Image

Zihin ve Bedenin Etkileşimi Sorunu

Descartes, zihin beden sorunu tartışılırken belki de en çok referans gösterilen filozoftur. Descartes’a göre iki töz vardır, zihin ve madde. Her tözün de belirleyici bir niteliği vardır. Zihnin belirleyici niteliği düşünme, maddenin belirleyici niteliği yer kaplamadır. Descartes’ın görüşüne ilişkin özellikle vurgulanması gereken husus, ona göre, bu iki tözün hiçbir şekilde ortak bir nitelik içermemesidir. Çünkü; eğer içerirlerse birbirlerinden esas itibarıyla ayrı olamazlar. Zihin beden sorunu, büyük oranda, bu töz görüşünden kaynaklanır, Çünkü; eğer zihin ve beden hiçbir ortak nitelik içermiyorsa, o zaman, nasıl olur da etkileşimde bulundukları söylenebilir? Bu, zihin beden etkileşimi sorunu olarak bilinir.

Birçok modern düşünür, zihnin ve bedenin birbirinden ayrı iki töz olduğu görüşünü reddetmesine rağmen, zihin konusunda realist (gerçekçi) tavrını sürdürmüştür. Bunun sonucu olarak, beyin süreçleriyle zihinsel durumlar arasında kesin bir indirgemeci özdeşlik kurmanın olanağı zorlaşmıştır. Buna cevap olarak, zihnin kendine özgü niteliklerini, Descartes’ın töz düalizmini kabul etmek zorunda kalmadan açıklayan kuramlar ortaya atılmıştır. Bu kuramlar epifenomenalizm, işlevselcilik, indirgemeci olmayan fizikalizm ile nitelik düalizmi ve paralelizm gibi çeşitli düalist kuramlardır.

Töz Düalizmi (Substance Dualism)

Descartes’ın, zihni ve maddeyi birbirine indirgenemeyen, ama aralarında nedensellik ilişkisi olan iki töz olarak kabul eden görüşüdür. Zihin ve beden arasında böyle bir nedensellik ilişkisini savunan bu düalist görüş psikofiziksel etkileşimcilik ya da kısaca etkileşimcilik (interactionaism) olarak bilinir. Descartes’ın adından hareketle Kartezyen düalizm adını da alır. Descartes felsefe tarihinde düalizmin en önemli temsilcilerinden birisidir. Bugün düalizm ve onunla bağlantılı olarak zihin beden sorunu dendiğinde ilk akla gelen Kartezyen düalizmdir. Kartezyen düalizmin en temel özelliklerinden birisi zihinsel olanın kişiye özel olmasıdır. Yani bu sadece kişinin kendisinin, kendi zihinsel süreçleri hakkında iç gözlem yoluyla bilgi sahibi olabilmesidir. Kimse bir başkasının zihinsel süreçlerini dışarıdan gözlemleyemez. Buna karşın fiziksel bedenlerimiz herkes tarafından dışarıdan gözlemlenebilir.

Töz düalizminin ikinci özelliği, kendi zihnimize ilişkin doğrudan edindiğimiz bilgiden şüphe edilememesidir. Örneğin; birisi kendisini mutlu, öfkeli, korkmuş hissediyorsa o kişinin, kendisi hakkında verdiği yargı, o kişiye göre her zaman doğru olmak durumundadır. Korktuğunu hisseden birisi, bu duyguyu, aracısız bir şekilde, dolaysız olarak hisseder ve dolayısıyla hissettiği korku hissi de doğrudur. Oysa duyularımız aracılığıyla edindiğimiz bilgiler yanıltıcıdır ve herkese göre farklı olabilir.

Töz düalizminin en temel özelliği, zihinsel olanın fiziksel olana indirgenememesidir. Yani zihinsel olan, hiçbir şekilde, tamamen fiziksel bir terminolojiye indirgenemez. Dolayısıyla düalistler, zihinsel olanın beyin süreçleri, davranış gibi fiziksel dünyanın belli özellikleriyle özdeş olduğu fikrini tamamen reddederler. Töz düalizmini savunanlara göre, zihinsel olan fiziksel olandan özsel olarak farklı olduğu için zihni, beyin süreçlerine ya da davranışa indirgeyerek tanımlamaya kalkışmak boşunadır.

Ancak, töz düalizminin açıklamakta en çok zorlandığı husus, eğer zihin ve madde birbirinden ayrı, birbirine indirgenemez iki tözse bunların, nasıl olup da birbirini nedensel olarak etkilediğidir. Daha önce de belirtildiği gibi zihin, yer kaplama özelliği olmayan düşünen tözdür, madde de düşünme özelliği olmayan yer kaplayan tözdür. Madde doğal kanunlara bağlı olduğu için, maddesel şeyler ve durumlar, diğer maddesel şeyler ya da durumların sebebi olabilirler. Ancak, Descartes’ın zihin ve bedenin karşılıklı olarak birbiriyle etkileştiğini ileri sürmesi, bu varsayımla çelişir. Descartes, zihnin bedenle beynin merkezine yakın bir yerde olduğunu düşündüğü kozalaksı bez (Pineal gland) aracılığıyla etkileştiğini ileri sürmüştür. Descartes’a göre, bu bez, son derece hafif olan, günümüzde sinir akımı dediğimiz şeye karşılık gelen “hayvansal ruhlar” adını verdiği parçacıklarla doludur. Duyularımızı dış nesneler etkilediği zaman, bu “hayvansal ruhlar” harekete getirilerek çeşitli zihinsel durumlara yol açarlar. Aynı şekilde, zihinsel durumlar da kozalaksı bezin “hayvansal ruhlar”ında bazı titreşimler ortaya çıkarmakta ve bu titreşimlerin sinirler yoluyla bedene taşınmasıyla kaslarda ve dolayısıyla bedende belli hareketler ortaya çıkmaktadır.

Töz düalizmine göre zihinsel ve fiziksel olayların nasıl etkileştiğini bir örnekle açıklayalım: Yanlışlıkla bir çivinin üstüne oturduğunuzda ((fiziksel olay), bu olay sizde bir acı duyumu yaratacaktır (zihinsel olay). Bu acı duyumu da bir başka zihinsel duruma, yerinizden derhal kalkma arzusuna yol açacaktır ve bu arzu da bedeninizde bu arzuya uygun olarak bir sıçrama hareketine yol açacaktır.

Descartes’ın töz düalizminin en temel sorunu, zihnin ve bedenin etkileşimi konusunda ortaya çıkmaktadır. Zihinlerin ve bedenlerin karşılıklı olarak birbirini etkilediğine şüphe yok; verdiğimiz kararlar bedenimizin belli bir yöne gitmesine, belli hareketleri yapmasına yol açıyor ve bedenimizde olan şeyler, çeşitli duyumsal bilinç halleri yaşamamıza neden oluyor. Ancak, zihni, maddesel olmayan töz ve bedeni, maddesel töz olarak tanımlayan töz, düalizminin bu etkileşimi açıklaması mümkün değildir. Descartes’dan sonra, zihinle bedenin nedensel olarak etkileşmesi gerektiği fikrini reddederek, bu sorunu çözmeyi hedeşeyen çeşitli düalist görüşler ortaya atılmıştır. fiimdi bu farklı düalizm görüşlerini ve zihin beden etkileşimi konusunda önerdikleri çözümleri değerlendirelim.

Psiko Fiziksel Paralelizm (PsychoPhysical Parallelism)

Psikofiziksel paralelizm zihinlerin ve bedenlerin nedensel olarak etkileşmediklerini ama zihinsel ve fiziksel olayların bir insan varlığında ilişki içinde olduğunu iddia eden düalist görüştür. Paralelizm görüşünü savunanlar Descartes’ın yaptığı yer kaplayan maddesel töz ve düşünen zihinsel töz olarak ayrımını kabul ederler, ancak bu iki tözün nedensel olarak etkileştiğini reddederler. Paralelizm görüşünün en önde gelen temsilcisi bir 17. yüzyıl düşünürü olan Leibniz’ dir. Leibniz, zihinsel olayların zihinsel etkileri ve fiziksel olayların fiziksel etkileri olduğunu kabul etmekle beraber, fiziksel olayların zihinsel etkileri veya fiziksel olayların zihinsel etkileri olduğu fikrini reddeder. Leibniz zihin ile beden arasındaki ilişkiyi zamanı tam olarak bildiren iki saatin çalışması analojisiyle açıklar. Tanrı zihindeki zihinsel olaylar zincirini başlatandır, aynı şekilde Tanrı “önceden kararlaştırılmış bir uyum” içinde saatin içindeki fiziksel olaylar zincirini başlatandır. Bu başlangıç zihinsel ve fiziksel olaylar arasında bir düzen olmasını sağlar ve bu düzen de bizim hatalı bir şekilde zihinsel ve fiziksel olaylar arasında bir nedensellik ilişkisi kurmamıza neden olur.

Dolayısıyla, paralelizm görüşünü savunanlara göre, zihin ile beden arasında gerçekte bir nedensellik ilişkisi olmadığı halde sanki nedensel olarak birbiriyle etkileşimleri varmış gibi görünür. Aslında, zihinle ilgili olaylar kendi nedensellik zinciri içersinde ve bedenle ilgili olaylar da kendi nedensellik zinciri içersinde birbirine paralel bir şekilde gerçekleşmektedir. Tekrar çivinin üstüne oturma örneğine dönecek olursak, paralelizme göre çivinin üstüne oturmanız (fiziksel olay) yerinizden sıçramanıza (fiziksel olay) sebep olacaktır. Çivinin üstüne oturduğunuz anda duyduğunuz acı hissi (zihinsel olay) yerinizden sıçrama arzusu (zihinsel olay) yaratacaktır. Çivinin üstüne oturmanız sadece zamansal olarak acı hissinden öncedir, ancak onun nedeni değildir. Zihinle ilgili olayların bedenle ilgi olaylarla düzenli bir şekilde birbirine paralel olarak gerçekleşmesi aralarında bir nedensellik bağı olduğu anlamına gelmez.

Ancak, paralelizm görüşünü savunanlar, aralarında bir nedensellik bağı olmadan zihinsel olayların ve fiziksel olayların nasıl olup da her zaman birlikte ortaya çıktıklarını açıklamak durumundadır. Bu soruya verilebilecek bir yanıt bunun, içinde yaşadığımız dünyaya ilişkin sebebini tam olarak açıklayamadığımız bir olgu olduğudur. Bu yanıtın doyurucu olmaktan uzak olduğu ortadadır. Her şeyin bir açıklaması olmalıdır ve zihinsel olaylarla fiziksel olayların sürekli birbirine paralel olarak ortaya çıkmasının sebebine ilişkin en doyurucu açıklama aralarında nedensellik ilişkisi olmasıdır. Ama bu açıklama paralelizm fikrinin reddedilmesi demektir.

Zihinsel ve fiziksel olaylar arasındaki paralelizmi açıklamak üzere Leibniz gibi Tanrı’ya başvurulabilir. Tanrı’nın zihinsel ve fiziksel olaylar arasındaki paralelliği önceden ayarladığı ve dünyadaki düzeni bu şekilde yarattığı fikri akla yakın gelebilir. Ancak bu çözüm de sorunsaldır. Tanrı’nın kendisi, fiziksel olmayan bir tözdür. Hatta, Descartes Tanrı’yı, zihinsel ve fiziksel tözün ötesinde, üçüncü bir töz, sonsuz töz olarak tanımlamıştır. Ama bu durumda da fiziksel olmayan bir töz olan Tanrı’nın, nasıl olup da fiziksel olaylar sürecini etkilediği sorgulanabilir. Dolayısıyla paralelizm de töz düalizminin içine düştüğü sorunlardan kurtulamaz.

Aranedencilik (Occasionalism)

Aranedencilik de bir paralelizm çeşididir. Paralelizmden farkı, Tanrı’ya daha etkin bir rol vermesidir. Aranedencilik bütün olayların tek gerçek nedeninin Tanrı olduğunu öne süren, insana neden gibi görünen bütün öbür şeylerin, Tanrı’nın istencini yansıtan birer araneden olduğunu savunan, bir düalizm çeşididir. 17. yüzyılda yaşamış olan Fransız düşünür Nicholas de Malebranche tarafından savunulmuştur. Malebranche, bedenlerin zihinleri, zihinlerin de bedenleri etkileyemeyece ğine, ama yine de hem zihinlerin, hem de bedenlerin var olduğuna ve hiçbir bedenin zihin, hiçbir zihnin de beden olamayacağına inanır. Malebranche’ ın görüşüne göre, ne zihin bedene bağlı olarak var olur, ne de beden zihne bağlı olarak var olur, ancak her ikisi de Tanrı’da var olur. Zihinsel ve fiziksel süreçlerin, birbirine paralel var olmalarının sebebi ve bu paralelliğin devamı Tanrı’ ya bağlıdır. Paralelizm, zihinsel ve fiziksel süreçlerin birbirinden bağımsız bir şekilde, birbirine paralel gerçekleştiğini savunurken aranedencilik, zihinsel ve fiziksel olayların, birbirine paralel olarak var olmalarından Tanrı’nın, aktif bir şekilde sorumlu olduğunu savunur. Aranedenciliğe göre, bir çivinin üstüne oturduğunuzda Tanrı, zihninizde bir ağrı hissi duymanıza sebep olur. Aynı şekilde yerinizden sıçramanız da Tanrının istencinin bir sonucudur.

Malebranche ile Leibniz’ in paralelizm görüşleri arasındaki fark şu şekilde ifade edilebilir: Leibniz’ e göre Tanrı, iki nedensel zincirin hareketini başlatır ama, sonradan onların hareketine karışmaz. Buna karşın Malebranche Tanrı’nın, iki nedensel zincirin hareketini başlattığını, her etkinin esas nedeni olarak, bu iki zincirin hareketini sürekli olarak kontrol ettiğini kabul eder. Böylece, Malebranche’a göre, insanlara gerçek nedenlermiş gibi gelen olaylar, aslında ilahi adaletin sebep olduğu olaylardır. Ancak, aranedenciliğin ne paralelizmin içine düştüğü güçlüklerden sıyrıldığı, ne de Descartes’ın töz düalizmine yöneltilen eleştirilerden kaçındığı söylenebilir.

Paralelizm ve aranedencilik, zihinlerin ve bedenlerin, nedensel olarak birbirine bağlı olduğunun bir yanılsama olduğu konusunda hemfikirdir. Elinizi sallamak istiyorsanız, sonunda elinizi sallıyorsunuz. Elinizi sallamak istemeniz, elinizi sallama hareketinizin nedeniymiş gibi görünüyor. Ama paralelizm ve aranedenciliğe göre bu sadece bir yanılsamadır; gerçekte, elinizi sallamanız Tanrı’nın istemesiyle gerçekleşmiş bir olaydır. Zihin beden etkileşiminin, bir yanılsama olduğu fikrini bir adım daha ileri götürdüğümüzde, bütün fiziksel dünyanın aslında bir yanılsama olduğu fikrine varırız ki bu idealizmdir.

İdealizm

İdealizm yalnızca zihinsel olayların ya da zihinlerin var olduğunu ileri süren görüştür. İdealizm hem zihinsel, hem de fiziksel olayların ve şeylerin, birbirinden bağımsız var olduğunu ileri süren düalizm görüşüne taban tabana zıttır. Ancak, idealizme göre fiziksel olayların ve şeylerin var olmadığını söylemek, yanlış ve yanıltıcıdır. İdealizm zihinsel olmayan hiçbir fiziksel olay ve şeyin olmadığını savunur. İdealistler fiziksel dünyadaki nesnelerin var olduğunu reddetmezler, yalnızca onların kendilerini algılayacak, düşünecek bir zihnin dışında, var olduklarını reddederler. Bedenler zihinlerin dışında var olmayacağına göre, zihin ve bedenin nasıl etkileştiği sorunu da ortadan kalkar. Çünkü; bu durumda zihin ve beden arasında, ne nedensel bir ilişki, ne de paralellik kurulabilir.

İdealizmin en önemli temsilcisi Berkeley’dir. Berkeley’e göre, dış dünyadaki fiziksel şeylere ilişkin bilgimizin tek kaynağı deneyimlerimizdir. Ancak, deneyimlerimiz, fiziksel nesnelerin özsel nitelikleri olarak düşündüğümüz iki konuda, bize hiçbir dayanak sağlamaz. Deneyimlerimiz bize, fiziksel nesnelerin, bizim onları algılamamızdan önce ve sonra, var oldukları hakkında bilgi vermediği gibi, deneyimlerimize dayanarak, fiziksel nesnelerin, maddesel tözden yapılmış olduklarını söyleyemeyiz. Biz sadece bize nasıl göründüğünü, nasıl hissettiğimizi, nasıl duyduğumuzu, benzer duyumsal deneyimlerimizi biliriz. Berkeley, fiziksel nesnelerin, bir insan tarafından algılanmadığı durumda, nasıl var olabileceği sorununu, sürekli algılayan Tanrısal bir zihin yoluyla çözmüştür.

Bir çivinin üstüne oturma örneğine dönecek olursak, idealizme göre, bir çivinin üstüne oturma deneyimimiz, acı hissimiz, yerimizden sıçrama arzumuz ve yerimizden sıçrama deneyimimiz, her şeyin, belli bir düzende oluşmasını sağlayan Tanrı’nın, sürekli algılamasının bir sonucudur. İdealizm, fiziksel şeylerin var oluşunu, zihinsel şeylere bağlamakla zihin beden etkileşimi sorununu kesinlikle bertaraf etmiş olur; ancak açıklamış olmaz. Ayrıca, fiziksel nesnelerin, algılayan bir zihnin dışında var olmadığı fikri, günümüzde kabul gören bir görüş değildir.

Epifenomenalizm (Epiphenomenalism)

Descartes, zihinsel olayların, maddesel dünyayla nedensellik ilişkisi içinde olduğunu düşünür; maddesel dünyadaki olaylar, zihinde bir takım yaşantılar meydana getirir, aynı şekilde zihinsel olaylar da bedenin çeşitli şekillerde hareket etmesine sebep olur. Ama, yukarda gördüğümüz gibi, bu iki taraşı nedensellik ilişkisi, bağımsız bir maddesel dünya anlayışı, yani her maddesel olayın mutlaka nedensel bir nedeni olması gerektiği anlayışıyla uyuşmamaktadır. Etkileşimcilikle bağlantılı ama, onunla mantıksal olarak uyuşmayan bir düalizm çeşidi olan epifenomenalizm (epiphenomenalism), maddesel olayların nedensel olarak bağımsız olduklarını, ancak, zihinsel sonuçlara yol açabileceklerini kabul eder. Epifenomenalizm, zihinsel olayların mekanik beyin süreçlerinin yan ürünü olduğunu ileri süren bir kuramdır. Bu görüşe göre zihinsel olaylar, beynin işleyişinin nedensel sonucudur, ama hiçbir zihinsel olay ve süreç, fiziksel olay ve durumların nedeni olamaz. Epifenomenalizmde nedensellik tek yönlü işler; zihinsel olan fiziksel olana, nedensel olarak bağlıdır. Epifenomanalizm, zihinsel olayların varlığını reddetmez, onların yalnızca belli maddesel nedenlerin etkileri olduğunu söyler. T. H. Huxley’in meşhur örneğinde fabrikanın bacasından çıkan dumanın, fabrikanın çalışmasının sonucu olarak ortaya çıkması gibi, zihinsel olaylar, sadece fiziksel olay ve durumların bir sonucu, epifenomenidir.

Epifenomenalizm sıklıkla hatalı bir anlayışla bir çeşit materyalist görüş olarak yansıtılır; düalizmin yanlış olduğunu kanıtlamak için, insanlar çoğu kere epifenomenalist görüşü ortaya atar, zihinsel durumların fiziksel durum ve süreçlerin sonucu olarak ortaya çıktığını iddia ederler. Ancak bu hatalı bir yaklaşımdır. fiimdi, farz edelim ki gerçekten de zihinsel durumlar fiziksel durumların sonucunda oluşurlar. Bu durum, düalizmin yanlış olduğunu göstermez. Eğer A ve B arasında nedensel bir ilişki varsa bunun mantıksal sonucu, A ve B’ nin birbirinden ayrı varlıklar olduğudur: A, B değildir, B de A değildir. Eğer bu doğruysa o zaman, eğer zihinsel olaylar fiziksel olaylara nedensel olarak bağlıysalar bu durum, düalizmi yanlışlamaz, aksine doğrular. Nedensel ilişkiler, ancak birbirinden ayrı ve farklı bireyler arasında oluşur. Böylece epifenomenalizmin iddia ettiği gibi, zihinsel olay ve durumlar fiziksel süreçlere nedensel olarak bağlıysa bunun zorunlu sonucu, zihinsel ve fiziksel olayların birbirinden ayrı, farklı varlıklar olduğudur. Zihinsel olaylar fiziksel olaylar değildir; onların zihinsel etkileridir. Başlangıçtaki örneğimize dönecek olursak, epifenomenalizme göre, çivinin üstüne oturmanız acı duyumuna ve aynı zamanda beyinde belli bir olaya yol açar. Beyinde meydana gelen belli olay yerinizden sıçrama arzusu uyandırır ve yerinizden sıçramanıza neden olur.

Epifenomenalizm, özellikle sinir bilimciler tarafından kabul gören bir görüştür. Eğer zihinsel süreçler, yalnızca beynin mekanik işleyişinin etkisiyse o zaman, beynin işleyişini incelerken, zihinsel olguların niteliksel özelliklerini tamamen göz ardı ederek, yalnızca beyindeki fiziksel süreçler ve mekanik işleyişle ilgilenmek yeterlidir. Ancak, epifenomenalizm de kendi içinde, bazı sorunlar taşımaktadır. Öncelikle, fiziksel olandan zihinsel olana doğru tek yönlü işleyen nedensellik ilişkisinin nasıl işlediği belirsizdir. Epifenomenalistler fiziksel olaylar zihinsel olaylara neden olurken zihinsel olayların hiçbir şeye neden olmadığına inanırlar. Ama, zihinsel olayların diğer zihinsel olaylara neden olduğu bilinen bir olgudur. Ancak, zihinsel olayların, kendi içinde nedensellik bağlarına sahip olduğunun kabul edilmesi epifenomenalizm ile çelişir. Çünkü; bir zihinsel olay, diğer bir zihinsel olaya neden olabilirse o zaman, bazı zihinsel olayların, kendi var oluşları, var demektir. Ama, bir zihinsel olayın kendi başına var olması epifenomenalizmin özüne aykırıdır. Çünkü, epifenomenalizm görüşüne göre zihinsel olaylar, yalnızca fiziksel olayların bir yan ürünüdür.

Nitelik Düalizmi (Property Dualism)

Epifenomenalizme benzer ama, onunla bağdaşmayan bir başka düalist görüş de zihinsel olayların, fiziksel olayların özel niteliklere sahip parçaları olduğudur. Nitelik düalizmi (property dualism) olarak bilinen bu görüşe göre fiziksel beynin dışında bir töz yoktur. Ancak beyin, öyle bazı özel niteliklere sahiptir ki bunlara başka hiçbir fiziksel nesne sahip olamaz. Beynin sahip olduğu bu özel niteliklerin fiziksel değil, zihinsel cinsten olması, bu anlayışı düalist bir görüş yapar. Beynin sahip olduğu zihinsel nitelikler arasında acı duyma, düşünme, herhangi bir şeyi arzu etme vs. gibi nitelikler bulunur. Bu tür nitelikler, bilinçli düşünmenin özellikleridir, asla fiziksel durumlarla tam anlamıyla açıklanamazlar. Bu nitelikleri açıklayabilmek için, zihinsel olgular bilimi gibi bir bilim gerekir.

Nitelik düalizmi, töz düalizmi ve materyalizm arasında yer alan, bir düalizm çeşididir. Materyalizm gibi, nitelik düalizmi de yalnızca fiziksel tözün var olduğunu savunur. Ama materyalizmin aksine, zihinsel durumların fiziksel durumlara indirgendiğini kabul etmez. Nitelik düalizmine göre zihinsel durumlar indirgenemezler; zihnin tamamen fiziksel bir çözümlemesi yapılamaz. Öte yandan, nitelik düalizmi, töz düalizminin aksine, fiziksel dünyasıyla etkileşim içinde olan, fiziksel bedeni harekete geçiren ölümsüz zihinlerin var olduğu görüşüne de karşıdır.

Dolayısıyla nitelik düalizmi, yalnızca tek bir tözde (fiziksel tözün) fiziksel ve zihinsel olmak üzere iki tür niteliğin var olduğunu savunur. Bedenlerimiz, kilo ve uzunluk gibi fiziksel niteliklere, inançlar ve arzular gibi zihinsel niteliklere sahiptir. Bu görüş, düalizmin ve materyalizmin içine düştüğü sorunlardan kaçınmayı başarmıştır. Çünkü; bir yandan zihinsel nitelikleri tamamen fiziksel niteliklerden daha üst düzeyde bir yere yerleştirerek indirgemeci materyalizmin içine düştüğü çelişkilerden kaçınır. Diğer yandan, zihinsel niteliklerin, bağımsız olarak var olan ölümsüz bir tözü temsil ettiklerini varsaymadığı için, töz düalizminin, iki birbirinden bağımsız tözün nasıl etkileştiğini açıklayarak karşılaştığı sorunlardan kaçınır.

Materyalizm

Materyalizm ya da fizikalizm yalnızca tek bir tözün, fiziksel tözün var olduğunu savunan görüştür. Materyalistler için en önemli sorun, zihinsel olayları tamamen fiziksel terimlerle açıklayabilme çabasıdır. Dolayısıyla materyalistler, çoğu kere zihnin, indirgemeci bir çözümlemesini vererek zihinsel durumları tamamen fiziksel süreçlerle açıklamak zorunda kalırlar. Böylesi indirgemeci bir tutum takınan materyalizm çeşidi, davranışçılıktır.

Felsefi Davranışçılık (Philosophical Behaviorism)

Davranışçılık zihinsel durum ve olayları, belli bir davranışı eğilimli olma haline indirgemeye çalışan görüştür. Davranışçılığa göre, dışarıda yağmur yağdığına inanmak (zihinsel durum) dışarı çıkarken şemsiye alma, asılı çamaşırları toplama vb. eğilimiyle özdeş kabul edilir. Felsefi bir görüş olarak davranışçılık, psikolojide, bilimsel yöntemin psikolojiye uyarlanması amacıyla ortaya atılan, davranışçılık ekolünden farklıdır. Felsefi bir görüş olarak davranışçılık zihnin nasıl tanımlandığına, zihinsel terimlerin anlamına ilişkindir. Felsefi davranışçılığa göre, her hangi bir zihinsel terimin anlamı, onun dışarıdan gözlenebilen davranışlara ve durumlara ilişkin terimlerle bağlantısına göre belirlenir. Düşünme, umma, algılama, hatırlama, benzer zihinsel kavramlar ya davranış ya da belli bir davranışı göstermeye eğilimli olmayla tanımlanırlar. Davranıştan bağımsız bir zihin söz konusu değildir.

Felsefi davranışçılığın en önemli temsilcisi Gilbert Ryle, Zihin Kavramı (The Concept of Mind) adlı eserinde zihin beden sorununun, “klasik görüş” olarak adlandırdığı, Descartes’ın düalist anlayışından kaynaklandığını iddia eder. Ryle, zihnin bedenin içinde, bedenden ayrı ontolojik varlığa sahip olan bir şey olarak tasarlanmasını “makinanın içindeki ruh” kavramıyla eleştirir. Kartezyen düalizmini kategori hatası yapmakla suçlar. Ryle’a göre, günülük dilde zihinsel terimlerin, zihinsel durumları sanki özel, gizli ve bedenin işleyişinden farklı bir özelliğe sahipmiş gibi tanımlamalarını, kategori hatası olarak nitelendirir. Ona göre, kategori hataları özel tür hatalardır; bu hata, zihinsel yaşama ilişkin olguları, aslında belli bir kategoriye aitken bir başka kategoriye aitmiş gibi tasarlamaktan kaynaklanır. Ryle’ın kategori hatasına verdiği örneklerden birisi Oxford ya da Cambridge üniversitesini ziyaret eden hayatında hiç üniversite görmemiş birinin bütün fakülteleri, rektörlüğü, derslikleri, yemekhaneyi kütüphaneyi, idari ve akademik bölümleri gezdikten sonra, bütün bunların dışında, ayrı bir de üniversite binası aramasıdır. Oysa, üniversite, bütün bu binaların, bunlardaki işleyişin tümünün genel adıdır. Dolayısıyla burada yapılan hata, üniversite teriminin yanlış bir kategoriye konulmasından kaynaklanmaktadır. Zihni, davranışla ortaya konan ve ifade edilen şeylerden başka bir şey olarak tasarlamak, aynı şekilde bir kategori hatasına düşmek demektir.

Davranışçılığın içine düştüğü sorunlardan en önemlisi, gerçek zihinsel durumlarla sahte zihinsel durumları birbirinden ayıramamasıdır. Çünkü; gerçek zihinsel durumlar da sahte zihinsel durumlar da tamamen, aynı davranış eğilimleriyle ifade edilirler. Günümüzde davranışçılık, ne psikolojide, ne de felsefede geçerliliği olan bir görüş değildir.

Zihin Beyin Özdeşliği Kuramı

Aynen davranışçılık gibi, indirgemeci bir materyalizm görüşü de zihinsel durumların fiziksel durumlarla özdeş olduğunu iddia eden zihin beden özdeşliği kuramıdır. Özdeşlik kavramının özü, bir ve aynı şeyi farklı şekillerde tanımlanması ve adlandırılmasıdır. Özdeşlik kuramcıları, bilim adamlarınca ortaya konan kuramsal özdeşlikler üzerinde yoğunlaşır. Bu anlamda şimşek, bulutlardaki elektrik boşalması ndan başka bir şey değildir, su H2O’dur, ısı moleküllerin kinetik enerjisidir ve sıvı moleküllerin belli bir şekilde düzenlenmesidir. Zihin beden özdeşliği kuramının en önemli sorunu, zihinsel durumlarla özdeş olabilecek fiziksel durumları bulmaktır. Birçok modern materyalist için, bu özdeşliğin adresi beyindir. Zihin beden özdeşliğini savunanlara göre, her bir zihinsel durumun, kendisine özdeş olan, bir beyin durumu vardır. Örneğin; acı hissi, beyindeki Csinirlerinin ateşlenmesine özdeştir. Bu durumda, acı hissi duyma niteliği, beyindeki nörolojik bir nitelikle yani C sinirlerinin ateşlenmesiyle tanımlanır.

Zihin beyin özdeşliği kuramının temel dayanağı, zihinsel olayların beynin belli kısımlarıyla bağlantılı olmasıdır. Beynin belli kısımlarındaki sinirsel aktiviteyi ateşlediğimizde ya da söndürdüğümüzde, onunla bağlantılı olarak, belli psikolojik durumların ortay çıktığı bilinmektedir. Ayrıca, beynin belli kısımlarında meydana gelen lezyonlar sonucunda, kişinin zihinsel psikolojik durumlarında değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Ancak, zihin beyin özdeşliği kuramının açıklamakta zorlandığı önemli husus, zihinsel niteliklerle beynin niteliklerinin birbirinden son derece farklı olmasıdır. Ayrıca çoğu kere bir zihinsel durum, beyindeki birçok farklı kısımla bağlantılı olabilmektedir.

Zihin beden özdeşliği kuramı, zihinsel olayların, beynin fiziksel ve nörolojik işleyişinin ötesinde ve dışında bir şey olmadıklarını, zihinsel olayların fiziksel olaylarla aynı şey olduğunu iddia ettiği için, indirgemeci bir kuramdır. Ancak, zihinsel olayların fiziksel olaylarla aynı şey olduğu doğru bile olsa, zihinsel olayların fiziksel olayların dışında ve ötesinde var olduğunu da kanıtlamak gerekir. Nasıl idealizm fiziksel, nesnel, gözlenebilir olayların varlığını yok sayıyorsa zihin beyin özdeşliği kuramı da zihinsel, öznel, gözlenemez olayların varlığını yok saymaya dayanır. Dolayısıyla, hem idealizm, hem de zihin beyin özdeşliği kuramı zihinsel ve fiziksel olaylar arasındaki ilişkiyi açıklamakta yetersizdir.

İşlevselcilik (Functionalism)

Davranışçılık görüşüne nazaran daha gelişmiş bir materyalizm görüşü işlevselciliktir. İşlevselciler belli bir zihinsel durumu, belli bir işlevsel rolle tanımlarlar. Örneğin; dışarıda yağmur yağdığına inanmak, dışarı çıkıyorsak yanımıza şemsiye almamıza, asılı çamaşırımız varsa onları toplamamıza sebep olan bir durum olarak tanımlanır. Bu işlevsel rolü yerine getiren her durum, yağmur yağdığına inanmak olarak kabul edilir.

İşlevselcilik, zihinsel durumları, bilimsel psikolojik bir dille ortaya koyabilecek felsefi bir çerçeve sağlar. Ancak, işlevselcilerin çoğunun, aynı zamanda materyalist oldukları kesindir. Zihnin ne olduğu sorusunun, zihnin ne işe yaradığı sorusuyla aynı şey olduğunu düşünen birisi, aynı zamanda zihinsel durumların, aslında fiziksel durumlar olduğunu, bir insanın oldukça karmaşık bir fiziksel nesne olduğunu da düşünüyor demektir. O yüzden işlevselcilik ile materyalizmin ilişkisine dair bir şeyler söylemekte fayda vardır. İşlevselcilik materyalizmle aynı şey demek değildir. İşlevselciliğe göre, zihinsel bir durum, bir algının sonucu ve bir davranışın nedenidir. Zihinsel durumlar da birbirinin nedeni ve sonucu arasındadır. Materyalizm ise her zihinsel durumun fiziksel bir durumla beynin ya da sinir sisteminin bir durumuyla özdeş olduğunu söyler. İşlevselcilerin materyalist bakış açısından etkilenmesi doğaldır. Çünkü; duyum algılarının sonuçlarını, davranışların nedenlerini, beyin durumlarıyla açıklamak, birbiriyle nedensel ilişkiler içindedir. Ama işlevselciliğin tek başına materyalizmi gerektirdiği söylenemez. Kendine özgü nedensel rolü olan zihinsel durumların var olduğunu söylemek, mantıksal olarak, bu zihinsel durumların fiziksel durumlar olduğunu söylemek demek değildir.

Eğer bütün nedenlerin ve sonuçların fiziksel olduğu savı yanlış o zaman işlevselcilik, yukarıda sözü edilen düalist kuramlarla ve hatta materyalizmle tutarlı demektir. Çünkü; bütün nedenler ve sonuçlar fiziksel olmadığı halde, zihinsel durumların fiziksel durumlar olduğu söylenebilir. İşlevselciliğin kendisiyle tutarlı olmadığı tek kuram davranışçılıktır. Çünkü; davranışçılığa göre, zihinsel bir durumda olmak, davranışsal bir durumda olmak demektir. Zihinsel bir olay ve durum, belli bir şekilde davranmak davranma eğilimi göstermek demektir. Bu, işlevselcilikle tutarlı değildir. Çünkü; işlevselciliğe göre, zihinsel olan, davranış olarak değil, davranışın nedeni olarak tanımlanır. Davranışçılığa göre, zihinsel bir durum, davranışa ilişkin olgularla özdeş olarak tanımlanırken işlevselciliğe göre, zihinsel bir durum, davranışla ilgili olguları açıklayan bir durumdur.

İşlevselcilik bir anlamda zihin beden sorununu bertaraf etmeye çalışır. Zihinsel bir durumda olmak, işlevsel bir durumda olmak demektir. Bunun mantıksal sonucu da o işlevsel durumda olabilen her varlığın, ne olursa olsun, o zihinsel durumda da olabilmesidir. İster insan, ister Marslı, ister bilgisayar olsun, her hangi bir varlık belli bir işlevsel durumu gerçekleştirebiliyorsa o zaman, belli bir zihinsel durumu da gerçekleştiriyor demektir. Bu noktada varlığın ne cins olduğunun önemi yoktur.

Zihin Beden Sorununa Cevap: Ne Materyalizm Ne de Düalizm

Yukarıdaki tartışmadan da açıkça görüldüğü gibi, ne düalizm, ne de materyalizm zihin beden sorununa etraşı ve kesin bir çözüm getirememiştir. Ancak, zihinsel olguların ve durumların, beyinle bir şekilde bağlantılı olduğu göz ardı edilemeyecek kadar kesin olduğu için, zihin beden sorununa doyurucu bir cevap verilmesinin, ancak materyalist yönelimli, bir şekilde zihinle beynin ilişkisini göz önüne alan, bir kuramdan geleceği besbellidir. Ama ,zihni beyine, fiziksel süreçlere indirgeyen zihin beden özdeşliği, davranışçılık gibi indirgemeci materyalist kuramlar, zihin beden sorununa cevap vermekten uzaktır. İşlevselciliğin de tam olarak tutarlı bir cevap sağlamadığını gördük. Dolayısıyla bu soruna, indirgemeci olmayan bir materyalist kuramın, nispeten doyurucu bir cevap vermesi olasıdır. Buna göre, zihinsel durumların beynin durumlarıyla özdeş olmadıklarını kabul edip, onların kendilerine özgü ontolojik varoluşlarını reddetmeyip, zihinsel niteliklerin, beynin nörolojik işleyişini takip ederek ya da izleyerek onlara bağlı olarak ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Pankreasın insülin salgılaması ne kadar doğalsa beynin işleyişinin zihinsel durumlar üretmesi de o kadar doğaldır. İnsülin kendisini üreten pankreastan ne kadar farklı ve ona indirgenemezse zihinsel nitelikler de kendilerini üreten beyin durumlarından o kadar farklıdır ve onlara indirgenemez.


Descartes’da Açık Seçik İdeler Kavramı

Descartes’da Açık Seçik İdeler Kavramı

19 Haziran 2018 Salı

Descartes’ın açık seçik ideler kavramı, onun zihin kuramında çok önemli bir yere sahiptir. Descartes’ın zihin kuramına göre ideler zihnin nesneleridir.

Augustinus'un Zihin Kavramı

Augustinus'un Zihin Kavramı

9 Mayıs 2018 Çarşamba

Augustinus Orta Çağda Patristik felsefenin en önemli temsilcisidir.

Kişisel Özdeşlik Sorunu: Ben Kimim?

Kişisel Özdeşlik Sorunu: Ben Kimim?

4 Eylül 2018 Salı

“Ben kimim?” sorusu hem felsefe, hem de psikoloji literatüründe önemli yer tutan sorunsallardan birisidir.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi