Image

Varlık Tümceleri

Bir şeyin var olmadığını söylemek nasıl olanaklı oluyor? Daha önce de belirttiğimiz gibi bu sorun öncelikle ontolojinin temel bir problemi olarak ortaya çıkmış ve tarih boyunca sorunun çözümüne yönelik ilginç varlık kuramlarının gelişmesine neden olmuştur. Bunlar arasında en etkili olanı Meinong’a aittir.

Meinong’un ontolojisini reddeden Russell varlık felsefesinin bu temel problemine dil felsefesi içinde bir çözüm getirir. Russell’a göre varlık ya da yokluk tümceleri görünüşte basit özne/yüklem formunda görünmelerine karşın, derin sentaksları çok farklıdır. Bunun nedeni varlık yükleminin olağan bir yüklem olmamasıdır. Frege’nin de Russell’dan bağımsız olarak savunduğu bu görüşe göre varlık yüklemi nesnelere değil kavramlara yüklenen ikincidereceden bir yüklemdir. İşte bu sav modern mantığın kurulmasında çok önemli bir yer tutan “niceleyici” kavramının doğmasını da sağlamıştır. “F vardır” formunda bir tümcede, “F” bir nesneye değil bir kavrama gönderme yapar ve varlık yüklemi de o kavramın altına düşen en az bir nesne bulunduğunu söyler.

Örneğin “Ejderha yoktur” dediğimizde dilin yüzey sentaksı bizi yanıltır. Tümcenin öznesinin “ejderha” olduğunu sanırız. Bu durumda da önce bir hayvan türüne gönderme yapıp sonra da onun var olmadığını söylüyormuşuz izlenimine kapılırız. Meinong bu izlenimin aslında doğru olduğunu savunur. Yani gerçekte olmayan bir hayvan türüne gönderme yapıp, sonra da onun var olma özelliğinin bulunmadığını söylemiş oluruz bu görüşe göre. Russell ise Meinong’un kuramını benimsemez ve bunun bizleri “gerçeklikten kopardığını” söyler. Eğer bu tür tümceleri gerçeklikten kopmadan çözümlemek olanaklı ise bu yeğlenmelidir. Russell da kendi çözümlemesinin bunu sağladığını söyler. Tümcenin gerçek mantıksal öznesi, Meinong’un kuramında olduğu gibi, “var olmayan” bir hayvan olan ejderha değil, ejderha kavramıdır. Söylenen şey bir hayvan türüne dair değil bir kavrama dairdir. O kavram hakkında da tümcemiz doğru bir şey söyler. Kısaca “Ejderha yoktur” diyerek ejderha kavramının “boş” olduğunu, yani bu kavramın hiçbir nesneye uygulanamayacağın söylemiş oluruz. Bu şekilde geleneksel yokluk problemine tamamen dil felsefesi içinde bir çözüm getirir Russell. Varlık yargıları da farklı değildir: “Atom içi parçacıklar vardır” dediğimizde, önce elektron gibi atom içi parçacıklara gönderme yapıp, sonra onların var olma özelliği olduğunu söylemiş olmayız. Yine tümcemizin mantıksal öznesi bir kavramdır: atom içi parçacıklar kavramı. Bu sefer bu kavramın “boş” olmadığını, yani bu kavramın uygulanabileceği nesneler bulunduğunu söylemiş oluruz. Gördüğünüz gibi Russell’ın varlık ve yokluk yargılarına getirdiği çözümleme Frege’ninkiyle büyük ölçüde örtüşüyor. İki düşünür de var olma yükleminin nesnelere bir özellik yüklemek için kullanılamayacağını savunur. Frege’den daha da ileri giderek Russell bu görüşünü desteklemek için özgün bir uslamlama geliştirir: “Eğer var olma nesnelerin bir özelliği olsaydı, her nesne bu özelliğe sahip olurdu. Bu da bu görüşün hatalı olduğunu gösterir.” şimdi bunu biraz açalım. Yüklemler normalde nesnelere bir özellik yüklemeye yararlar. Bu sayede o yüklemin doğru olduğu nesneler kümesini doğru olmadığı nesneler kümesinden ayırırlar. Örneğin “___siyahtır” yükleminin dilsel olarak yararlı bir yüklem olmasının nedeni siyah nesneleri siyah olmayan nesnelerden ayırmasıdır. Eğer tüm nesneler siyah renkli olsaydı, böyle bir işlevi olmazdı bu yüklemin. şimdi var olma yüklemine bakalım. Diyelim ki bu yüklem de nesnelere yüklenebiliyor. Bu durumda ele alacağımız herhangi bir nesne için bu yüklemin doğru sonuç vermesi gerekirdi. Yani nesneleri “var olanlar” ile “var olmayanlar” diye iki kategoriye ayıramaz böyle bir yüklem. Dolayısıyla var olma nesnelerin bir özelliği olsaydı, varlık yükleminin yararlı hiçbir dilsel işlevi olamazdı. Sonuç olarak var olma dilsel açıdan yararı olan bir yüklem ise, nesnelere değil başka şeylere yüklenen özel türde bir yüklem olmalıdır. Russell bundan dolayı var olmanın nesnelerin değil “önermesel fonksiyon”ların (ya da kavramların) bir özelliği olduğunu söyler. “İnsan vardır” dediğimizde “x insandır” yükleminin dile getirdiği önermesel fonksiyonun bazı şeyler için doğru olduğunu söylemiş oluruz. “Ejderha yoktur” dediğimizde ise “x ejderhadır” yükleminin dile getirdiği önermesel fonksiyonun (yani ejderha kavramının) hiçbir nesne için doğru olmadığını söyleriz. Böylece Frege’nin çözümü ile çok benzer, belki de aynı çözüme varırız: var olma nesnelere değil kavramlara özellik yükleyen ikinci düzey bir kavramdır.

Russell’ın Frege’den ayrılığı tek nokta var olma yükleminin bir özel ad gibi tekil bir terimin yanında yer aldığı tümcelere dairdir. Anımsarsanız Frege’ye göre “___vardır” yükleminin boşluğuna bir özel ad, ya da bir tekil terim koyduğumuzda bir gramer hatası yapmış oluruz. Bu boşluğu ancak bir kavram adı ile doldurduğumuzda anlamlı bir tümce elde ederiz. Örneğin “Tanrı vardır” tümcesinde geçen “Tanrı” terimi bir özel ad ise, bu tümce bir gramer hatası içerdiğinden anlamlı değildir Frege’ye göre. İşte bu noktada Russell Frege’den ayrılır. Daha önce de bahsettiğimiz gibi gündelik dilde kullandığımız özel adlar, aslında örtük olarak tekil betimlemelerdir ve mantıksal anlamda özel ad değillerdir Russell’a göre. Örneğin “Aristoteles” adı, kullanım bağlamına göre farklı tekil betimlemeleri dile getirir. Diyelim ki bir bağlamda bu ad “Büyük İskender’in hocalığını yapmış ünlü Yunan filozof” anlamına geliyor. Bu durumda “Aristoteles vardır” tümcesi de şu anlama gelir: “Büyük İskender’in hocalığını yapmış ünlü Yunan filozof vardır”. Bu tümce Russell’ın çözümlemesinde şunu der: “Öyle bir x var ki, x Büyük İskender’in hocalığını yapmış ünlü Yunan filozoftur, ve her y için eğer ki y Büyük İskender’in hocalığını yapmış ünlü Yunan filozof ise, y ile x aynıdır. Kısaca var olma yükleminin uygulandığı şey Aristoteles’in kendisi değil, bir kavramdır, ki bu kavram da “x Büyük İskender’in hocalığını yapmış ünlü Yunan filozoftur” önermesel fonksiyondur. Yani “Aristoteles vardır” dediğimizde bu bağlamda şunu demiş oluruz: Büyük İskender’in hocalığını yapmış ünlü Yunan filozof olma kavramı tek bir nesne için doğrudur. Benzer biçimde “Tanrı vardır” dediğimizde de, “Tanrı” adını mantıksal anlamda kullanmıyor olmamız gerekir. Anlamlı bir şey söylüyor olmamız için “Tanrı” adının bir betimsel içeriği olmalıdır. Diyelim “Tanrı” adıyla dile getirdiğimiz betimleme şu olsun: “Her şeyi bilen, her şeyi yapacak gücü olan, mutlak olarak iyi olan biricik varlık”. Bu durumda “Tanrı vardır” dediğimizde bir kavramdan bahsetmiş oluruz: Her şeyi bilen, her şeyi yapacak gücü olan, mutlak olarak iyi olan biricik varlık kavramı tek bir nesne için doğrudur. Benzer biçimde “Tanrı yoktur” dediğimizde de bu kavramın boş olduğunu, yani hiçbir nesne için doğru olmadığını dile getirmiş oluruz.


Dil Felsefesinin Temel Kavramları

Dil Felsefesinin Temel Kavramları

17 Ekim 2015 Cumartesi

Dil Felsefesinin Temel Kavramları; Terim, Özne ve Yüklem, Anlam, Kavram, Gönderme, İçlem ve Kaplam, Bağlam, Doğruluk Dereceleridir.

Pragmatik Dil Felsefesi

Pragmatik Dil Felsefesi

18 Kasım 2016 Cuma

Tümcelerin yapısını araştıran sentaks ile tümcelerin anlamlarını araştıran semantik dışında, dil felsefesinin diğer bir önemli alanı olan pragmatik, tümcelerin kullanımıyla ilgili felsefi sorulara yoğunlaşır.

Varlık Tümceleri

Varlık Tümceleri

5 Eylül 2018 Çarşamba

Bir şeyin var olmadığını söylemek nasıl olanaklı oluyor?

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi