Image

Varlık Tümceleri ve İkinci Düzey Kavramlar

Frege’nin felsefe tarihine yaptığı en önemli katkılardan biri de varlık yargılarına dair getirdiği özgün çözümlemedir. Var olmak nedir? Bu soru dil felsefesinin on dokuzuncu yüzyılın sonlarında yeşermesinden çok daha önce filozoşarın sorduğu bir soru idi. İki farklı bağlamda bu soru gündeme geliyordu. İlkinin kökeni antik felsefeye kadar gider: bir şeyin var olmadığını söylemek nasıl olanaklı oluyor? Antik felsefede bu problem dil felsefesi açısından değil varlık ve yokluk üzerine derin bir metafizik mesele olarak ele alınıyordu. Örneğin o dönemde çoğu Yunan Zeus tanrısının varlığına inanıyordu ama inanmayanlar da vardı. Diyelim ki böyle biri “Zeus tanrısı yoktur” demiş olsun. Bu anlamlı bir yargı ifade ediyor ancak eğer yargı doğruysa karşımıza şöyle bir sorun ortaya çıkıyor. Zeus’un varlığını reddedebilmek için onu öncelikle adlandırmak gerekiyormuş gibi görünüyor ama eğer ki böyle bir tanrı yok ise o halde “Zeus” adı var olmayan bir tanrıya mı gönderme yapı yor? Zeus adlandırabileceğimiz bir şey ise nasıl oluyor da varlığa sahip olamıyor? Var olmayan varlıklar olabilir mi?

Var olma üzerine felsefe tarihinde tartışmaların yoğunlaştığı diğer bir bağlam ise tanrının varlığını tanıtlama çabalarında ortaya çıkmıştır. Örneğin Anselm’in tanrı tanıtlamasına bakalım. Anselm tanrıyı “ondan daha yüce bir varlık düşünülemeyen” olarak tanımlar. Bu tanımı tanrının varlığını reddedenler bile kabul edeceklerdir Anselm’e göre. Eğer tanrı var ise tüm mükemmellikleri barındıran bir varlık olmalıdır bu tanıma göre. Ancak eğer tanrının varlığını reddedersek karşımıza şöyle bir çelişki çıkar. Var olmayan bir şey tanrı olamaz, zira var olmak var olmamaktan iyidir. Var olmamak bir eksikliktir yani var olmayan bir şey mükemmel olamaz. Kısaca var olmayan bir şey “ondan daha yüce bir varlığın düşünülemeyeceği” bir şey değildir. İşte böyle bir uslamlama sonucu Anselm tanrının tanım gereği varlık sahibi olduğu sonucuna varır. Çelişkiye düşmeden tanrının varlığını reddedemeyiz. Descartes da Meditasyonlarında benzer bir tanrı tanıtlaması verir: “Tanrı, tanım gereği tüm mükemmelliklere sahiptir. Var olmak bir mükemmelliktir. Dolayısıyla tanrı vardır.” İşte Anselm’in ve Descartes’in bu ünlü tanıtlamalarına getirilen eleştiriler Frege’nin varlık yargıları çözümlemesinin ilk tohumlarını atmıştır. Örneğin Kant bu tanıtlamaları şu şekilde eleştirir. Bu argümanlar var olmayı gerçek bir yüklem olarak varsayarlar. Tanrıya yüklenen bazı temel nitelikler vardır. O her şeyi bilen, mutlak olarak iyi olan, her şeyi yapma gücünde olan bir varlık olarak kabul edilir. Tanrının varlığının tanıtlamasındaki bu özelikler gibi var olmak da tanrıya yüklenebilecek bir özellik olarak varsayılır. Kant buna karşı çıkarak “var olma gerçek bir yüklem değildir” deyip bunu ayrıntılı bir şekilde savunmuş olsa da, varlık yargılarının bir çözümlemesini açık bir şekilde ortaya koyamamıştır. İşte Frege Kant’ın bu eleştirinden yola çıkarak kendi çözümlemesine varır. Frege’ye göre yüklemler normal koşullarda nesnelere özellik ya da nitelik yüklememizi sağlayan terimlerdir. Örneğin “Ayşe bu gün beni aramadı” dersem, Ayşe’ye beni bu gün aramamış olma özelliğini yüklemiş olurum. Yani tümcenin iki parçası bulunur: “Ayşe” adı özne konumunda bir insana gönderme yaparken, “___bu gün beni aramadı” yüklemi de bir kavrama gönderme yapar. Eğer o nesne (Ayşe) o kavramın altına düşüyorsa doğru bir yargı ortaya çıkar. fiimdi benzer bir başka tümceye bakalım: “Kimse bu gün beni aramadı”. Görünüşte bu tümce de aynı sentaktik biçime sahiptir. “Kimse” özne iken, “___bu gün beni aramadı” da yüklemdir diye düşünebiliriz. Bu doğru olamaz Frege’ye göre, zira “kimse” sözcüğü bir insana gönderme yapmadığına göre tümce içindeki işlevi “Ayşe” gibi olamaz. İlk tümcemizin mantıksal öznesi bir insandır, Ayşe hakkında bir şey söyler. Peki ikinci tümcenin mantıksal öznesi nedir? Ne hakkındadır? İşte Frege burada dilin yüzeysel sentaktik yapısının bizleri yanılttığını savlar. “Kimse bu gün beni aramadı” tümcesi bildiğimiz anlamda bir özne/yüklem biçimine sahip değildir. Böyle bir tümceyle dile getirdiğimiz düşüncenin çok daha farklı bir yapısı bulunur. Bu tümceyle dile getirdiğimiz düşünce bir nesne hakkında değil bir kavram hakkındadır. Peki, nedir o kavram? Bu gün beni aramayanlar kavramı. İşte o kavram hakkında bir şey söyleriz. Nedir söylenen? O kavramın tüm insanlar için doğru olduğudur söylenen. Yani “___bu gün beni aramadı” yükleminin boşluğuna kimin ismini koyarsam koyayım doğru bir tümce ortaya çıkar: “ “Ayşe bu gün beni aramadı”, “Mehmet bu gün beni aramadı”, “Su bu gün beni aramadı”, vs. tüm isimler için bu tümceler doğru çıkacaktır. İşte varlık ya da yokluk yargıları da aynen bu tümcenin çözümlenmesi şeklinde incelenmelidir Frege’ye göre.

Diyelim ki ejderhaların gerçekten var olduğuna inanan bir çocuğa bu düşüncesinin yanlış olduğunu söylemek istiyoruz ve bu amaçla şu tümceyi kullandık: “Ejderha diye bir şey yoktur”. Bu tümcenin öznesi var olmayan bir havyan olan ejderhanın kendi değildir tabii. Amacımız bir hayvandan bahsetmek değil bir kavramdan bahsetmektir, o da ejderha kavramıdır. Yani “___ejderhadır” yükleminin göndergesi olan kavramdır bu Frege’nin kuramında. İşte o kavramın hiçbir nesneye doğru olarak yüklenemeyeceğini dile getirmiş oluruz bu tümceyle. Kısaca herhangi bir nesneyi ele alıp onun adını “___ejderhadır” yükleminin boşluğuna koyduğumuzda yanlış bir yargı ifade etmiş oluruz. Frege böyle bir uslamlamadan yola çı karak var olma yükleminin nesnelere değil kavramlara yüklenen özel bir tür yüklem olduğunu söyler. Normalde nesnelere yüklediğimiz yüklemlere “birinci düzey yüklem” adını verir ve bu tür yüklemlerin göndergelerine de “birinci düzey kavram” der. “Var olma” türünde nesnelere değil kavramlara yüklenen yüklemlere de “ikinci düzey yüklem” ve bu tür yüklemlerin göndergelerine de “ikinci düzey kavram” adını verir. Günümüz sembolik mantığındaki Varlıksal Niceleyici de bu görüşten ortaya çıkmıştır. Var olma yüklemi bir niceleyicidir, çünkü bir kavramın kaç tane nesne için doğru olduğunu ifade eder. “Kutupta penguenler vardır” dediğimizde, kutuptaki penguenler kavramının en az bir nesne için doğru olduğunu söylemiş oluruz. “Ejderha yoktur” dediğimizde ise ejderha kavramının hiçbir nesne için doğru olmadığını, yani bu kavramın altına düşen nesnelerin sayısının sıfır olduğunu söylemiş oluruz.


Gönderimsiz Terimler

Gönderimsiz Terimler

30 Ağustos 2018 Perşembe

Anımsayacaksınız Frege’nin kuramına göre örneğin “İnce Memed çok cesur biri” dediğimizde anlamlı bir tümce kurmuş oluruz.

Matematiğin Temelleri

Matematiğin Temelleri

11 Mayıs 2018 Cuma

Ünlü Alman düşünür Gottlob Frege’nin dil felsefesi büyük ölçüde matematiğin temellerini araştırırken ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı öncelikle kısaca Frege’nin matematik felsefesine bakalım.

Özdeşlik Problemi

Özdeşlik Problemi

7 Haziran 2018 Perşembe

Matematiğin temellerini araştırmak üzere yola çıkan Frege, bunun sonucu olarak günümüzde Anlam ve Gönderme Kuramı olarak anılan felsefe tarihinin ilk kapsamlı dil kuramını geliştirmiştir.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi