).

Platon'un Bilgi Anlayışı

Platon'un Bilgi Anlayışı

14 Eylül 2018 Cuma

Platoncu düzende ruhun bir başka önemli işlevi daha vardır ki bu işlev varlık sorununu bilgi sorununa bağlar.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi