Image

Yapay Zeka ve Turing Testi

Yirminci yüzyılda, insanın öznel ve geleneksel olarak, metafizik terimlerle açıklanan özelliklerini fiziksel süreçlere indirgemek, teknolojik gelişmelere dayanarak zihinsel süreçleri taklit eden, insan zihni gibi davranan, makineler geliştirilmeye başlamıştır. Yirminci yüzyıl, hayvanların klonlanması ve genetik kodun çözülmesi gibi, bilimsel devrimler yılıdır. Bilincin ve zihinsel süreçlerin beynin işleyişine indirgenmesiyle düşünme ve bilinç gibi zihinsel işlevlerin sadece insana has olup olmadığı sorusu irdelenmeye başlanmıştır. Her alandaki teknolojik gelişmelere koşut olarak, teknolojik gelişmelerle beynin çalışmasının taklit edilebilmesi yoluyla yapay zihinlerin yaratılıp yaratılamayacağı sorusu ortaya atılmıştır. Yapay zeka konusundaki çalışmalar, bu tür tartışmaların bir sonucudur. Yapay zeka, insana ait zeki özelliklerin bilgisayara kazandırılmasına çalışmalıdır. Psikoloji, felsefe, biyoloji, dilbilim gibi çeşitli farklı alanla bağlantılı olan, bilgisayar biliminde bir alt alandır. Yapay zeka çalışmaları, iki amaç doğrultusunda gelişmektedir. Bunlar, insan zekasını taklit eden bilgisayarlar geliştirerek, insan zihninin işleyişini daha iyi anlayarak, daha kullanışlı bilgisayar uygulamalarının yazılmasını sağlamaktır.

Yapay zeka terimi, ilk defa 1956 yılında John McCarthy tarafından, insanlar tarafından yapıldığında zeka gerektiriyor dedirten işlerin, bilgisayarlar tarafından yapılmasını sağlamaya çalışan bir bilgisayar dalını isimlendirmek üzere ortaya atılmıştır. Yapay zekayla uğraşanların amacı görmek, öğrenmek, alet kullanmak, insan konuşmasını anlamak, mantık yürütmek, iyi tahmin yapmak, oyun oynamak, amaç belirlemek ve plan oluşturmak vb. gibi ,zekice faaliyetleri, makinelere yaptırmaktır. Yapay zekayla biyolojik organizmalara has zeka arasındaki fark, makinelerle canlıların aynı sonuçlara farklı yollardan ulaşmalarında görülür.

Yapay zeka makinelerin, yani bilgisayarların ve robotların, bilinçli bir zekaya sahip olmasını, insanlara has olarak düşünülen zihinsel faaliyetlerde bulunmasını sağlayan bir bilim dalıdır. Yapay zeka çalışmaları, karşılıklı konuşmak, çok az bilgi sahibi olduğumuz bir konuda bile sorulanlara aklı başında cevaplar vermek, parçalara ayrılmış bir makineyi, verilen bir şemaya uygun olarak yeniden bir araya getirmek, satranç oynamak, hikaye yazmak ya da çevirmek, benzerlikleri anlamak, dağınık ve toplanmamış bile olsa bir odada görülen eşyaları hatırlamak gibi, bizim normal olarak günlük hayatımızda yaptığımız bir çok davranışın, aslında ne kadar yoğun bir bilgi birikimi ve düşünme gücü gerektirdiğini anlamamızı sağlar. Her ne kadar yapay zeka söz konusu olduğunda ilk akla gelen, bilgisayarların düşünüp düşünmediği sorusuysa yapay zeka, daha ziyade bilinçli düşünme, eylemin nasıl gerçekleştiğini incelemeye yönelik bir bilimdir.

Bir makine düşünebilir mi? Makineler, özellikle bilgisayarlar zaten düşünüyor mu? Bir makinenin duyguları olabilir mi? Bir makine acı hissedebilir mi? Bir makine depresyona girebilir mi? Bir makine müzikten hoşlanabilir mi? Bir makine âşık olabilir mi? Eğer zihnimizdeki düşüncelerin, duyguların, hallerin tam olarak ne olduğ unu bilseydik ve bir makinenin böyle zihinsel yetilerle donatılacak şekilde yapı lması mümkün olsaydı bu soruları kolaylıkla cevaplayabilirdik. “Makineler düşünebilir mi?”sorusunu ilk defa cevaplamaya çalışan ve makine zekası kavramını ortaya atarak, insan zekasını taklit eden makinelerin yapılabileceği fikrini geliştiren kişi Alan Turing’dir. Turing’in makinelerin düşünüp düşünemeyeceği sorusunu bir oyun şeklinde test etmesi, yapay zeka alanında çığır açmış, kendinden sonra birçok araştırmacıya ilham vermiştir.

Alan Turing 1950 yılında yayınladığı “Bilgisayar makineleri ve Zeka” (Computing Machinery and Intelligence) başlıklı meşhur makalesinde “makineler düşünebilir mi?” sorusuna cevap aramıştır. Turing, makine ve düşünmek kelimelerini tanımlamak ve cevap aramak yerine, aynı soruyu ustaca makinelerin insan zihnini taklit edip edemeyeceği şeklinde düzenlemiştir. Turing tarafından ortaya atılan makine tasarımı, günümüzde pek çok kuram ve standardın belirlenmesinde önemli rol oynamıştır. Turing insanların, bir makinenin zekice davrandığını, düşünebildiğini gördüklerinde, nasıl tepki vereceklerini merak etmiş ve bunu ölçebilecek bir test geliştirmiştir. Turing’in geliştirdiği test “düşünen makineler için Turing Testi” olarak tanınır.

Turing testi birbirlerine bir bilgisayar ekranı ve bir klavyeyle bağlı üç odadan oluşur. Bu odalardan birinde bilgisayar, diğerinde bir insan oturur. Üçüncü odada oturan sorgucunun (insan) görevi, kendisiyle bilgisayar ekranı aracılığıyla konuşanlardan hangisinin insan, hangisinin makine olduğunu anlamaktır. Sorgucu bilgisayar ekranı aracılığıyla hem bilgisayara, hem de diğer insana sorular sorabilmektedir. Bilgisayarın görevi, sorgucuyu kendisinin insan olduğuna inandırmaktır. Örneğin; sorgucu odadakilere “sen bilgisayar mısın?” sorusunu yönelttiğinde insan “Hayır, ben Fatma” diyerek cevap vermektedir. Bilgisayarsa “şaka mı yapıyorsun? Ben iki haneli sayıları bile toplayamam” diye cevap vermektedir. Hatta sorgucu, her hangi iki sayının birbiriyle çarpıldığında kaç ettiğini sorduğunda, bilgisayar uzun bir bekleyişten sonra yanlış cevap verebilmektedir. İnsan, sorgucuyu insan olduğuna inandırmak için, bilgisayar ekranı aracılığıyla verebildiği bütün ipuçlarını vermeye çalışmaktadır. Turing’e göre sorgucu, bu testte insanı bilgisayardan ayırt etmeyi % 50’den daha az başardığında, yani sorgucu insanı bilgisayardan ayırt edemediğinde, bilgisayarın zeki olduğu, düşündüğü söylenebilir. Turing, aynı makalesinde, 2000 yılında geliştirilmiş bilgisayarların 5 dakikalık bir diyalog sonunda bu testi %30 oranında geçeceğini öngörmüştür.

Turing testine getirilen en önemli eleştirilerden birisi, Lady Lovelace tarafından öne sürülen, bilgisayarın verdiği cevapların onun programlanmasının bir sonucu olduğu, hiçbir bilgisayarın kendiliğinden, önceden programlanmamış bir cevabı vermesinin mümkün olmadığıdır. Turing testine getirilen, yapay zeka konusunda en sık söz edilen eleştirilerden biri, duygularla ilgilidir. Buna göre, yalnızca biyolojik organizmalar duygu ve düşünme yetisine sahiptir. Biyolojik olmayan makinelerin düşünmeye duyguya sahip olduğu söylenemez. Buna karşın yapay zeka savunucuları, düşünme ve duyguya sahip olmanın yalnızca biyolojik organizmalara has olmadığını, silikon temelli yapıların düşünme ve duyguyu taklit etmesinin yeterli olduğunu öne sürmektedir (Saygın, 2000: 473-76).


Platon ve Antik Bilişsel Psikoloji

Platon ve Antik Bilişsel Psikoloji

3 Nisan 2018 Salı

Antik Yunanda, sistematik felsefe anlayışının ilk temsilcisi olarak kabul edilen Platon’un felsefesinin temelinde, duyularımızla bildiğimiz dünyanın, tam olarak gerçekliğ inin olmadığı inancı yatar.

Antik Yunanda Zihin Felsefesinin Başlangıçları

Antik Yunanda Zihin Felsefesinin Başlangıçları

19 Mart 2018 Pazartesi

Çağdaş zihin felsefesi kuramlarının pek çoğunun kökenleri Antik Yunan felsefesine kadar götürülebilir. Yüzyıllar boyunca filozoşar, bilim adamları, zihnin doğası üzerine düşünmüş ve yazmışlardır.

Zihin ve Bedenin Etkileşimi Sorunu

Zihin ve Bedenin Etkileşimi Sorunu

27 Temmuz 2018 Cuma

Descartes, zihin beden sorunu tartışılırken belki de en çok referans gösterilen filozoftur. Descartes’a göre iki töz vardır, zihin ve madde. Her tözün de belirleyici bir niteliği vardır.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi