Image

Türkiye'de Felsefe Bölümünün Üç Dönemi - Yabancı Hocalar Dönemi

Modern öğretim sistemi ile onun içeriğini anlamak açısından modern okulların açılmasından itibaren yabancı hocalara her zaman yer verilmiştir. Darülfünun kuruluş sürecinde de yabancı hoca unsuru göz önünde bulundurulmuştur. Bununla birlikte Darülfünun I. Dünya Savaşı yıllarında Almanya kökenli, II. Dünya Savaşı öncesi ve süresince Üniversite’de yine Almanya kökenli yabancı hocalar çok bulunmuştur. Darülfünun döneminde Felsefe Bölümü’nde bir yabancı hocanın adı geçerken, 1933 sonrasında sekiz yabancı hoca gelmiş ve 1950’ye kadar Bölümü kontrol etmişlerdir. M.A. Ayni’nin bildirdiğine göre, I. Dünya Savaşı yıllarında Darülfünun’a 21 hoca gelmiş, bunlardan 10’u Edebiyat Fakültesi’nde istihdam edilmiştir. Ünlü dinler tarihçisi George Dumezil de bu dönemde gelen hocalar arasındadır.  Prof. Günther Jacobi (1881-1969) 1914’de Felsefe Bölümü’nde Matbaaüt tabia(Metafizik), Mantık ve Usuliyet (Metodoloji) dersleri vermek için getirtilmiş.  M.A.Ayni, getirilen yabancı hocalar gülünçlüğe varan dil sorunları yaşamış olduklarını bildirse de, yine de çok katkıları olduklarını teslim etmektedir. Bazılarının çalışkanlıkları ve girişimleri, dershaneleri ve laboratuvarları iyileştirmek için gerekli alet edevatı, gerekli numune ve kitapları Maarif Nezareti aracılığıyla tedarik etmişlerdir. Coğrafya müderrisi Obst’un saha çalışmaları ve saha birimlerini kurması, tecrübi ruhiyat hocası Anschutz’un laboratuar kurması takdirle karşılanmıştır.

1933 Üniversite Reformu, Felsefe Bölümü’nü de büyük ölçüde dönüştürmüştür. İ. H. Baltacıoğlu, Babanzade Ahmet Naim, Halil Nimetullah (Öztürk) gibi bazı hocalarının işine son verilmiş, M. ŞekipTunç, kısa süre sonra ayrılacak olan M.E. Erişirgil ve gençler arasında sayılan H. Z.Ülken Bölüm’de kalmışlardır. Bölüm’ün yapılandırılması için bilim felsefecisi Hans Reichenbach getirilmiştir. Macit Gökberk’in belirttiğine göre Felsefe Bölümü 1950 yılına kadar yabancıların kontrolünde kalmıştır.1933-1959 yılları arasında Felsefe Bölümü’nde görev alan Alman hocaların uzmanlık alanları ve Bölüm’de kalış süreleri şöyledir: Hans Reichenbach (1891-1953), Lojistik, Bilim Felsefesi (1933-1938); E.von Aster (1880-1948), Felsefe Tarihi (1936-1948); Gerhard Kessler, İktisat Sosyolojisi (1933-1951); Wilhelm Peters, Davranış Psikolojisi(1937-1953); Walter Kranz, Antik Felsefe (1944-1950); Heinz Heimsoeth (1886-1975), Kant Felsefesi (1950-1952); Joachim Ritter, Varoluşçuluk (1953-1955); Freytagvon Löringhof, Mantık (1958-1959) (Kafadar 2000, 268).

Yabancı hocaların Türkiye’yi seçmelerinde önemli nedenlerinden biri de ödenen yüksek ücretlerdir. (Örneğin 1933 yılında İÜ. Edebiyat Fakültesiyle beş yıllık sözleşme yapan Reichenbach’ın aylığı 550 liradır. Reinchenbach’a verilen paranın fazlalığını görmek için Takiyettin Mengüşoğlu’nun aylığıyla karşılaştırılabilir. Mengüşoğlu 1937 de Fakülte’deki görevine 30 lira aylıkla başlamış; 1956 yılında profesör olarak 90 lira aylık almıştır.) Alman düşünce geleneğinde yetişmiş meslekten felsefecilerin kontrolünde, felsefe öğretim ve eğitiminin kalitesinin artırılması tasarlanmıştır. Amatör akademisyenlere akademik çalışmaların nasıl yapılması gerektiği, üniversite öğretimine sahipolması gereken özelliklerini vermek açısından, bu konuda çok başarılı olmuş bir ülkeden öğretim üyelerini getirmek, üniversitenin geleceği için iyi bir plandı. Bu durum felsefe bölümü için de geçerlidir. Felsefeyi doruğuna ulaştıran bir ülkeden gelen felsefecilerin Türkiye’de felsefe öğretimine katkı sağlamaları beklenmiştir. Ancak durum beklenildiği gibi olmamış, getirildikleri dönemde de bugün de katkıları tartışılmaktadır. Yabancı hocalara olumlu bakanlar, genellikle güzel anılar üzerinden olaya bakılmaktadırlar.

Ders kitapları yazmaları, Türkçe yayın yapmaları, yabancı terimlere karşılık bulma çalışmaları, öğrencileriyle yakından ilgilenme, olumlu özellikler arasında sayılmıştır. Reform’da yabancıların üniversiteye katkıları üzerinde çalışan Ersoy Taşdemirci’ye göre katkılar şöyle sıralanır:
1-Öğretim programların ve yöntemlerinin ıslah edilmesi. Öğrencilerin derslerde ve alanlarda aktif olmalarını sağlamışlardır.
2-Darülfünun hakkındaki bilimsel güvensizlik yapılan bilimsel çalışmalar ve yayınlana ders kitaplarıyla kırılmıştır.
3-Türk bilim insanlarının yetişmesine büyük katkı sağlamışlardır.
4-Yeterli Türkçe bilmemelerine rağmen, ilmi zihniyetin gelişmesine, laik hukuk anlayışı ve karma iktisadi sistemin yerleşmesinde büyük katkıları olmuştur.

Felsefe Bölümü’nde etkili olan yabancıların başında Reichenbach gelmektedir. Ağırlıklı olarak mantıkçı pozitivizm üzerinde duran Reichenbach’ın felsefe anlayışı Türkiye’de nispeten yeniydi. Kendi felsefe anlayışını yerleştirmek için önemli seminerler yapmış, yoğun tartışmalara sebep olan konferanslar düzenlemiştir. İhtimaliyet mantığına ilişkin yayın yapmıştır. Reform sonrasında yeni kuşak felsefeciler, Hilmi Ziya Ülken, Vehbi Eralp ve Nusret Hızır Reichenbach etkisindedirler. Ülken’in çııkardığı Felsefe Yıllığı adlı dergi de bu etki çok açıktır (Kafadar 2000, 271). Ülken’e göre Vehbi Eralp, Nüsret Hızır ve NermiUygur, Raichenbach’ın lojistik felsefe anlayışının etkisindedirler (Ülken 1979,458). Bölüm’de lojistik ve bilim felsefesi çok sonra Hüseyin Batuhan ve Teo Grünberg tarafından yeniden canlandırılmıştır. Söz konusu etkiyi en çok yaşayanlar, Nusret Hızır, Hüseyin Batuhan ve Teo Gürunberg Bölüm’denayrılıp Ankara’da toplanmışlardır. Aster 1936 yılında Felsefe Tarihi Kürsüsü başına1939’da felsefe bölümü başkanlığına atanmıştır (Kafadar 2000, 275276). Felsefe tarihini, felsefe üzerine felsefe yapmak olarak anlamış ve uygulamıştır. Ülken’e von Aster’in etkisi Reichenbach kadar olmamıştır Kranz’ın getirilmesi ve Aster’in sunduğu gerekçe felsefe tarihçisi ihtiyacını gidermektir. Böylelikle Reichenbach’dan farklı bir çizgi izlemiş, sistematik felsefe yapabilmek için felsefe tarihi gerekliliğini öne çıkarmıştır.

Kranz 1944 yılının başında görev başlamış verdiği Antik Felsefe dersleriyle, Felsefe Bölümü Felsefe Tarihi alanında daha da güçlenmiştir. Heimsoeth, felsefe tarihi, Kant ve fenomenoloji alanlarında çalışmalarıyla bilinir. Felsefe tarihive ahlak felsefesi alanlarında da etkili çalışmaları vardır. Mermi Uygur’un doktora hocası olması nedeniyle etkili olmuştur. Ayrıca Bedia Akarsu daHeimsoth’u en çok yararlandığı hocaları arasında saymıştır (Akarsu 182). Ritter, Bölüm’de varoluşçuluk hakkında dersler vermiştir. Bedia Akarsu’nun bildirdiğine göre süreklilik kavramı üzerinde çok dururmuş ve philosophia perennis (sürüp giden felsefe) anlayışını savunurmuş. Matematik kökenli mantıkçı olan Löringhoff, sadece 1959 yılı yaz döneminde mantık dersleri vermiştir. Alman hocalar felsefede çeşitlilik yaratmışlardır. Etkili olmalarının birkaç nedeni vardır: 1 Felsefe Bölümü’nde Şekip Tunç’tan başka Fransız geleneğinde yetişmiş kimse kalmamasıdır. 1933’de felsefe bölümü, hastalık, bürokrasiye geçme ve tasfiye nedenleriyle çok kan kaybetmiştir. Alman geleneğinin etkili olmasında Orhan Sadettin’in Almanya’da von Aster’in yanında doktora yapmasının çok rolü olmuştur. Reform’dan hemen sonra Hilmi Ziya Almanya’ya araştırma için gönderilmiş, Mazhar Ş. İpşiroğlu Almanya’da yüksek öğrenim görmüş, Macit Gökberk doktorasını, Takiyettin Mengüşoğlu’nun hem lisans hem de doktorasını, Nüsret Hızır’ın yüksek eğitimini Almanya’da yapmaları,  Alman hocaların etkilerinin zeminini oluşturmuştur. 2 Reformun getirdiği yeni üniversite ortamında uygun sosyo psişik ve siyasal ekonomik şartların birleşmiş olmasıdır. 3 Hükümet üniversitenin yenilenmesinde ümidini Almanlara bağladığından her türden desteği vermişlerdir. 4 Alman hocalar 1933 1955 arası sürekli olarak Bölüm’de bulunmaları da etkinin nedenleri arasındadır
Nitelik olmaları, etkilerini de artırmıştır.

Bedia Akarsu’ya göre 1933 Reformu Felsefe Bölümü’nün yazgısını değiştirmiştir. Reichenbach’ın getiriliş (1934) büyük bir şanstır. O bir pozitivist filozof olarak bizdeki medrese havasını değiştirmiştir. Seminer tarzı ders işleyişi, Seminer Kitaplığı’nın kuruluşu etkili olduğu unsurlar arasındadır (Akarsu, 181).

Yabancı Hocalara Yöneltilen Eleştiriler: Edebiyat Fakültesi Müderrisler Meclisi reisi Mehmet Ali Ayni, Reformla ilgili hazırladıkları raporda yabancı hocaların getirilmesine karşı çıkmış, Avrupa’da yetişen gençlerin görevlendirilmesini, ancak getirilecekse de Almanya ile sınırlı olmaması gerektiğini önermiştir. Hükümetin geniş düşünmedi, acele ettiğini Erişirgil dile getirmiştir. Baltacıoğlu da Alman hocaların etkisi konunda olumsuz değerlendirmeler yapmıştır. Baltacıoğlu’na göre, alman hocalar kendi aralarında dayanışma ruhuyla Türk öğretim elamanlarına karşı hareket etmektedirler. Darülfünun içinde yeni ve yabancı bir gücün ortaya çıkmasının çalışma birliğini bozduğunu söylemektedir. Yabancı hocalardanşikayet edenlerin bu üçü de Felsefe bölümü hocaları olmaları da önemlidir.

W. Peters, E. von Aster hakkında, onun İstanbul Üniversitesi’ndeki en aktif hocalardan biri olduğunu belirtmiş, ancak onun felsefe ile felsefe tarihi çalışmalarınıilerletmede ve genç felsefecilerin bağımsız ve verimli çalışmalar yapacak şekilde yetişmelerini sağlayamadığını bildirmiştir. Olumsuz sonuç engellerle karşılaşmasına bağlanmıştır. Buraya Batı’dan çağrılan profesörün birlikte getirdiği şeyler, ilminin problemleri hakkındaki bilgisi, bir miktar çalışma idesi veilmi çalışma tekniğine hakimiyettir. Burada, Batı’da yüzlerce yıldır birikmiş kitapları içeren kütüphane ihtiyacını karşılayamadı. Diğer bir engel de yetiştirmek için uygun öğrenci bulmanın zorluğudur. Bir kısım yabancı ülkelerde öğrenim görmüş gelmiş; lisanstan yetişenler de istenilen niteliklere sahip olamamaktadırlar. Yabancı hocalarla en çok vakit geçiren ve Reichenbach’ın takipçisi kabul edilen Nusret Hızır’a göre, felsefe öğretimi yabancı hocalar döneminde iyileşmiş gibi gözükse de bu bir yanılgıdır. Felsefe eğitimi o zamanda kötüydü bugün de(1979) (Hızır 1985, 16). Peters’in belirttiği gibi, en uzun süre kalan von Aster’in felsefeci yetiştirme konusundaki başarısızlığı, yukarıda sıralanan diğer nedenler, yabancıların beklentileri vermedikleri izlenimi yaratmaktadır. Yayınları, dersleri ve genel olarak felsefeye katkılarının önemli olduğu göz ardı edilmemelidir.


Türkiye'de İlk Kurulan Felsefe Bölümleri

Türkiye'de İlk Kurulan Felsefe Bölümleri

10 Haziran 2017 Cumartesi

İÜ. Felsefe Bölümü’nü takip eden dört bölümü kuruluş sırasına göre kısaca tanıtmak gerekir.

Türkiye'de Felsefe Bölümünün Üç Dönemi  - Reform Sonrası Dönem

Türkiye'de Felsefe Bölümünün Üç Dönemi - Reform Sonrası Dönem

4 Mayıs 2017 Perşembe

Macit Gökberk’in belirttiğine göre, 1950 yılında Felsefe Bölümü Türk hocaların sorumluluğuna geçmiştir. Tarihsel süreç de bu görüşü doğrulamaktadır. 1940’lardan 1990’lara kadar etkili olan ilk iki kuşakta yer alan kişiler, Felsefe Bölümü’nün üçüncü aşamasını biçimlendirmişlerdir.

Felsefe Hakkında Tartışmalar

Felsefe Hakkında Tartışmalar

8 Eylül 2015 Salı

Türklerde felsefenin olup olmadığı çeşitli yönleriyle tartışılmaktadır. Son iki yüz yılda Batılı ve yerli bazı kesimler özellikle de Aydınlanmacılar, İslam düşüncesin de felsefenin yasaklanmış olduğu, İslam devleti olarak tanınan Osmanlılarda da yasağın geçerli olduğunu ileri sürmektedirler

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi