Image

Zihinsel Olgu Türleri

Bu noktada zihinsel olayların ve durumların birkaç temel sınışandırmasına bakmak faydalı olacaktır. Bu hem ne tür olgularla uğraştığımız hakkında bir fikir verecektir, hem de “zihinsel” ya da “psikolojik” başlıkları altında toplanan olguların, son derece büyük farklılık ve çeşitlilik gösterdiğini anlamamıza yarayacaktır. Ancak söz konusu sınışandırma tamamlanmış ya da sistemli olmaktan uzaktır, ayrıca bazı kategorilerin birbiriyle örtüşmesi de söz konusudur.

İlk olarak, duyumlarla ilgili zihinsel olguları ayrı bir sınıfa koymak mümkündür. Ağrı, acı, kaşınma, gıdıklanma, ardışık görüntü (afterimage), yuvarlak yeşil bir leke görmek, arabanın lastiklerinin asfaltta ötüşünü duymak, başı dönmek vb. gibi durumlar bu sınıfa girecektir. Bu tür zihinsel durumların nasıl hissedildiğine, şeylerin nasıl göründüğüne ya da görünüşe geldiğine bağlı olarak “olgusal” ve “niteliksel” yönleri olduğu düşünülür. Böylece, ağrının, acının kendine özgü ayırt edici bir niteliği vardır; acı ağrı verir. Yeşil bir lekeye baktığınızda, leke size ayırt edici bir şekilde yeşil görünür, sizin görsel deneyiminiz bu yeşil görünümü içerir. Ve elbette kaşıntı ve gıdıklanma gıdıklandırır. Böyle duyumlar kendine özgü ayırt edici bir hisse ve bizim tarafımızdan dolaysız bir şekilde, doğrudan tanımlanabilen duyusal bir niteliğe sahiptir. “Yalın his” ve “algılanmış nitelikler” (qualia) ifadeleri de bu niteliksel zihinsel durumları ifade etmekte kullanılır.

İkinci olarak, bir kişiye ya da organizmaya psikolojik filler yardımıyla atfedilen zihinsel durumlar vardır. Örneğin; başbakan seçimi kazanacağını umuyor, ana muhalefet partisi başkanı onun kazanma şansının olmadığına inanıyor ve birçok köşe yazarı başbakanın istediğini elde edeceğinden korkuyor. Bu tür zihinsel durumlara ifadesel tutumlar (propositional attitues) adı verilir. Bu tür durumlar öznenin ifadeye (örneğin, “referandum onaylanacak” veya “tavuk eti kırmızı etten daha sağlıklıdır” gibi) karşı sahip olduğu bir tutum (örneğin, inanma, korkma, umma, düşünme gibi) hakkındadırlar. Bu ifadeler ifadesel tutumların içeriğini oluşturur. Dolayısıyla başbakanın umudunun içeriği seçimi kazanacağıdır, bu içerik aynı zamanda ana muhalefet partisi başkanının inanmamasının ve bazı köşe yazarlarının korkusunun içeriğidir; ve bu içerik “seçimi kazanacak” ifadesiyle ifade edilir. Bu zihinsel durumlara aynı zamanda “yönelimsel durumlar” da denir. Peki, bu zihinsel durumların olgusal, niteliksel bir yanı da var mıdır? Genellikle inançların ve arzuların, sahip oldukları ifadesel içerikten bağımsız olarak, kendine özgü bir niteliği olduğunu düşünmeyiz. Yani havanın sıcak olacağına inanıyor olmamın kendine özgü bir niteliği, kendine özgü bir inanç hissi yoktur. Günlük hayatımızdaki psikolojik düşünmelerimiz ve kuramlarımız, büyük oranda ifadesel tutumlarımızdan oluşur. Günlük hayata ilişkin kuramlarımız arasında da inanma ve arzu etme (isteme) en temel ifadesel tutumlardır.

Bunların dışında çok geniş, bir ölçüde belirsiz, hisler ve duygular başlığı altında toplanabilecek çeşitli zihinsel durumlar vardır. Bunlar kızgınlık, sevinç, üzüntü, çöküntü, coşku, utanma, pişmanlık, vicdan azabı duyma vb. gibi duygulardır. Kızgınlık ve kıskançlık gibi bazı duyguların genellikle kendine özgü niteliksel bir hissi varsa da bütün duyguların hislerin aynı şekilde kendilerine özgü bir hissi ya da niteliği olduğunu, her bir ana duygu tipiyle bağlantılı bir tek kendine özgü duyusal his olduğunu söylemek mümkün değildir.

Bunların dışında niyetlenme, karar verme, isteme gibi “istenç” durumları vardır. Bu durumlar ifadesel tutumlardır; niyetlerin ve kararların içeriği vardır. Örneğin; yarın Ankara’ya gidecek akşam trenine binmeye niyet edebilirim; burada içerik “yarın Ankara’ya gidecek akşam trenine binme” ile ifade edilmiştir, ama cümlenin tam içeriği “yarın Ankara’ya gidecek akşam trenine binmeye niyetliyim” cümlesiyle ifade edilir. Her ne olursa olsun, bu zihinsel durumlar eylemlerle yakından ilişkilidir. şimdi kolumu kaldırmaya niyet ettiğimde, şimdi kolumu kaldırma eylemini gerçekleştirmeliyim; kişi bir şeyi yapmaya niyet ettiğinde, karar verdiğinde ya da yapmayı istediğinde kendini o şeyi yapmaya hasretmiş olur. Dolayısıyla kişi, yalnızca o şeyi gerçekleştirmeye doğru gerekli adımları atmaya hazırlanmakla kalmaz, ama gerçekten de o şeyi, uygun zamanda gerçekleştirmek zorundadır. Bu kişinin fikrinin değişmeyeceği mutlaka başarılı olacağı anlamına gelmez; burada ifade edilmek istenen şey, kişinin eylemi gerçekleştirme zorunluluğundan kurtulmak için önce, niyetini değiştirmek zorunda olduğudur.

Eylemler tipik olarak bedenlerimizin hareketini içerir, ama salt bedensel hareketler sayılmazlar. Varsayın ki siz de ben de kolumuzu kaldırıyoruz. Ancak, siz kolunuzu kaldırırken benim kolumu bir başkası tutup kaldırıyor. Sizin kolunuzu kaldırmanız bir eylemdir; sizin yaptığınız bir şeydir. Ama benim kolumun kalkması bir eylem değildir; o benim yaptığım bir şey değil, aksine bana yapılan bir şeydir. Sizin kolunuzu kaldırmanızı benim kolumun salt kalkmış olmasından ayıran zihinsel bir şey var gibi görünüyor; belki de bu sizin kolunuzu kaldırmaya niyet etmiş olmanız ya da kaldırmayı istemenizdir. Eylemleri “salt bedensel hareketler”den ayıran şeyin tam olarak ne olduğuna ilişkin tartışma, zihin felsefesinin ana konularından biridir. Fırından ekmek almak gibi bir eylemi düşünün. Fırından ekmek alma eylemine girişen birisinin kafasında belli bir takım fikirler ve inançlar olacağı apaçıktır; ilkin, ekmek almayı istemektedir ya da en azından bir şey satın almak istemektedir (Çünkü kişi almak istediği şeyin ekmek olduğunu sanarak yanlışlıkla ekmek alabilir). Bir şeyi satın almak için, kişinin, satın almanın nasıl bir şey olduğunu, onu çalmaktan ya da ödünç almaktan neyin ayırdığına dair bir bilgiye, inanca sahip olması gerekir. Burada söylenmek istenen şey, sadece ilgilendiği konu her neyse ona ilişkin inanç ve bilgi sahibi olan varlıkların sosyal yaşama uygun eylemlerde bulunabilecekleridir. Özür dileme, kutlama, söz verme gibi eylemler, sosyal ilişkileri ve adetleri anlamayı gerektirdiği gibi, zengin, karmaşık, inançlar, arzular ve niyetler sistemine sahip olmayı gerektirir.

Kişilik özellikleri (dürüst, takıntılı, şakacı, içe dönük olmak), alışkanlıklar ve eğilimler (çalışkan, dakik olmak), zihni yetenekler, artistik beceriler vb. gibi şeyler, genelde “psikolojik nitelikler” başlığı altında yer alırlar. Ama bunlar aynı zamanda dolaylı olarak ya da çıkarım yoluyla zihinsel olarak da kabul edilebilirler. Dürüstlük zihinsel bir özelliktir; Çünkü; belli türden arzuların oluşmasına (örneğin, doğruyu söyleme arzusu, diğerlerini kandırmama arzusu gibi) ve buna uygun şekilde davranılmasına (özellikle, insanın inandığı şeyi söylemesi) sebep olan bir eğilimdir.


Spinoza'nın Zihin Anlayışı

Spinoza'nın Zihin Anlayışı

27 Haziran 2018 Çarşamba

Eğer Descartes modern felsefenin kurucusuysa Spinoza da onun anlayışını sürdüren bir düşünürdür.

Descartes’da Açık Seçik İdeler Kavramı

Descartes’da Açık Seçik İdeler Kavramı

19 Haziran 2018 Salı

Descartes’ın açık seçik ideler kavramı, onun zihin kuramında çok önemli bir yere sahiptir. Descartes’ın zihin kuramına göre ideler zihnin nesneleridir.

Öznellik Kavramı

Öznellik Kavramı

14 Şubat 2017 Salı

Öncelikle burada söz konusu edilen öznellik kavramının epistemolojik olarak ele alınan öznellik nesnellik tartışmasındakinden farklı olduğu vurgulanmalıdır. Bu tartışma bilginin nesnel olarak var olabileceği tartışmasıdır.

Arama

Zaman Çizelgesi

Seçtiklerimiz

Siyaset Felsefesi
Liberalizm Nedir? Özellikleri Nelerdir? Temsilcileri Kimlerdir?

Toplumsal ve politik analiz ile değerlemenin amaçları açısından gerçekten önemli olanın birey ya da kişi olduğunu savunan liberalizm açısından, bir kültürün, dil, cemaat ya da ulusun kaderi ve istikbaliyle ilgilenmek kadar doğal ve gerekli bir şey olamaz. Bununla birlikte, bu ilgi ikincil olup esas değerli olan birey ve bireyin hazları ve acıları, tercihleri ve özlemleri, gelişimi ve bekasıdır.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Metafizik
Varoluş Felsefesi veya Varoluşculuk

Bu varlık görüşünde insan tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka bir deyişle, bu yeni felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Voltaire
Voltaire ve Deist Tanrı Anlayışı

Voltaire, Tanrının varoluşunu ele almadan önce, klasik Tanrı anlayışlarıyla dinin kendisine ve kurumsal boyutuna şiddetli bir savaş açar. Gerçekten de Voltaire, esas olarak her tür karanlıkçılığa olan nefreti ve Hıristiyanlığa, özellikle de Katolik Kilisesinin temsil ettiği Hıristiyanlığa yönelik amansız düşmanlığıyla seçkinleşir.

3 Mart 2017 Cuma

Felsefe Akımları
Marksizm - Sosyalizm - Komünizm Nedir?

Marksizm ve ona dayanarak ortaya çıkan sosyalizm ve komünizm ideolojileri, temellerini Karl Marx’ın (1818-1883) ve yakın dostu Friedrich Engels’in (1820-1895) felsefî görüşlerinden alır.

23 Kasım 2015 Pazartesi